9 Ekim 2020 Cuma

Ömerli’de Çocuk Olmak

 

Adnan Demircan

Bir süredir ara verdiğim Ömerli yazılarına aradan geçen uzun zamana rağmen Ömerli’de çocuğun dünyasıyla ilgili hatırladıklarımla devam etmek istiyorum.


Fabrikasyon oyuncaklar hayatımıza hâkim olmadan ve oyuncakçılık önemli bir sektör haline gelmeden önce de dünyada çocuklar yaşıyordu ve temiz dünyalarında oyuncaklara ve oyunlara yer vardı. Bir çocuk her yerde ve koşulda bir dünya inşa edebilir.

Belki önce çocuktan ve toplumdaki yerinden kısaca bahsetmek gerekir. Bahsettiğim dönemde Ömerli’de aileler kalabalıktı ve çocuklar bu kalabalık aile içinde gözlerini açarlar dünyaya… Bencillik yapamazlar ve işten kaçamazlar, nazlarıyla ailelerini bıktıramazlar. Tabii naz söz konusu olunca erkek çocukların kızlara göre bir üstünlüğü olduğu muhakkak. Açıkça adı konmasa da erkek çocuk her zaman el üstünde tutulandır. Bu sebeple biraz da şımartılandır. Ancak bu, aileye karşı sorumluluklarını yerine getirmeyebileceği anlamına gelmez.

Sorumluluktan bahsettim, ama bunun da çocuğun hayata katılması anlamında doğal olduğunu ifade etmeliyim. Çocuk dünyaya gözlerini açtığında ve etrafını tanımaya başladığında herkesin işin ve çalışmanın bir parçası olduğunu görür. Çok sürmez, birkaç yıl sonra kuzuları otlatmaya götürür. Çünkü önce onları idare edebilecektir. İlerleyen yıllarda bağda ya da tarladan yüklenen bir yükü istenen yere götürmek, koyun ve keçileri otlatmak, yavaş yavaş ekin biçilirken ḳafléleri (demetleri) toplamak, megzûnun (orak) ucuna tutuşturulan otları çevirerek ḥaşîşin (otun) kuruması için urgan benzer ıftil haline getirilmesi işine megzûnu çevirerek katkıda bulunmak işleri arasındadır. Kız ise kardeşine bakacak, altını temizleyecek, annesinin hazırladığı mamayı yedirecektir. Gerektiğinde yemek yapacaktır. Bir bakıma hayata hazırlanmadır bu…

Çocuk elbette oyun da oynayacak, oyuncakları da olacak. Dünyasını bunlarla kuracaktır. Önce oyuncaklardan söz edelim. Elbette hepsi doğal ve aynı zamanda yeteneğini geliştirici oyuncaklara sahip olabilir çocuk…

Mesela mekkîne… Makina kelimesinin mahalli telaffuzu… Ama araba anlamında kullanılıyor. Araba denince akla gelebilecek, tel arabalardır. Ama onların da basit olanları ve göz alıcı olanları vardı. Basit olanı çocuk, ele geçirdiği telden yapmaya başlar, bu araba hayaline göre bir kamyon ya da bir otomobil olabilir. İlla da direksiyonu olacak ve ön tekerleğe bağlı olan direksiyonla bu arabayı sürecek.

Her dönemde insanın yaptığı işe değer kattığı çalışmaları vardır. Çocukluğumda sahip olduğum bir kamyon böyleydi. Bunu biri epey emek vererek yapmıştı. Sanatkârını hatırlamıyorum, ama yakınlarımdan biri olmadığını biliyorum. Kamyonun telleri çok düzenli hazırlanmış, ayrıca renkli ince kablolarla her tarafı ayrıca sarılmıştı ki rengârenk bir sanat eseri çıkmıştı ortaya. Benden sonra kardeşlerim de bu kamyonla epey oynadılar, toprak taşıyarak oynadılar.

Erkek çocukları için önemli bir oyun aracı da rığâyât idi. Çocukluğumuzda gülle diye Türkçesini öğrendiğimiz, şimdilerde ise misket denen oyuncak. Hakikaten şimdiki cam misketlere göre bizim oyuncağımız gülle adını hak ediyordu. Cam misketler hayatımıza yeni giriyordu. Biz misketlerin değil, güllelerin çocuklarıydık. Gülle, mıruv denen çakmaktaşına benzer sert bir taştan yapılırdı. Önce damarlı, renkli ve güzel görüntüsü olabilecek bir taş bu işe özgü bir çekiçle küçük vuruşlarla yuvarlatılır. Büyüklüğüne uygun kamyonculardan elde edilen somuna girecek boyuta gelince de iki somun arasında binlerce kez çevrilerek düzeltilir, ardından bir bezin içine sadeyağa yatırılır. Birkaç gün yağın içinde kalan gülle silindiğinde harika bir görüntüyle karşılaşırdınız. Gülleler boyut olarak biraz büyüktü. Bu sebeple yere konularak şehadet parmağının büyük parmağın üzerine getirilmesi suretiyle fırlatılırdı. Gülle fırlatmada mahir olanlar vardı.

Çocukların bir oyuncağı da maṭoyé idi. Maṭoyé, sapan dediğimiz oyuncaktı. Sapanın çatallarını meşe ağacından yapardık. Lastikleri ise bu iş için elverişli olan muhtemelen arabaların iç lastiklerinden elde edilen elastiki bir malzemeden yapılırdı. Taşın konulduğu kısmı deriden yapmak gerekiyordu.

Çekku dıms dediğimiz, kısa mızrağa benzer sopa haline getirilmiş meşe dallarıyla oynanan bir oyunumuz vardı ki bu oyunda kullandığımız sopalar da önemliydi ve ucunun güzel bir şekilde sivriltilmesi gerekiyordu.

Ha bir de sakızlarda çıkan artist fotoğraflarını toplardık ki, mükerrer olanlarını değiştirirdik. Çocukluğumuzun son dönemlerinde Tipitip diye bir sakız çıkmıştı. Şimdi de üretiliyor bildiğim kadarıyla… Onun karikatürlerini de toplardık.

Kızların en önemli oyuncağı ise bebeklerdi. İki küçük dalın haça benzer şekilde üst üste getirilip iple bağlanması, bebeğin iskeletinin en önemli kısmıydı. Artık iş çocuğun ilgisine göre bu bebeğe bir elbise dikmeye kalıyordu ki bu konuda yetenekli nineler kimseye iş bırakmazlardı.

Çocukluğumuzda oyun hamuruyla tanışmamıştık, ama çamurumuz vardı bizim. İstediğimiz kıvama getirir, dilediğimiz kadar çamurla istediğimizi yapardık. Renklendirmelerini ise hayal dünyamızda yapardık.

Oyunlara gelince, konu epey uzayacak. Bu sebeple bahsettiğim oyuncaklarla nasıl oynadığımızı ve oyunlarımızı sonraki yazıya bırakalım.

0 yorum:

Yorum Gönderme

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN