10 Eylül 2020 Perşembe

Yes Şeyh!



Prof. Dr. Şaban Öz

Sanırım öncelikle yazının adının mülhem kaynağını anlatmam gerekiyor. Akademik camia ve bizim mahalle ilimle, kitapla çok hemhâl olduğu ve dahası magazin izlemediği için çoğunuzun haberi yoktur, bir kanalda “Masterchef Türkiye” isimli bir yemek yarışması var. Programda genç aşçılar şeflerle konuşurken ikide bir “yes şef” diyorlar, sanki mutfak dili İngilizceymiş gibi şefin her sorusuna “yes şef” diye cevap veriyorlar. Şeflerin uyarısına rağmen ısrarla “yes şef”ler devam ederken programdaki İtalyan şef, kendisiyle İngilizce konuşmaya çalışan yarışmacıya “Benimle niye İngilizce konuşuyorsun?” deyip tarihi ayarı çekti! En sonunda sert şef, “En nefret ettiğimiz ‘yes şef’tir” deyip konuyu kapattı… Hah işte oradaki yes şefi; son dönemlerde işi yemek yarışması boyutunda sürdüren değerli şeyhlerimize uyarlamış oldum! Haliyle ne alaka sorusu geliyor; yarışmada “blend edip fresh bir tat katarsınız” türü cümleleri o şeften duymamış olsam aslında bir alakası da yoktu. Hayaller gerçekler… Söylemler eylemler… 

Magazin konusundaki derin bilgimi sizlerle paylaştıktan sonra konumuza gelelim; ülkemizde on yıldır bazılarının “Güney Müslümanlığı” bazılarının “Arap Müslümanlığı” dediği aslında “buz gibi” Arapçılık olan yaşam tarzı, din olarak pazarlanmaktadır. Onlar gibi giyinmek, onlar gibi yemek, onlar gibi yaşamak tövbe haşa sanki dinmiş gibi tavsiye ediliyor, uygulanıyor, ciddi anlamda teşvik ediliyor! Yanlış hatırlamıyorsam “şeyhimsiler”den biri, “Bıyıksız ilahiyatçı mı olur” deyivermişti. Çok şükür sakalım bıyığım mebzul miktarda olduğu için üzerime almamıştım gerçi ama sarığı kafanın üstüne değil içine sarmış bu zevattan böyle müthiş bir hamleyi zaten beklediğim için açıkçası fazla da şaşırmamıştım. Kısacası son on yıl içerisinde sarıklı cübbeli epeyce “kıssacımız”, “şeyhimiz” “mehdimiz” ve hatta devre mülk satıcımız oldu. Utanmadan “Allah’ın cübbesi” bile demeye başlamışlardı ki… 

Bir şükür vesilesi olarak kaydetmeliyiz ki, bunların öykündükleri Arapların sadece yönetim düzeyiyle sınırlı kalmayan “jakonbenlikleri” (uşaklıkları), millet olarak duruşumuzu belirledi de o güzel Anadolu insanının “Bunlar mı Müslüman?” sorusu sık sık dile getirilmeye başlandı. Henüz unutmadık Türk ordusunun hamlelerine karşı Arapların tavırlarını! İdareciler tamam da, hani bir cami çıkışında halktan bir iki Türk bayrağı görmek de istiyor insan tabi… Oldu mu? Olmadı! Birilerinin dört beş kişilik konsolosluk çalışanına bayrak verip güya destek gösterilerini de bu millet yemedi!

Kısacası Arapçılık propagandası tutmadı. Olayın dış güçlerle bağlantısının bulunduğu, dinin beka sorunu olduğu; sınırları, devletleri, bayrakları küfür işaretleri olarak değerlendiren güya “selefi” çevrelerin veya sahip olduğu kabile kafasından mütevellit “tavanım gök, evim çöl” diyerek “midesi” ile “uçkuru” arasına sıkıştırılmış bir hayat süren “zevkperest” ve “yavşak” (yılışık anlamında) Arap burjuvazisinin her türlü emperyalizme, -hadi o kelimeyi kullanmadan söyleyelim- koşmasını bu milletin içine sindirmesi o kadar kolay değildi. Tıpkı yakın geçmişte katı Kemalizm’in düşünceden, fikirden arındırılmış “Batı mukallitliğini” bu millete dayatmasının tutmadığı gibi. Tutmazdı da zaten… Türküye alışmış bir kulağın operayı “zulüm” olarak nitelendirmesinden daha doğal ne vardı ki?

Bir öngörü olarak paylaşmakta bir beis görmüyorum, pazarlanan sarıklı cübbeli “Müslüman tipi” de tutmayacak. Ne kadar Osmanlıyı refere ederseniz edin, ne kadar Anadolu irfanıyla şimdiki “şarlatanlıkları” eşitlemeye kalkarsanız kalkın ata binmek için pantolonu icat etmiş bir millet hiçbir zaman cübbeyi kıyafeti olarak benimsemeyecek. Dahası dışarıda Araplar, içeride Arapçılar böyle devam ederlerse cübbeli, sarıklılara da güvenmemeye devam edecek!  

Yanlış anlaşılmasın lütfen Anadolu insanından bahsediyorum. Bizim Türk’ümüz de başka illerin Türk’üne; bizim Kürd’ümüz de başka illerin Kürd’üne benzemiyor! Diyeceğim o ki, bu milleti yeri ve zamanı geldiğinde “dertleştiği” Allah’ından; askerine adını verdiği Peygamberi’nden; uğrunda canını, canından öte çoluğunu çocuğunu feda ettiği “bayrağından”; canı çektikçe “Hepiniz gelin ulan!” diye efelendiği emperyalist düşmanlığından; düğünündeki “halayından” ayıramayacaklar! Ölçümüz Allah’ın Kitab’ı; Elçisinin Sünnet’i ve Sîret’i oldukça da başaramayacaklardır… 

2 yorum:

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN