5 Eylül 2020 Cumartesi

Dünya Dincisi

 

                                                                            Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

Ha bire gözlerini ovuşturuyor, arada bir esniyordu. Pek esneme de denmezdi buna. Kıpırdanıp duruyordu. Diyeceği bir şeyi olup da bir türlü diyemeyen çocuk halleriydi üzerindeki. Daha fazla dayanamadı ve söze girdi. 

-Siz sormadınız ama ben söyleyeyim. Bugün çok uykusuzum, bildiğiniz gibi değil. 

Herkes birbirine baktı. Endişeli ve huzursuz bir hava oluştu. Uflamalar, tıslamalar... “Gene başladı” dedi birisi usulca yanındakine. Yanındaki de yüz ifadesiyle tasdik etti. 

O zaten başlamıştı. Ortamın huzursuzluğu, insanların yüzlerine vuran rahatsızlıkları umurunda değildi. Kendine odaklanmış, keyifle anlatıyordu. 

-Gecenin bir yarısı uyandım arkadaşlar. Aslında her gece yaşadığım şey. Şöyle bir gerindim. 

Bu arada gerinme halini de gösterdi. Kollarını geriye attı, iri göbeğini ileri itti, bir de böğürme sesi çıkarttı. İtici gelmek için adeta elinden geleni yaptı. Kimisi havaya, kimisi sağına soluna kimisi de önüne bakıyordu. Sadece iki kişi ilgili görünüyordu. Birisi mahallenin hayranı, öteki mahallenin muzibi. Ona da eğlence lazımdı.

-Eee… hacım! Gecenin o yarısı ne iş çevirdin bakayım? Seni gidi çapkın!

-Zevzek zevzek konuşma! Ne iş çevirmesi? Gecenin o yarısı ibadetten başka aklıma ne gelir?

-Bak bu doğru. Benim aklıma hiç gelmemişti. Biz ancak fosur fosur uyuruz. İbadet nerde biz nerde? Böyle hasletler ne gezer bizde!? Ermiş kişisinin yeminle, ver elini öpücem!

Öptü de vallahi. Bizim ki hiç rahatsız olmadı. Her şey normalmiş gibi anlatmasına devam etti.

-Gecenin yarısı benim ibadetten başka bir şey aklıma gelmez. Anlatıyordum ne güzel sözümü kestiniz. Gittim, buz gibi suyla abdest aldım. Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Şöyle iki rekât, sonra bir iki rekât daha, sonra bir iki rekât daha. Hızımı alamadım sekize kadar gittim. Gözüm gibi gönlüm de açıldı. Pencereden baktım, kimsenin ışığı yanmıyordu. “Bu ne gaflet!” dedim içimden. Hanıma sesleneyim dedim. 

Muzip hemen atıldı. Hazineyi bulmuştu. 

-Sahi yenge ne dedi? 

-Ne diyecek canım? O da senin gibi fosur fosur uyuyor. Kaç kere dedim ona: “Şöyle benimle kalk, bir gece namazı kıl. Komşuların şöyle bir ibadet eden kadın görsün.” Neymiş efendim!? Komşular için namaz kılınmazmış. Namaz, Allah için kılınırmış. Tabi ki Allah için kılınır. Ama komşuların da bilmesinde ne mahzur var? Allah’ın bildiğini kuldan mı saklayacağız?

Oradan biri söze girdi. 

-Ama Peygamberimiz gece namazlarını kılarken kimseye göstermezmiş. Kimsenin penceresine de bakmazmış. 

-O koskoca Peygamber canım. O’nu karıştırma!

-Ama bizim O’nu örnek almamız gerekmez mi?

-Ben böyle mutmain oluyorum canım. Örneklik davranış sergiliyorum. Bakın sayemde kaç kişi gece namazına başladı. Mahallenin hayranı hemen atladı: 

-Evet, ben başladım. Gerçi epeydir kalkamıyorum ama. 

Bakın, benim sayemde başlamış! Topluma böyle örnek olacaksınız. Benim insanlara yaptığım yardımların dökümünü yapsam ağzınız açık kalır. Kaç talebe okuttum. Kaç insanın karnını doyurdum. Kaç yardım kuruluşu benim sayemde ayakta duruyor. Siz beni daha tanımıyorsunuz. Geçen uğradım birisine “Hacı Amca sen olmasan bizler ayakta kalamayız” dedi. Ağzıyla itiraf etti adam.

-Allah Allah! dedi birisi. Biz niye fark etmiyoruz?

Öyle geceleri fosur fosur uyursanız hiçbir şey fark edemezsiniz. 

-Nerden biliyorsun canım, öyle uyuduğumuzu?

-Biz biliriz. Erenlerin kalp gözü açıktır. Hem sizin pencerelere bakıyorum geceleri, ışık mışık hak getire! 

-Demek bizim pencereleri gözetliyorsun?

-Ne gözetleyeceğim canım. Bakarken gözüme takılıyor. Şu üç mahalledeki cami benim sayemde yapıldı. Bir sürü öğrenci benim desteğimle okudu. Şu şehirde yardımsever ilk on kişi arasında ben varım.

Herkes birbirine baktı. Şaşkındılar, fakat ne diyeceklerini bilmiyorlardı. Ne ispat edebilirlerdi ne inkâr. Muzip devreye girdi. 

-Biraz abartmadın mı Hacı Ağabi?

-Ne abartması canım! Az bile söyledim. Benim dünya çapında yardımseverlik unvanım var. Bilirsiniz falancayı hapisten kurtardım. Filanca borç batağındaydı, ben çıkarttım. Geçen mahalledeki üç genci işten atıyorlardı, ben engel oldum. Fabrika sahibi benim bir sözüm üzerine atmaktan vaz geçti. 

-Bunları duymadık da şu bir ay önce işten atılan zavallıları niye kurtarmadın?

-Onlar bana gelmediler. Telefon bile etmediler. Bunlara iyilik yaramaz. Hem bir sürü kabahatleri varmış.

-Yahu, ne kabahati? Tertemiz çocuklar onlar. Bu söylediklerin iftiraya girer. 

-Ben onlara gene iyilik ettim. Ben devreye girmesem işten atılmak bir yana hapse bile düşerlerdi. Hadi gene mütevazılık bende kalsın dedim. Hepsini hapisten kurtardım.

Dayanamadı bir tanesi patladı:

-Yahu be adam! Bütün bunları niye söylüyorsun? Yaptıysan yaptın. Hem Allah rızası için yaptım diyorsun hem de her yaptığını, yaptın mı bilmiyorum, başımıza kakıyorsun, kafamızı ütülüyorsun.

Altta kalır mı bizimki? Hemen cevabı yapıştırdı:

-Zaten size anlatanda suç. Siz ne anlarsınız? Yardımseverlikten, gece ibadetinden, gündüz zikrinden. Benim dualarım kadar beddualarım da etkilidir. Geçenlerde birine beddua ettim de ayağı kırıldı.

Adam hışımla kalktı. Kolundan tuttular, oturması için ısrar ettiler ama kararlıydı.

-Israr etmeyin Allah için! Ben gidip biraz hava alayım. Bir de Felak ve Nas okuyayım. Allah korusun ayağım, bacağım kırılır!

Ortam gerilmişti. Mahallenin sakin kişisi devreye girdi. Tane tane konuşmaya başladı:

-İnsanların bazı yaptıkları Allah’la kendi arasında kalmalı değil mi? Ulu orta herkese anlatılmamalı. Ümmetin önderi ve örneği koca Peygamber bile gece ibadetlerinin Allah’la kendi arasına kalmasına özen göstermiş. Eşlerinden veya yakınlarından öğreniyoruz bunları. Onlar da Peygamber’in hayatı örnek olduğu için anlatıyorlar. Bakıyoruz, onlar kendi hayatlarını anlatmıyorlar. Hem o yüce İnsan “Sağ elinizin verdiğini sol eliniz görmesin” buyurmuş. Biz ne yapıyoruz? Sağdaki soldaki herkese duyuruyoruz. Elimiz bile şaşırıyor bu halimize. Yarın ilahi huzura çıktığımızda o eller ayaklar bize şahitlik edecek. Ne söyleyecekler? Görmemeleri gerekirken, gördüklerini. Bir de bütün kazandıklarımızı burada tüketiyoruz. Oraya bir şey bırakmıyoruz. Sanki bütün yaptıklarımız dünyada itibar kazanmak için. Ne kadar dünyacı olduk böyle! Eski büyükler “mahviyet sahibi olmak gerek” demişler. Mahviyet, hali ve fiili gizlemek, benliğini silmek. Yaptığımız iyilikleri Allah bilsin yeter demek. İyiliklerimizle insanları ezmemek ve üzmemek. Ama biz ne yapıyoruz? Her yaptığımızı bire on katarak anlatıyoruz. Her şeyimizi ortaya döküyor, her yerimizi gösteriyor, her halimizi fotoğraflıyoruz. Yerken, içerken, otururken, dost meclisindeyken, kitap okurken, balkonda dinlenirken, sahilde yürürken... Allah’tan fıtratımızdan gelme biraz utanma var da, yatma halimizi fotoğraflamıyoruz. Uykuda hareketsiz olmasak, onu da yaparız herhalde. Gördüğümüz rüyaları kayda alıp acayip gösteririz. İyi ki namazda harekete izin yok. Yoksa namazlarımızda bile özçekim yapardık. Tavaflarımızı görüyorsunuz. Mübarek Kâbe’nin yanında, herkesin elinde bir kamera.

Bizimki altta kalır mı, hemen söze girdi:

-Ben çok mahviyet sahibi bir insanım. Bakın şu adama! O kadar laf söyledi ve gitti. Tenezzül edip karşılık bile vermedim. Ama nasıl da ezildi bakışlarım altında.

Sakin kişi devam etti:

-Bir de şöyle düşünelim. Belki kötüler, bizim iyi olmamıza yardımcı oluyor. Çünkü doğruyu görüp yapmakla, yanlışı görüp kaçınmak aynı değerdedir. Öyleyse kötüler bize tersinden örnek. Kötülere ve hallerine bakarak nefsimizi terbiye edebilir, halimizi düzeltebiliriz. Hatta onlara sabretmemizden dolayı sevap bile kazanırız. 

Hemen atladı bizimki: 

-Ben çok sabırlıyım. Adam bana bir sürü laf söyledi. Ben ne yaptım? Sabrettim. Sabır küpü gibi bir adamım ben.

Muzip bile artık dayanamadı. Lâ havle çekti, kalktı gitti.

Herkes sustu. Ortam ölü denizi havasına girdi. Bizimki de kalktı, giderayak o gün yapacaklarını da bir güzel sıraladı:

-Ben şimdi gidip bir abdest alayım. Aslında abdestim var ama gene alacağım. Nur üstüne nur demişler. Zaten abdestsiz yere basmam ben. Tuvaletten bile teyemmüm alarak çıkarım. Akşam namazından sonra dört rekat evvâbin namazı kılacağım. Geceyi artık fikirle zikirle geçiririm. Sekiz rekat teheccüdü de ihmal etmem. Sabah namazına gelin de bir zahmet görüşelim.

Sakin adamın bile sabrı taşacaktı. Yutkundu, Allah’a sığındı, duaya sarıldı: “Sen bizi boşboğaz dünya dincilerden koru ey Rabbim!” diyebildi içinden.

10 Muharrem 1442 / 29 Ağustos 2020

 

0 yorum:

Yorum Gönderme

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN