17 Ekim 2020 Cumartesi

Modern Zamanlarda Tarihi Geri Döndürme İddiasında Bir Hareket Selefilik


Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

Selef, kavram olarak öncekiler anlamına gelmekte olup İslam düşünce tarihinde yaygın olarak bu isim, Hz. Peygamber’den sonraki ilk üç nesil için kullanılır. Bu üç nesil sahabe, tabiîn ve tebe-i tabiîndir. Hz. Peygamber şu hadîsinde bu üç nesli övmüştür: “En hayırlınız benim asrımda yaşamış olanlar, sonra onları takip edenler, sonra onları takip edenlerdir.” (Buharî, “Şehâdât”, 9; Müslim, “Fedâilu’s-sahâbe”, 212)

11 Ekim 2020 Pazar

Yaşayanın Fatiha’sını Okumak

 

Adnan Demircan

İnsanlığın bugüne kadar biriktirdiği ciltler dolusu bilginin nasıl oluştuğu ve hangi yollarla nakledildiği ilginç bir hikâye… Aslında bu hikâyeyi esaslı bir şekilde eğitim sistemimizde verilmeli. Yani eğitimciler gerçek bir bilim tarihi öğretmeyi dert etmeli kendilerine…


Hazırcevap

Ebû Ömer b. Dâvud

Kültürümüzde hazırcevap olmak, birine ağır sözlerle cevap vermek ya da onu cevap veremez duruma düşürmek iftihar edilen bir durum… Bundan olacak ki sosyal medyada en fazla paylaşılan ve ilgi gören paylaşım ve yorumlar laf sokma ve şimdi gençler arasında yaygın ifadeyle söylemek gerekirse kapak sözlerdir.


10 Ekim 2020 Cumartesi

Hz. Peygamber’in Soyu Kimden Devam Etti?

 

Adnan Demircan

Başlıktaki soruyu okuyan birçok insanın “Tabii ki Hz. Hasan ve Hüseyin’den” dediklerini duyar gibiyim. Kuşkusuz bunun gibi bize öğretilen basmakalıp bilgileri tekrar tekrar sorgulamalıyız ki doğruya ulaşabilelim.


9 Ekim 2020 Cuma

Ömerli’de Çocuk Olmak

 

Adnan Demircan

Bir süredir ara verdiğim Ömerli yazılarına aradan geçen uzun zamana rağmen Ömerli’de çocuğun dünyasıyla ilgili hatırladıklarımla devam etmek istiyorum.


8 Ekim 2020 Perşembe

Macron, “Fransa’nın yüzkarası”

 


Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma

Senelerce önceydi… Memleketimde okula gittiğimde, ülkelerin tarihini ve özellikle de zalimlere, tiranlara, imparatorlara karşı yapılan devrimlerin tarihini okumayı çok severdim… Bunun içindir ki Fransız Devrimi üzerine de çok okudum. Bilhassa Fransız düşünür ve filozoflarının, Victor Hugo’nun, “Sefiller”inde anlattığı gibi, Luxemburg Bahçesi’nin kumları üzerinde Fransız Kralı’nı, Tiranı’nı devirme planlarını nasıl çizdiklerini merak ve heyecanla okumayı çok severdim.


7 Ekim 2020 Çarşamba

İslam Tarihinin İlk Dönemlerindeki Evliliklerle İlgili Çağdaş Tartışmalara Dair (5)

 


Adnan Demircan

Geçen yazımızda Hz. Aişe’nin evlilik yaşıyla ilgili farklı yaklaşımları ele alan araştırmacı ve yazarların çalışmalarına işaret etmiş ve bunlarla ilgili genel bir değerlendirme yapmıştık. Bugün de rivayetleri kritik ederek yolumuza devam edelim. Ancak her şeyden önce şunu vurgulamalıyız ki Hz. Aişe’nin evlilik yaşını ele alırken genel bir durumdan bahsetmemiz gerekir: Genel olarak ele aldığımız dönemde evlilik yaşı hem erkekler hem de kızlar için düşüktü. Dolayısıyla Hz. Aişe’yle ilgili rivayetleri kritik ederken rivayetleri ait oldukları dünyadan bağımsız düşünmemek gerekir. Diyelim ki, rivayetlere takla attırarak Hz. Aişe’nin yaşını büyüttünüz. Diğer insanlarla ilgili rivayetleri ne yapacaksınız? Bence mızrağı çuvala sığdırmak mümkün değil.


Beni Asla Bırakma (Film Tanıtımı)

 Maruf Çetin

Distopya filmler katalogundan rastgele seçip izlediğim bir film: Never Let Me Go (Beni Asla Bırakma). 2010 tarihinde İngiliz yapımı alternatif tarih ve romantik konulu distopik bir filmdir. Kazuo Ishiguro'nun aynı isimli bir romanından uyarlanmıştır. Filmin yönetmeni Mark Romanek, oyunculuğunu ise Carey Mulligan, Andrew Garfield, Keira Knightley üstlenmiştir. Hem oyunuculuk hem de film konusu ve işlenişi açısından oldukça başarılı bir filmdi.

Distopya filmlerinin rahatsız edici bir özelliği bulunduğunu unutmamak gerekir. Filmi izlerken boğazınıza bir yumru kalacağı ve insanlık adına kendinizi kötü hissedeceğiniz muhakkak...

Dikkat bu yazı spoiler içerir.

Filmin (ve aynı zamanda romanın) konusu DNA'nın yapısının çözüldüğü tarihe atıfla başlıyor. Filmin açılışında belirtildiğine göre 1952'de Tıp Devrimi gerçekleşmiş ve DNA yapısı çözülmüştü. Bu tarihten sonra amansız hastalıkların büyük çoğunluğu tedavi edilebilmeye başlanmış. 1967'de insanın ortalama yaş süresi 100 yılın üzerine çıkmış. Filmde organ üretimi için insan kopyalandığına gönderme yaparak burada kopyalama (modelleme) yoluyla üretilen çocukların yaşamlarına mercek tutuluyor.

Hailsham, tarihi bir binada kimsesiz çocukların yetiştirildiği bir yatılı okuldur. Aslında bu çocuklar başka gerçek insanların DNA'sından modellenerek klonlanmış yani kopyalanmışlardır. Yetişkin yaşa geldiklerinde organları alınmak üzere "zorunlu bağışçı" olarak yetiştirilmektedirler.

Zorunlu bağışçılar, henüz çocuk yaşta iken bu sistemden bir çıkış olmadığına dair şartlandırılmışlar. Yeni gelen öğretmenleri çitin arkasına kaçan topu neden almadıklarını sormuş. Hailsham'ın sınırları çit ile belirlenmiştir, onun dışına çıkmak çok tehliklidir diye cevaplamışlardır. Çitlerin dışına çıkanlar vahşi bir şekilde öldürülür ve okuldaki herkes de bunu bilir. Vücutlarında bir de çip vardır, bütün giriş çıkışlarda bu çip okutulur. Kaçmaları teknik olarak mümkün değildir ve kaçanların çok şiddetli bir şekilde cezalandırılıp öldürüldüğünü bilirler. Bu yüzden sistemden bir çıkış ve bir kaçış yoktur. Bu durumda isyan etmeleri de mümkün değildir.

Hailsham bir organ ve donör üretim fabrikasıdır. Bunun gibi başka bir sürü okul vardır. Yine de diğer okullar içinde Hailsham en şanslı olanıdır. Hailsham yöneticileri burada yetiştirilen bağışçıların insan olduğunu düşünmemektedir. Bununla birlikte çocuklara kötü bir muamele yapılamamakta aksine iyi davranılmaktadır.

Burada yetiştirilen çocuklar diğer insanlara göre daha az zeki ve daha az yaratıcıdırlar. Oldukça da itaatkardırlar. Nadiren sinirlenenler çıksa da isyana hiçbir zaman dönüşememektedir. Yönetim, çocukların bir ruhunun olup olmadığını anlamak için onlara sık sık resim gibi sanatsal aktiviteler yaptırmakta ve beğenilen eserleri "galeri" adını verdikleri bir yerde sergilemektedirler.

Yalnızlık, sahipsizlik, değersizlik duygusu hakimdir. Zengin ve varlıklı kişilerden modellenmediklerini (kopyalanma) bilirler. Yine de beyhude bir çabayla modellendikleri kişileri bulmaya ait oldukları kökenlerine ulaşmaya çalışırlar.

Çocuklar birbirine tutunmakta ve birbirine aşık olabilmektedirler. Hailsham'da anlatılan bir söylenceye göre, birbirine aşık olan ve bunu yaptıkları sanatsal eserlerle kanıtlayabilen kişilere aşklarını birlikte yaşayabilmeleri için bir kaç yıl erteleme hakkı verilmektedir. Bu yönüyle film; yaralayıcı, tırmalayıcı bir aşk hikayesini de içeriyor.

Film ne anlatmaya çalışıyor?

Varlıklı ve önemli kişiler 100 küsür yıl yaşabilsin diye bazı insanların kopyaları üretilerek erişkin yaşa geldiklerinde organları alınıp hayatlarına son verilmektedir. 90 yaşındaki organları iflas etmiş birinin bir kaç yıl daha yaşaması için 20 yaşındaki bir gencin vücudu parçalanarak organları alınmaktadır.

Filmde DNA ve Tıp devrimi ile ilgili aktarılan bilgi doğru bir bilgidir. 1952'de Rosalind Franklin ve Raymond Gosling tarafından bugünkü bilinen yapısı ile DNA tamamen çözülmüştü. Resmi olarak bir canlının Dolly adını verdikleri bir koyunun kopyalanması ilk defa 1996 yılında İskoçya'da meydana geldi. İnsan kopyalama çalışmaları ile igili etik tartışması yapıldığından bu konu genellikle ifşa edilmiyor. Keza bir takım haberlerde organ üretimi için insan kopyalanabileceği şeklinde açıklama yapanlar oluyor. Her ne kadar bu konu etik bulunmasa da, Avrupa'nın birçok ülkesinde yasaklanmış olsa da insan kopyalama çalışmalarına BM düzeyinde bir yasak getirilebilmiş değil.

Filmin konusu distopya olarak görünse de tamamen gerçek de olabilir. İnsan klonlama ile ilgili bir çok roman yazıldı, film yapıldı ve hikayeler anlatıldı. Ayrıca teknik olarak bunun yapılabildiği de biliniyor. Etik bakımdan tartışmalar olsa da, organ üretimi için bunu gerekli gören bir kesim de var. Belki de Hailsham benzeri yerlerde veya özel fabrikalarda bu amaçla insan klonlanıyordur. Kim bilir?

Klonların insan olmadığı söylense de aslında klonları üretenler, buna sponsor olanlar, bundan sağlık ve yaşam beklentisi içinde olanlar klonlardan daha az insan, hatta onlar birer canavardır.


4 Ekim 2020 Pazar

Hz. Ömer'in Hz. Ali'den İstediği Ümmü Külsum’la Görüşmesinde Olanlar

 

Adnan Demircan

Prof. Dr. Zeki Bayraktar Hocama...

Tarih kitaplarında yer alan rivayetlerde genellikle bir olayın bütünü değil, bir kesiti anlatılıyor ki bu da zaman zaman rivayetlerin yanlış anlaşılmasına ve buna göre değerlendirme yapılmasına sebep olabiliyor. Son zamanlarda bu tip rivayetleri inkâr etme, bir çıkış yolu olarak görülüyor. Çünkü bazı rivayetler üzerinden oluşturulan algı ile insanların kabulleri arasında çatışmalar ortaya çıkıyor. Eleştiri konusu yapılan rivayetlerden biri, Hz. Ömer’in Hz. Ali’nin kızı Ümmü Külsum’la görüşmesinde eteğini kaldırdığına dairdir.


3 Ekim 2020 Cumartesi

Macron, “la honte de la France”


Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma

Il y a d’ici des années… Lorsque J’allais à l’école dans mon pays, j’aimais bien lire l’histoire des pays ; et surtout l’histoire des révolutions contre les empereurs et les tyrans… C’est pourquoi j’ai beaucoup lu sur la Révolution Française aussi. Surtout comment les savants et les philosophes Français faisaient leurs plans sur les sables du jardin Luxembourg pour renverser le Tyran Français, comme le raconte Victor Hugo dans ses “Les Misérables”…

İslam Tarihinin İlk Dönemlerindeki Evliliklerle İlgili Çağdaş Tartışmalara Dair (4)

Adnan Demircan

İslam tarihinin ilk dönemlerdeki evlilik yaşı meselesini ele alırken ilk akla gelen Hz. Aişe’nin evlilik yaşı. Bu konuda farklı görüş ve iddialar var. Ancak bu konudaki tartışma esas itibariyle bu asra ait… Yani çağdaş zihnin ürettiği sorular ve cevapları etrafında oluşuyor.


1 Ekim 2020 Perşembe

Tarih-i Şimşir -Bir Abartı Tarihi Girişimi-

TARİH-İ ŞİMŞİR

-BİR ABARTI TARİHİ GİRİŞİMİ-

 

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

Efendim! Güneşli bir sabah vakti, kahvaltı sonrası, yemyeşil bahçede çardak altında, mahallenin kafadarları buluşmuşuz. Çay demli sohbet koyu. Söz döndü dolaştı tarihe geldi. Bir baktık ki, bizim tarih meraklısı dertli mi dertli. “Vallahi bu tarih başımıza iş açacak” dedi durdu. “Yahu, onunla sen uğraşıyorsun, bizim başımıza niye iş açsın” dediğimizde, “Dalga geçmeyin, bu sefer iş çok ciddi” dedi. “Aziz kardeşim, tarih ne yapar? Geçmiş gitmiş, ya külü kalmış ya tozu, en fazla fosili… Aslında tarih tecrübedir. Ama kimse o tarafına bakmıyor.” dediysek de teselli edemedik. Belli ki dertliydi. Dert içine oturmuştu. Sonunda anlatmaya başladı.

26 Eylül 2020 Cumartesi

İslam Tarihinin İlk Dönemlerindeki Evliliklerle İlgili Çağdaş Tartışmalara Dair (3)

 

Adnan Demircan

Merhum Taberi, önemli bir tarihçi… Aynı zamanda tefsir ve fıkıh alanında söz sahibi âlimlerden… İçtihatları sebebiyle mezhep sahibi kabul edilmiş. Ancak Ceririye denen bu mezhebin tabileri kalmadığı için zamanla kaybolmuş. H. 310 (m. 923) yılında vefat etmiş. Yani ilk dönem âlimlerinden biri…


24 Eylül 2020 Perşembe

Din/İnanç Ticareti Üzerine... Azdan Çok, Çoktan Az...


 Prof. Dr. Mustafa Ertürk

Bu sefer biraz tersten beyin jimnastiği yapmak geldi içimden. Şöyle bir kural vardır; Her şey zıddı ile kâimdir, yani bir şeyin varlığı onun yokluğuyla ayakta durur. Dolayısıyla zıtlık bir şeyin varlığının olmazsa olmazıdır. Unutmamak gerekir ki bir konuda "Bu yapılmalı!" deniliyorsa o yerde/zamanda/durumda "o şey yapılmıyor" demektir. Yapılmamalı deniliyorsa yapıldığının göstergesidir. Hayata şöyle bakalım, hep bu minvalde akıııp gider... 

23 Eylül 2020 Çarşamba

İslam Tarihinin İlk Dönemlerindeki Evliliklerle İlgili Çağdaş Tartışmalara Dair (2)

 

Adnan Demircan

Daha önceki yazımızda geçmişte yapılan evliliklerle ilgili tarihsel olguyu ve bunun nasıl okunması gerektiğini arz etmeye çalışacağımızı söylemiştik. Bu yazımızda dönemin ele alacağımız boyutuyla okunmasına dair nerede durduğumuzu göstermek üzere ilkesel bir çerçeve çizmeye çalışalım.


22 Eylül 2020 Salı

Mışrēḳe

 

Adnan Demircan

Elimdeki bazı çalışmalar sebebiyle Ömerli’nin sosyal tarihiyle ilgili yazılara biraz ara verdim. Planladığımı uygulayabilirsem inşallah Ömerli’yle ilgili yazılar aralıklı olarak devam edecek.


21 Eylül 2020 Pazartesi

Ceyhun Nehri Kenarında Bakkal Seyfulislâm’la…


Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma

Tarihçi, senelerdir Orta Asya’daki Türk illerini merak ediyor, bir türlü fırsat bulup oralara gidemiyordu. Onun bu merakı, çağının çılgın bir tutkusu olan gökdelenleri, zevk ve estetikten yoksun olan çarpık çarpık binaları, lüks otelleri; zaman zaman yirmi üç kişinin bir araya gelip, meşin bir yuvarlağın peşinde koşuşturmaları ve nihayet bu yirmi beş kişiyi seyredip çılgın naralar atanları, küfredenleri seyretmek değil, “tarihin tanıkları” olan dağları, mağaraları, nehirleri, vadileri, ovaları gezmek, onlarla tarih sohbetleri yapmak, bağırlarında yetişmiş olan müstesna ulemanın yetiştikleri ortamı görmek, onları yetiştirmiş olan hocaların nasıl hocalar olduklarını öğrenmekti… 

İman Yorumlatır

 

Ebû Ömer b. Dâvud

 

Dünyada binlerce din ve inanç var. Bunların bir kısmı o inanca bağlı olmayanlara anlaşılmaz ve kabul edilemez geliyor. İman kişinin inancının yegâne hakikat olduğu kabulünü barındırıyor. Bir inanan, içinden böyle inanmasa da böyle bir görüntü vermek zorunda, yoksa imanla elde ettiği pozisyonunu kaybeder.


20 Eylül 2020 Pazar

Geçmişte İlmin Merkezi Olan, Şimdilerde Cehaletin Yüceltildiği Mekân

 

Adnan Demircan

Bir süre önce Cuma namazı kıldığım bir camide hoca hutbe okurken hadisin bitiminden sonra, -hadislerin vahiy gibi kesin olmadığını ifade sadedinde okunan- “Allah Elçisi söylediği sözde ya da benzer sözde doğru söylemiştir” “Sadaḳa Resûlullah fî-mâ ḳâl ev kemâ ḳâl” ibaresini “Sadaḳa Resûlullah ev kemâ ḳâl fî-mâ ḳâl” şeklinde okudu. İlk gittiğimde bunun dil sürçmesi olduğunu düşündüm, ama sonraki haftalarda da ibareyi bu şekilde okumaya devam etti. Anladığım kadarıyla ibareyi yanlış ezberlemiş veya aklında yanlış kalmıştı. Namazdan sonra cami için yardım toplayan görevlinin yanına gittim. “Hoca için bir not bırakmak istiyorum” dedim. “Bana söyleyin, ben Hoca’nın oğluyum” dedi. Ben de ona durumu izah ettim. Cemaatin çoğunun Arap olduğunu ibarenin bu şekilde okunmasının onları rahatsız edeceğini ifade ettim. Hoca, sağ olsun sonraki haftalarda ibareyi hutbeden tamamen kaldırdı. Ya oğlu anlattıklarımı tam aktaramadı ya da hocanın dili yeni ve doğru olan forma alışamadı. Neyse önemli değil, ama sorun kalmadı.


19 Eylül 2020 Cumartesi

Potomac Nehri’nin kenarında “ellem ğullem”leri duymak…


 

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma

Yaşlı Tarihçi seyahati çok sevdiği için, zamanla sıkıntılarına katlanmayı da öğrenmişti. Daha doğrusu katlanmak zorundaydı. “Gülü seven, dikenine katlanır” derler ya, tarihçininki de o misal. Ya seyahati sevmeyeceksin, ya da seyahatler sırasındaki sıkıntılara, “ah! vah!” deyip sızlanmayacaksın! Ama nihayetinde Tarihçi de bir insandı ve zaman zaman karşılaştığı sıkıntılar karşısında kendi kendine, “yahu senin bu çöllerde, dağlarda, kayalıklarda, nehir çağlayanlarında ne işin var? Pervari bahçeleri, dereleri, patikaları, uçurumları,  seni tabiata doyurmadı mı? ” deyip kızdığı da olmuyor değildi…

18 Eylül 2020 Cuma

FÂTİHA SÛRESİ -Çoklu Meal Denemesi-



بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ

الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ {1}  الرَّحْمـنِ الرَّحِيمِ {2}  مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ {3}  إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ {4}

اهدِنَا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ{5}  صِرَاطَ الَّذِينَ أَنعَمتَ عَلَيهِمْ {6} غَيرِ المَغضُوبِ عَلَيهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ {7}

 

Prof. Dr. Cağfer Karadaş

 

GENEL BİLGİ

Mushaf’ın ilk sûresinin adı. O yüzden Fâtiha denilmiş. Güçlü görüş, onun Mekke’de indiği. Medine’de indiği de söylenmekte. Hem Mekke’de hem de Medine’de indiğine dair de görüşler var. Yedi ayetten oluşmakta. Kitabın başlangıcı ve esası. Ayrıca namazların her rekâtında ve her daim tekrar tekrar okunması dolayısıyla es-Seb’ul-mesânî olduğu söylenmiş. Kur’an’ın bütün bir anlamını içeriğinde ifade eden bir sûre. Bu yüzden birçok tefsirde kitap çapında yorumlar yapılmış. Müstakil tefsir çalışmaları da oldukça fazla.

17 Eylül 2020 Perşembe

İslam Tarihinin İlk Dönemlerindeki Evliliklerle İlgili Çağdaş Tartışmalara Dair (1)

 

Prof. Dr. Adnan Demircan

İnsanlık tarihinin en eski ve önemli kurumlarından biri olan aile, çağdaş sorular ve sorunlar çerçevesinde dini değerler ve tarihi pratikler açısından tartışma konu yapılmaktadır. Bu tartışmaların çoğu bugüne aittir. Elbette geçmişte de bazı tartışmalar olmuştur, ancak bugün tartıştığımız bağlamdan ve gündemden farklı olarak…


13 Eylül 2020 Pazar

Gelenek


                                                                                            Dr. Halil ORTAKCI

Hz. Peygamber (s), hayattayken Müslümanlar arasında meydana gelen her türlü ihtilâfa müdahil olur ve onların problemlerini çözerdi. Eşleriyle sorun yaşayan karı-kocalar, çocuğu yemek yemeyen anneler… O, itikat ve ibadet hakkında ortaya çıkan müşkilleri de hallederdi. Ağzından hak sözden başka bir şey çıkmaması sebebiyle de verdiği bilginin doğruluğu tartışılmazdı. Vefatından sonra bilginin sağlaması için isnâd sistemi oluşturulmuşsa da mutlak doğrunun tespiti hususunda Müslümanlar arasında ihtilafların yaşanması kaçınılmaz olmuştur. Bu ihtilafların başında Kur’an’ın cem’i ve çoğaltılması meseleleri gelmektedir. Ashâbın bir kısmı Hz. Peygamber’in (s) bu konuda bir icraatı olmaması hasebiyle mütereddid davranmışlardır. Yani bir manada asr-ı saadete yönelik muhafazakar duygular içerisinde geleceğe dair bir endişe taşımışlardır. Ancak kurrâ sahabîlerin vefatları sebebiyle Kur’an’a dair mevcut düzenin bozulmasından endişe edilerek cem’i sağlanmıştır. Yine aynı şekilde Hz. Ömer döneminde fetihler zirveye ulaşmış ve bunun neticesi olarak Hz. Osman zamanında eyaletlerde kıraat farklılıkları sebebiyle kargaşalar ortaya çıkınca Kur’an’ın çoğaltılması kararı alınmıştır. Böylece geçmişe duyulan özleme rağmen, mevcut dinî istikrarın bozulmasından korkulması sebebiyle gelene eklemelerde bulunulmuş ve bir gelenek oluşturulmuştur. İslam’ın ilk döneminde geleneğin oluşmasında nüzûl sürecini iyi bilen ashâb başat rol oynamıştır. Sonraki dönemlerdeyse durum biraz karışmıştır. Dinî hükümleri verme işi bazen en iyilere bazen de en kötülere kalmıştır. Doğru dinî bilgiyi tespit edebilenler de edemeyenler de ekolleşmişlerdir. Bu mezhepleşmeler içerisinde sadece kendisi gibi düşünenlerin cennete gireceğine inananlar bir hayli fazla olmuştur. Mihne hadisesinde olduğu gibi gücü eline geçirenler, karşıdakine yaşama fırsatı vermemiştir. Fakat burada da birey olarak değil ehl-i hadis temelli geleneğin parçası olarak Ahmed b. Hanbel gibi âlimler, totaliter uygulamalara karşı durmuşlardır. Tabi bu reform içerikli baskıcı tutum, devletin yönetiminin mevâlinin eline geçiş sürecini de hızlandırmıştır. Onlar, ilmin yanında idareye de hakim olmaya başlamışlardır. Durumun bu hali almasında Emevî politikalarının da etkisi büyüktür. Ümeyyeoğullarının, gayr-i Arap unsurlara yönetim vazifesi vermemeleri sebebiyle mevâlî, enerjisini ilmî sahada harcamıştır. Abbasîler zamanında ilmin yanında idare de onların kontrolüne geçince gelenekte mevâlî etkisi artmıştır. Özellikle sünnî bünyede yer alan Türkler ve Farslılar, bir mevâlî olan Ebû Hanîfe’nin mezhebini takip etmişlerdir. Böylece ehl-i rey görüşünü benimsemişlerdir. Arap kökenli Müslümanlar ise ekseriyetle kurucuları birer Arap olan diğer üç fıkhî mezhebi takip etmişlerdir. Her bir ekol, zaman içerisinde gelene ayrı eklemelerde bulunmuş ve bunun sonucunda İslam dünyası bilgi ve uygulamaların birikimselliğiyle ilerlemiştir. Yazılan eserlerde belli bir doygunluğa ulaşıldığında şerh ve hâşiyeler dönemi başlatılmıştır. Bu durum, yeni eklemelerle asırlarca devam etmiştir. Yüz yıl önce ise geleneğin bilek damarları kesilmiştir. Bu sürece tanzimatı da dahil edersek durum daha da vahim bir hal almaktadır. Geçen zamanda ise belki beş yüz yıllık baş döndürücü hızlı gelişmeler meydana gelmiştir. Hayat ilerlemiş ve fakat gelenek yerinde saymıştır. Aradaki devasa farkın kapatılması ise mümkün olmamıştır. Durum böyle olunca Müslümanların bir kısmı 1400 yıllık tecrübeyi ve yaşanmışlığı bir kenara atıp, asr-ı saadete yeniden dönerek sıfırdan başlamayı düşünmüşlerdir. Bir kısmı ise yüz yıl önce kesilerek yaralanan geleneği tedavi etmeden mutlaklaştırmışlardır. Kanaatimce her iki yaklaşım da eksiktir. Yapmamız gereken bizden öncekilerin yaptığı gibi Kur’an ve Sünnet ışığında geleneği geliştirerek günümüzle barıştırmaktır. Çünkü gelenek yerinde saymış, sosyoloji değişmiştir.

11 Eylül 2020 Cuma

Hz. Ömer Hz. Ali’nin Kızıyla Evlendi mi?

 

Adnan Demircan

İnançlarımız ve geçmişe ilişkin sahip olduğumuz kanaatler genellikle geçmişe ilişkin değerlendirmelerimizi belirliyor. Eğer anlatılanlar bizim kanaatimize uymuyorsa inkâr etmek, kendimizi rahatlatmanın yollarından biri… Bu sebeple birçok rivayeti hatta olayı inkâr sıklıkla karşılaştığımız bir durum… Peki, olanı mı anlatmalıyız, yoksa olması gerekeni mi kurgulamalıyız? Bu soruya samimi bir cevap vermek durumundayız.


10 Eylül 2020 Perşembe

Yes Şeyh!



Prof. Dr. Şaban Öz

Sanırım öncelikle yazının adının mülhem kaynağını anlatmam gerekiyor. Akademik camia ve bizim mahalle ilimle, kitapla çok hemhâl olduğu ve dahası magazin izlemediği için çoğunuzun haberi yoktur, bir kanalda “Masterchef Türkiye” isimli bir yemek yarışması var. Programda genç aşçılar şeflerle konuşurken ikide bir “yes şef” diyorlar, sanki mutfak dili İngilizceymiş gibi şefin her sorusuna “yes şef” diye cevap veriyorlar. Şeflerin uyarısına rağmen ısrarla “yes şef”ler devam ederken programdaki İtalyan şef, kendisiyle İngilizce konuşmaya çalışan yarışmacıya “Benimle niye İngilizce konuşuyorsun?” deyip tarihi ayarı çekti! En sonunda sert şef, “En nefret ettiğimiz ‘yes şef’tir” deyip konuyu kapattı… Hah işte oradaki yes şefi; son dönemlerde işi yemek yarışması boyutunda sürdüren değerli şeyhlerimize uyarlamış oldum! Haliyle ne alaka sorusu geliyor; yarışmada “blend edip fresh bir tat katarsınız” türü cümleleri o şeften duymamış olsam aslında bir alakası da yoktu. Hayaller gerçekler… Söylemler eylemler… 

Aşureyi İlk Defa Emeviler mi Pişirip Dağıttı?

 

Prof. Dr. Adnan Demircan

Son dönemlerde moda bir akım var. İslam dünyasında insanların hoşlanmadıkları her şeyi Emevilere nispet ederek onları suçlamak… Namazı mı beğenmiyorsunuz? Bu namaz Emevilerin icadıdır deyin. Akide mi hoşunuza gitmedi? Sorumlusu Emevilerdir. İslam dünyası geri mi kaldı. Tabii ki Emeviler yüzünden…


9 Eylül 2020 Çarşamba

Zeynelabidin Ali b. Hüseyin’in Annesi Son İran Kisrası’nın Kızı mıdır?

  

Prof. Dr. Adnan Demircan

 Zaman zaman Farisilerin Şia’ya meyletmesiyle Hz. Hüseyin’in soyunda olduğu iddia edilen Farisi kan arasında bağ kurulmaktadır. Buna göre Hz. Hüseyin’in evlendiği Şâhzenân ya da Şehrbânu adlı kadının son Sasani Kisrası Yezdicerd’in kızı olduğu ileri sürülmektedir. Ali b. Hüseyin’in bu kadının oğlu olduğu, dolayısıyla imamların asil Farisi kanı taşıdıkları iddiası gerçek midir, yoksa kendi vasatında mı ortaya çıkmıştır, bunu bu kısa makale çerçevesinde ele almaya çalışacağız.


8 Eylül 2020 Salı

İhtiyât

Dr. Halil ORTAKCI

İnsan, bilgi-birikim olarak yeterli donanıma sahip değilse çözemediği herhangi bir mesele karşısında ihtiyâtlı bir tutum sergilemelidir. Özellikle mesele din olduğunda daha da dikkatli davranmalıdır. Mümkünse bir bilene sormalıdır. Görüş bildirecekse de prensip olarak nassları takdis ve tasdik ettiğini ifade etmesi elzemdir. Ama asl olan aczini itiraf edip susarak meseleyi bir bilene havale etmektir. Çünkü müktesebatı olmayan kişinin akıl yürütmesi yüzme bilmeyen kişinin suya dalmasına benzer. Ancak bazen dinî meselelerin, yetkin olmayan kişinin zihnini ve kalbini kemirdiği de vâkidir. Kişi böyle durumlarda İslam’ın ibadet ve ahlak boyutunu öncelemeli, normal hayatında yaptığı mesleğinde daha iyi olmak için gayret sarf etmelidir. Böylece dikkat ve ilgisini başka bir tarafa çekebilir.

5 Eylül 2020 Cumartesi

Dünya Dincisi

 

                                                                            Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

Ha bire gözlerini ovuşturuyor, arada bir esniyordu. Pek esneme de denmezdi buna. Kıpırdanıp duruyordu. Diyeceği bir şeyi olup da bir türlü diyemeyen çocuk halleriydi üzerindeki. Daha fazla dayanamadı ve söze girdi. 

Hz. Ömer Keyfi Gerekçelerle İnsan Öldüren Biri miydi?

 

Prof. Dr. Adnan Demircan

 

Bilindiği gibi bazı insanlarla ilgili yakıştırmalar onlar hakkında bir algı oluşturur ve adeta onlara yapışır kalır. Hz. Ömer de sertliğiyle, sürekli birilerini öldürmeyi teklif etmesiyle anılan biridir. Mesela Mustalıkoğulları Gazvesi dönüşü Hz. Peygamber’e Abdullah b. Übey’i öldürmeyi teklif ettiği, ancak Hz. Peygamber’in bunu kabul etmediği söylenir. Cahiliye döneminde kızını diri diri gömerek öldürdüğüne dair hikâyenin uydurma olduğunu yıllar önce yazmıştık, ancak bu hikâye hala insanlar arasında tedavüldedir.


1 Eylül 2020 Salı

Boyacı Küpü Değil

 

Ebû Ömer b. Dâvud

Hatırlarsınız, depremin çok konuşulduğu günlerde ekranlarda arz-ı endam eden uzmanlar, çoğu zaman birbirlerini nakzeden görüşler serdediyorlardı. O dönemde uzmanların insanların kafasının karışmasına sebep olduklarına ilişkin eleştiriler hatırlıyorum.


30 Ağustos 2020 Pazar

Askerî Vesayetten Darbeye Ya Da Bir Halîfeyi Katletmek: Abbâsî Halîfesi Mütevekkil’in Öldürülmesi

 

                                                                                         Prof. Dr. Âdem APAK

GİRİŞ

Mîlâdî 750-1258 yılları arasında hüküm süren Abbâsîler İslâm tarihinde Osmanlılardan sonra en uzun ömürlü hanedandır. Abbasî hilâfetinin İslâm tarihinde olduğu kadar, dünya tarihinde de mühim bir yerinin olduğu kuşkusuzdur. Zira bu hanedan devleti, uzun bir müddet Müslümanların siyasî hayatının hâkimi olmuş, bir iki fasıla hariç olmak üzere, son anına kadar İslâm dünyasının manevî liderliğini sürdürmüştür.

29 Ağustos 2020 Cumartesi

Okuduğumuz Metin Bize Ne Söylemeli?

 

Ebû Ömer b. Dâvud

Geçmişte meydana gelen bir olayı bir edebiyatçıdan okursanız duygularını ve hayallerini kattığı bir metinle karşılaşmanız büyük bir olasılık… Edebiyatçı kuru, duygusuz ve ruhsuz bir metinle edebiyatçı olamaz zaten… Aynı olayı bir film olarak izlerseniz, yönetmenin hayal gücünü görürsünüz. Onun etkisinde kalır, onun penceresinden dünyayı okursunuz.


Ömerli'de Ölümle İlgili Bazı Adetler

 

Prof. Dr. Adnan Demircan

Daha önce Ömerli’de ölünün defni ve taziyeyi yazmıştım. Bu kısa yazıda ölümle ilgili bazı âdetler üzerinde kısaca durmaya çalışacağım.


26 Ağustos 2020 Çarşamba

Ömerli’de Taziye

 

Prof. Dr. Adnan Demircan

Ölünün yakınlarının acısını paylaşmak, sosyal ilişkilerimizi geliştiren, önemli geleneklerimizdendir. Ülkemizin diğer yerlerinde olduğu gibi Ömerli’de de taziye geleneği çok önemlidir. Taziye dilekleri ölü evine gidenlerce günlerce iletilir. Eskiden vefat edenin genç ve yaşlı olması durumuna bağlı olarak taziye daha uzun sürerdi. Şimdilerde taziyenin üç gün yapılması ve ardından mevlit okutulması gelenek haline gelmiş. Ama mevlit okutma geleneği öteden beri var. Ömerli’de İbn Hacer el-Heytemî’ye ait olduğu söylenen Arapça bir Mevlid okunur.

24 Ağustos 2020 Pazartesi

Seyahatname-i Cibuti

 


Prof. Dr. Adnan Demircan

 

27-29 Nisan 2018 tarihleri arasında Cibuti’de bulundum. Daha önce Afrika’ya gitmeyen biri olarak benim için oldukça öğretici bir deneyim oldu. Cibuti, Afrika'nın Doğu Sahillerinde küçük bir ülkedir. Kızıldeniz’in bittiği, Aden Körfezi’nin başladığı yerde, Yemen’in karşısında… Küçük ama oldukça stratejik bir ülke… Doğusu Aden Körfezi olan Cibuti’nin kuzeyinde Eritre, güneydoğusunda Somali, batı ve güneyinde ise Etiyopya ülkeleri komşu…

Cibuti
(https://www.africa-confidential.com/browse-by-country/id/15/Djibouti)

23 Ağustos 2020 Pazar

Bizimkilerden Birileri O Ülkelere/O Güzel, Fakat Görünmez Ülkelere Uçup Gittiler…

 

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma

1980’li yıllardı… General Kenan Evren ve arkadaşlarının ülkeye getirmiş oldukları sıkıyönetim terörü olanca hızıyla sürüyor; Kur’an ve Sünnet’e göre yaşamak isteyen Müslümanlara kan kusturuyordu. Evler tarassut altında, fakülte amfileri kışlaya dönmüştü âdeta… Fakülte dekanları, ilmi bir tarafa bırakmış, inzibat subaylığı görevini yürütüyorlardı. Dünyanın hiçbir coğrafyasında görülmeyen bir “başörtüsü zulmü”, “gestapo hocalar” sayesinde Müslüman kızlara uygulanıyor; “iknâ odaları”nda “şahsiyetsizleştirme programları” olanca hızıyla devam ediyordu. Vatikan papalarına ziyareti ihmâl etmeyen/hatta bu işi kendilerine kutsal bir görev sayan “hoca/hocaefendi kılıklı” deccallar da, bu zulmü icra edenlere durmadan “cevaz fetvaları”nı yetiştiriyorlardı… Hocalara, konferans verme veya herhangi bir vakıfta/teşkilatta dinî içerikli sohbetler yapmak kesinlikle yasaktı. Buna rağmen, çoluk çocuklarına yedirdikleri ekmeği helâl etmek için, oraya-buraya çağrıldıklarında/davet edildiklerinde, her şeye rağmen/alacakları cezaları bile bile davetlere icabet edenler de yok değildi.

22 Ağustos 2020 Cumartesi

Ömerli’de Ölüm

 

Prof. Dr. Adnan Demircan

Doğum ve ölüm ritüelleri bütün kültürlerde önemlidir. Hem dünyaya geliş, hem de dünyadan ayrılış sürecinde icra edilen ritüellerin yanı sıra doğuma ve ölüme yüklediğimiz anlam da önemli… Özellikle ölüm, birçok bilinmeziyle dine sığınarak atlatmaya çalışılan, daha çok merak edilen ve açıklama istenen bir gerçeklik…

17 Ağustos 2020 Pazartesi

Bir Koruyucu Tıp Yöntemi: Ḳadḳadiçké

 

Prof. Dr. Adnan Demircan

Bu yazımın konusu olan Ḳadḳadiçké kelimesinin etimolojisi hakkında bir değerlendirme yapamayacağım. Bildiğim bir şey varsa çocukluğumuzda hoşumuza giden bir şey olduğuydu. Belki yemeğin sunulma şekliyle ilgili bir anlamı vardır. Arapça bir kelimenin yerel telaffuzu olması muhtemel olduğu gibi Kürtçe ya da Süryancadan gelmiş olması da ihtimal dâhilinde… Bilenlerin katkısına müteşekkir olacağız.

Kaynak: www.omerlim.com

İhlâs Sûresi -Çoklu Meal Denemesi-

 

Prof. Dr. Cağfer Karadaş

أعوذ بلله، بسم الله...

قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ(1). اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ(2). لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ(3). وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً اَحَدٌ. (4)

 

GENEL BİLGİ

Mushaf’ın 112. Sûresi. Kuvvetli görüş, Mekke’de nazil olduğu. 22. Sûre olarak indiği tahmin edilmekte. Dört ayetten müteşekkil. Sûrede Yüce Allah tanıtılır, insandan ve diğer varlıklardan farkı dile getirilir, tehzihî sıfatlarına işaret olunur. Müşrikler başta olmak üzere bütün kâfirlerin Yüce Allah hakkındaki iddialarına cevap verilir.

15 Ağustos 2020 Cumartesi

On Üç Numara

 

 Ömerli’nin sosyal tarihiyle ilgili yazılarımdan birisinde bir Ömerli evini anlatacağımı söylemiştim. Doğal olarak bu ev, en iyi bildiğim ev olacak. Doğup Ortaokulu bitirinceye kadar yaşadığım, lise yıllarında yaz tatillerinde ailemle kaldığım, annem-babam ve kardeşlerimin yaşadığı, bu sebeple gönül bağımın devam ettiği evi anlatacağım. İsa Baba Sokak 13 numarayı...

Babam Dehud Yusuf Amed ıl-Hacci, bu evde doğmuş. Onun babası da… Bu sebeple evin aile için geçmişi önemli…

On Üç Numara'nın ömrü uzasın diye restore ediliyor.

14 Ağustos 2020 Cuma

A Glimpse of ‘Turkey’ From the World’s Columbian Exposition, 1893

 Dr. Celal EMANET

When Columbus landed in the Americas in 1492, he could never have anticipated the spectacle which the city of Chicago would orchestrate in his honor four hundred years later. The World’s Columbian Exposition was designed as both a celebration of the “discovery of America” by Christopher Columbus, and an enormous exposé on the latest technological, artistic, and architectural advances. The exposition officially began with a dedication ceremony on October 21, 1892. Even though, most of the buildings were partially constructed at that time. It opened to the public on May 1, 1893.[1] The fairgrounds were constructed on 664 acres of land south of downtown Chicago and boasted a mile-long frontage on Lake Michigan.[2]

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN