3 Temmuz 2019 Çarşamba

Kedi Köpek Halleri

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
-Nasıl da sokuluyordu ayaklarının dibine, yumuşak yumuşak... Yumaşak tüylerini ayaklarına sürttükçe, dayanılmaz bir zevk, karşı konulamaz duygular veriyordu. Okşuyordu. Okşaya okşaya aklı uyuşturuyordu...  “Ne yumuşak, ne uysal” dedi içinden... Bütün derdi de buydu zaten. Bunu dedirtmek ve buna inandırmak... İnandırdı da... Artık uysal ve yumuşak bir varlıktı onun gözünde. Ah kedicik, yavrucuk, yumuşacık hayvancık... Bu onun kedi halleriydi. 

-Sonra kuyruğunu sallmaya başladı. Ne de ahenkli sallıyordu. Her söylenen söze uygun makamda bir sallayış... Bu da onun köpek halleriydi.  Gözü alan, aklı çelen, duyguları mest eden... Çarşaf gibi bir suyun üstünde sırt üstü yatıp denizin güvenli duruşuna kendini bırakan... Bırakıvermişti kendini. O ahenkli kuyruk dalgasına... Ve içinden “Ne kadar sâdık” dedi. Tam da bunu dedirtmek derdi. Sadakatini göstermek. Başardı da. Zor da olmadı... Saftı netice. Biraz fazla da olsa... Ondandı hemencecik kanması... 
-Bir parantez açayım buraya: Saftirik derler bu hallere dost konuşmalarında. Hadi ben onu demeyim. Severim ben onu gene de. Bu saf hallerini de... Çok zarar vermiş olsa da... Değil mi ki samimi. Keşke biraz da hain gözlerin bakışlarını farketse... Her şey, her zaman, herkes için olmuyor be dostum. Olmuyor, imtihan dünyasında...
-Biz dönelim kedi köpek hallerine...
-Aldı alacağını... Sattı satacağını... İlk satılanlardan olmuştuk... Belki böylesi iyiydi. Karaya bakan, baka baka kararır... Karanın yanında duran kara renge boyanır...
-Olsun be dostum! Her ânın bir sonrası, her günün bir ertesi vardır. Günler insanlar arasında döner, dolaşır... Onu kimse durduramaz... Onun ipi Büyük Kaderin elindedir. Herkesin ve herşeyin ipi gibi...
-Almıştı. İstediğine ulaşmıştı. Bir sürünün başında, bir baş köşe vermişler, oturmuştu. Oturmuş, kuyruğu altında kaybolmuş, yumuşak tüyleri diken sertliğine dönüşmüştü... Dişleri azılarına kadar ortaya çıkmıştı bütün vahşetiyle. Şöyle bir baktı, vahşet saçan gözleriyle sürüdekilere. Hepsi korkmuştu. Kurt desen değil. Bu nasıl bir köpekti? Önüne geleni kapıyor, arkasına geleni tepiyor.
-Desene, at ve eşek halleri de var bunun...
-Var var! Ne ararsan var. Adamda daha ne numalar var... Rabbim hepsini bize göstermesin! İçinde kalsın, içten çürüsün mendebur!
- “Aman Allah’ım!” diyebildiler sadece, sürünün zavallı üyeleri. Ellerinden bir şey gelmez, akılları yetmez, sesleri işitilmez... İçlendiler, içlerinden söylendiler... İçeride dert döktüler, dışarıda boyun büktüler. Dua ettiler, dertlerini Yaratanlarına ilettiler... Başka iletecek de yer kalmamıştı. Gök kızgın, ateş saçmakta; yer, çatır çatır çatlamakta... Günler günleri kovalamakta...
-Bir gün, çok şaşırdılar... Gök aynı, yer aynı; ama bunun hali bir başkaydı... Tüyleri yumuşak yumuşak olmuş, dişleri kaybolmuş, orkestra çubuğu gibi sallanan kuyruğu ortaya çıkmıştı. “Aman Allahım! Ya kıyamet kopacak, ya rahmet yağacak...” Ama hiç biri olmadı. Olan ortaya çıktı. Onu başlarına musallet eden sahibi çıkagelmişti. Yolu bu yana düşmüş olacak. Nasıl da bacaklarına sürtünüyordu yumuşak tüyleriyle... “Ah kedicik yavrucuk, seni gidi uysalcık!” Kuyruğunun ahenkli salınışı sürüdekilerin bile akıllarını başlarından almıştı. “Ah, biz yanlış tanımışız bunu” dedi, içlerinden bazı saftirikler... 
-Bunlara saftirik diyebilirim bak!  Sonuna kadar hak ediyorlar... Sizi gidi balık hafızalılar... Öncesini unutup, ânın aldanışına hemencecik kapılanlar...
-Başını okşadı, sırtını sıvazladı. İlk düşünceleri, aklından geçti. “İsabetli yapmışım” dedi... Neye isabet ettiğini ve ettiği yeri ne hale getirdiğini bir bilseydi... Doğduğum köyde etmekkelimesinin bu hale uygun bir anlamı vardır. Ama burada kullanamam şimdi... Okuyanlarım anlamıştır zaten... Onlara güvenirim ben... Allah anlatanın dilini, dinleyinin gözünü ve gönlünü açar. Samimi iseler... 
-Açsın Rabbim, beraberinde biraz da basiret ihsan eylesin...
-Ama yoktu onda bu. Bir türlü göremedi onun öteki yüzünü. Gördüğüne inandı, hissettiğine kapıldı. Dönüp bir bakmadı zavallıcıklara... Mazlumlara... Baktıysa da marabalar gibi gördü... Garibanlarda da zaten kendilerini gösterecek kabiliyet yoktu... Ne tüylerini yumuşatabilirler ne de kuyruk sallayabilirlerdi...
-Sallamasınlar da be kardeşim! Herkes kendi doğallığında kalsın... 
-Ama kimse doğal olana bakmıyor ki... Uyduruk olan daha çok gözleri kamaştırıyor sanki. Uyduruk da demiyorlar... Alt sınıftan olanlar öyle söylermiş... Retorik yapmak lazımmış... Uyduruk denir mi mahalleli gibi. İmitasyon diyeceksin... Daha ilgi çekici oluyor... 
-Kendi mahallenin dili ama! 
-Geç onları kardeşim! Sen hangi çağda yaşıyorsun... Biraz sınıf atla... Sınıf da deme. Klas... 
-Sevsinler seni!
-Her neyse. Uzaklaşmayalım konumuzdan. 
-Sürttü tüylerini, seyreltti bakışlarını, inceltti hatlarını, titretti kuyruk tellerini... Sevimli ve bir o kadar sadık hallerini gösterdi yüzünün en derin gerisinden... Kandı yine bizimki... Daha baştan kanmıştı zaten, kaptırmıştı kendini... Bu saatten sonra anlayacak olsa ne yazar!? Mutlu, mesut ayrıldı gitti... 
-Kaldı bizimkiler başbaşa... “Bakın!” dedi, aklını henüz kaybetmemiş olanlar. “Görün eski hallerini...” Gördüler. Saftirikler bile... Nasıl da dönüşmüştü birden kedi-köpek hallerinden çakal suretine... Aman Allah’ım! O fil dişi büyüklüğünde azılı dişler, yaba parmağı gibi dikilmiş kaşlar... “Sanrı mı görüyoruz ne” dediler içlerinden. Birbirlerine baktılar, acınası gözlerle... “Gerçek bu” dedi birisi. Dertli, dertlinin halinden anlarmış. Kısık bir sesle bir şeyler söyledi. Sanki şöyle söyledi: “İki yüzünden birden besleniyor bu yaratık. Her yüzünden ayrı güç alıyor. Ama sabredin... Rabbim kerimdir, sabredenlerle beraberdir... O’nun günü, bize de döner... İmtihan böyle bir şeydir.”
Döndü de... Binbir çabayla elde ettiği, ebedî zannettiği şeyler, bir günde avucunun içinden, parmaklarının ucundan kaydı gitti. Üçüncü halini de gördüler... Zavallı... Hiç bir şeye benzemez. Ne kedi, ne köpek... Yeni bir yaratık. Sürüngen mi desek, süpürge mi... En iyisi hiç bir şey demeyelim. Haksızlık olur, benzettiğimiz şeylere...
-Kedi, köpekten özür mü dilesek acaba? O kadar andık adlarını... 
-Onların halleri doğal be cancağızım! Onları anlatmadık ki zaten biz burada. Anlayışla karşılarlar bunu. Doğallıklarını bunun kadar yitirmiş değillerdir onlar... Doğal olmayan, bu yaratığın halleri... Boşa dememiş Yaratan: “Onlardan da aşağı...
Bursa
01.07.2019

0 yorum:

Yorum Gönder

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN