25 Mart 2018 Pazar

Prof. Dr. Adem APAK Hoca'yla Röportaj

 
1.     Bize kısaca ailenizden, memleketinizden ve çocukluğunuzdan bahseder misiniz?

1970 yılında Bursa’nın Orhaneli ilçesi Mahaller köyünde dünyaya geldim. Şu ana kadar bütün ömrüm Bursa’da geçti. İmamlık vazifesiyle 40 yıl hizmet veren babam Hacı Hasan Apak ile ev hanımı olarak bizleri büyüten yetiştiren sevgili annem Ayşe Hanım’ın (o da geçen sene hacı oldu) dört çocuğundan en büyüğüyüm. Annem ve babam çok hareketli, meraklı ve biraz da yaramaz bir çocuk olduğumu söylerler. Nitekim annem “oğlum seni kalem uslandırdı” der. Bu da önceden çok yarmazken okula gidince uslandığım anlamına gelir. İlkokul çağına kadar çocukluğum babamın görevi sebebiyle Bursa’nın Alaaddinbey Köyü (günümüzde mahalle) ile yine Bursa’nın Harmancık ilçesi Delicegüney Köyü’nde geçti. Yaz tatillerinde ise doğduğum köye gidip tarla ve bahçe işlerinde yardımcı olur, akranım olan amcamın oğluyla birlikte amatör anlamda çobanlık yaptım. En sevdiğim çobanlık çeşidi ise hem zor hem de eğlenceli olan oğlak çobanlığıydı. Bir yörük olarak özellikle keçileri-bilhassa da beyaz renkli olanları- hala severim.


2.     Eğitim hayatınız ile ilgili bilgi verir misiniz?

Çocukluğumda okumaya çok hevesliydim. Çünkü gözümü açtığımdan itibaren evimizde hep kitaplar vardı. Bunlar dini nitelikli kitaplar olduğu ve içlerinde hiç resim bulunmadığı için ilgimi çekmezdi, ancak yine de kitaplara merakım en üst boyuttaydı. İlkokula gitmeden önce gerek annem, gerekse imam olan babamın gayretleriyle Kur’an okumayı öğrendim. Dolayısıyla A ve B’den önce Elif ve Ba’yı öğrendim diyebilirim. Babamın görev yaptığı köyde ilkokul yoktu. Köyün karşısında bulunan Çınar köyünde ilkokul var, ancak o zaman köyün imamı yoktu. Bu sebeple Çınar köylüler Cuma’ya bizim köye gelirlerdi. Sanıyorum 6 yaşımı biraz geçmiştim. Babam köy odasına beni çağırdı. Cuma namazı öncesinde gelenlerin huzurunda Kur’an okuttu. İsmini hatırlamıyorum Çınar Köyü’nün öğretmeni de cemaatin içinde imiş. Babam kendisine “Bunu bu sene sana verilim mi” diye sorduğunda, öğretmen “bu yıl geçsin daha küçük dereyi geçemez” cevabını verince o yıl okula gönderilmedim. Gerçekten de babamın görev yaptığı köyde ilkokul olmadığı ve yaklaşık beş kilometre yürümem, üstelik üzerinde köprü olmayan bir dereden de geçmem gerektiği için babam ilkokula bir yıl geç gönderdi.
Bir yıl sonra ise çok hevesle başladığım okulun ilk haftasında hasta oldum. Yaklaşık on gün okula gidemedim. Bunun üzerine babam beni doğduğum kendi köyümüze götürüp dedeme teslim etti. Bu sebeple ilkokul birinci sınıfı Mahaller Köyü ilkokulunda birden beşe kadar bütün sınıfların aynı salonda ders gördükleri köy ilkokulunda okudum. Öğretmenin yazdığı fişler ile bir kurşun kalem ve sarı defter dışında eğitim malzemem yoktu. İlkokul ikinci sınıftan itibaren babamın yeni görev yeri Harmancık ilçesine (o zaman belde idi) tayin olması sebebiyle Harmancık İlkokulu’nda geçti. Köy okuluna göre burası kolej gibi geldi. Her şeyden önce bütün sınıflar ayrı salonlarda ders yapıyordu. İlkokul derslerimle birlikte aynı zamanda gerek hafta sonları, gerekse yaz tatillerinde Kur’an kursuna da gidip Kur’an eğitimime devam ediyordum. 1980 yılında babamın Bursa Yenişehir’e tayin olması sebebiyle beşinci sınıfı Süleymanpaşa İlkokulu’nda tamamladım. Bir yıl sonra yine babamın görev yeri Bursa’nın Keles ilçesi oldu. Burada İmam-Hatip Lisesi orta kısmına başladım. 1980 ihtilalinin bir neticesi olarak Türkiye’de 30’dan fazla İmam-Hatip lisesinin açılmasına izin verilmedi. Bunun üzerine devlet parasız yatılı sınavını kazanarak Bursa İmam-Hatip Lisesi’ne başladım. 1988 yılında mezun oldum. Aynı yıl Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne başladım. Arapça hazırlık sınıfı okumadığım için dört yılın sonunda mezun oldum. Mezuniyetten sonra yaklaşık bir yıl müezzinlik vazifesinde bulunduktan sonra Aralık 1993’de mezun olduğum fakülteme araştırma görevlisi olarak tayin edildim. Hâsılı öğrencilikle beraber yaklaşık 29 yıldır Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde bulunuyorum.

3.     Neden İslam Tarihi alanını ve akademisyenliği seçtiğinizi anlatır mısınız?

Tarihe ilgim ortaokul yıllarında başladı diyebilirim. Keles İmam-Hatip Lisesi yeni açılmış (ki ben ikinci dönüm mezunuyum) küçük bir okuldu. Okulun kütüphanesi ise sadece bir dolaptan müteşekkil olup belki 100 kitap bile yoktu. Babamın evdeki kitapları dahi daha çoktu. Ben de okul kütüphanesinde bulduğum kitapları okumaya başladım. İlk önce küçük boyutlu kitaplarla başladım. Peyami Safa’nın Cingöz Recai serisini heyecanla okudum. Daha sonra hacimli tarih romanlarına sıra geldi. İsimlerini hiç unutmam: Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun Türk Korsanları romanı ilk okuduğum ve çok etkilendiğim romandı. Akdeniz’de Hızır Reis’in, Aydın Reis’in ve Turgut Reis’in haçlı denizcilere karşı savaşlarını anlatan müthiş heyecanlı bir roman. Ondan sonra aynı yazarın Kızıl Tuğ, Kırmızı Suratlı Adam, Sencivanoğlu romanları. Daha sonra Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun Kapı, Kilit, Konak romanları. Ardından Yavuz Bahadıroğlu’nun Turgut Alp, Sunguroğlu, Şehzade Selim, Mısır’a Doğru, Şirpençe, Celaleddin Harzemşah, Buhara Yanıyor, Elveda Buhara romanları birbirini takip etti. Beni en fazla etkileyen kitaplardan biri de Ömer Rıza Doğrul’un Kanlı Gömlek romanı idi ki, bu eser Hz. Osman’ın şehit edilmesini anlatıyordu. Belki de bu son kitabın etkisinden olacak yüksek lisans tez konum Hz. Osman dönemi oldu. Hâsılı tarihe, dolayısıyla İslam tarihine ilgimi çocukluğumdaki bilhassa ortaokul döneminde okuduğum romanlarla açıklamam yanlış olmaz. Üniversite sınavı sonunda ilk ve tek tercih olarak ve çok yüksek puan alarak Uludağ Üniversitesi İlahiyat fakültesine geldim. Bu sebeple akademisyen olmak daha liseden verdiğim bir karardı. Nitekim hazırlık sınıfı geçme sınavını başarıyla aşıp birinci sınıfa başladığımın ilk ayında İslam tarihi dersimize de giren ve ortaokulda okuduğumuz din kültürü ve ahlak dersi kitabının yazarı olduğunu unutmadığım Hüseyin Algül –o zaman kendileri doçent idiler- hocamın yanına gidip doğrudan kendilerine tarihçi olmak istediğimi anlattım. O da beni ilgi ve memnuniyetle karşılayıp bazı tavsiyelerde bulundu. İhtiyaç duyduğumda kendisine uğramamı istedi. Hocamla irtibatımız işte birinci sınıftaki ilk ziyaretle başladı, mezuniyete kadar kesintisiz devam etti. Fakülteyi bitirdikten sonra hemen İslam tarihi alanında yüksek lisansa başladım. Hüseyin hocam danışmanım oldu. Bir yıl sonra da araştırma görevliliği sınavını kazanarak hocama asistan oldum. Hocam’ın yaş haddinden emekli olmasından altı ay kadar önce de prof. olarak atandım. Hocanın asistan olarak alıp yüksek lisans ve doktorada danışmanlık yaptığı ve doçent, ardından profesör olan ilk, (şimdilik de) tek öğrencisi olma bahtiyarlığımı yaşıyorum. Bu sebeple akademik hayatımda ve tarihçi olmamda Hüseyin Algül hocamın emek ve katkılarını unutamam. Allah kendisinden razı olsun. Hayırlı ve bereketli ömürler versin.

4.     Hocam, doktora yaparken ne tür zorluklarla karşılaştınız?

Doktora ders dönemi devam ederken tez konusuyla ilgili araştırmalarıma başladım. Belirlediğim konu üzerine okumalar yapmaya devam ederken, düşündüğüm konuyla ilgili başka bir araştırma görevlisinin tez hazırlamakta olduğu haberini alınca ben de konuyu değiştirip Amr b. el-As bahisli tezi hazırlamaya karar verdim. Tezi hazırlarken herhangi bir zorluk yaşamadım. Sadece kütüphanemiz yetersiz olduğu için birkaç kez İSAM kütüphanesine gitme ihtiyacı duydum. Bu da aslında zorluk sayılmaz, İslanbul’u ve İSAM’ı görmek ve istifade etmek anlamında bir fırsattı.


5.     Bize çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Yüksek Lisans tezim “Hz. Osman Dönemi Emevi İdarecileri” başlığını taşıyordu. Doktora tez konum ise “Amr b. el-As Hayatı-Şahsiyeti ve Devlet Adamlığı” konulu idi. Her iki eser de yayınlandı. İlki İnsan Yayınları tarafından “Hz. Osman Dönemi Devlet Siyaseti”, ikincisi ise Ankara Okulu tarafından “İslam Siyaset Geleneğinde Amr b. el-As” başlığı ile neşredildi. Doçentlik tezi olarak hazırladığım “Asabiyet ve Erken Dönem İslam Siyaset Tarihindeki Etkileri” başlıklı çalışma Bursa’da Düşünce Kitabevi tarafından 2004 yılında yayınlandı. 2016 yılında bu kitap gözden geçirilmiş haliyle Ensar Neşriyat tarafından yeniden yayınlandı. Zikri geçen tezler dışında 2006 yılından itibaren Ensar Neşriyat’ın Anahatları serisinden “İslam Öncesi Arap Tarihi ve Kültürü”, “İslam Tarihi-Hz. Muhammed Dönemi”, İslam Tarihi-Hulefa-i Raşidin Dönemi”, İslam Tarihi-Emeviler Dönemi”, “İslam Tarihi-Abbasiler Dönemi” isimli kitaplar yayınlandı. İlahiyat fakülteleri ile bir kısım Fen-Edebiyat fakülteleri tarih bölümlerinde ders kitabı, ayrıca farklı muhitlerde İslam tarihi okumalarında kaynak olarak okunması sebebiyle ilgi gören bu kitapların ilk iki cildi yirmili baskılara ulaştı. Bunun dışında yine Ensar Neşriyat’tan Ashâb-ı Kiram isimli kitapla birlikte Siyer-i Nebi isimli çalışmam da 2017 yılında yayınlandı. En son olarak KURAMER’den “Kur’an’ın Geliş Ortamında Arap Toplumu” başlıklı kitap ile Endülüs Yayınları’ndan Kabile başlıklı kitaplar neşredildi. Bilhassa KURAMER’den yayınlanan kitabın büyük ilgi gördüğü anlaşılıyor. Temmuz 2017’de basılan kitap Mart 2018’de yeniden basıldı.

6.     Hocalarınızın tarihçiliğiniz üzerinde nasıl bir tesiri oldu?

Tarihçilik konusunda fakültedeki danışman hocam Hüseyin Algül ile Osman Çetin hocalarımdan çok istifade ettim. Onların çalışmalarını ve makalelerini okumak, buna mukabil hazırlamış olduğum tez, makale ve tebliğlerimi kendilerine sunmak suretiyle görüşlerinden faydalanmak konusunda bana çok katkı sundular. Gıyaben ise başta Saltanata Giden Yolda Muaviye b. Ebi Süfyan başlıklı doktora tezi olmak üzeri İrfan Aycan hocam ile Haricilerin Siyasi Faliyetleri, Arap-Mevali İlişkileri gibi çalışmalarından tanıdığım Adnan Demircan hocalarımdan ve onların çalışmalarından çok istifade ettim. İkincisinden doğrudan hala istifade etmeye devam ediyorum. Allah kendilerinden ve bütün hocalarımdan razı olsun.


7.     https://ssl.gstatic.com/ui/v1/icons/mail/images/cleardot.gifSize göre  Türkiye’de İslam Tarihi  çalışmalarının ve İslam tarihçiliğinin geldiği seviye nedir?

1992 yılında fakülteden mezun olduğumda İslam tarihi alanında yapılmış olan ciddi çalışmalar belki bir elin parmaklarını geçmiyordu. Ben asistan olmam hasebiyle şanslıydım. Zira hocam katıldığı jürilerdeki tezleri getirir bana teslim eder ben de hemen okur, sonra kütüphanemde muhafaza ederdim. Ancak dışarıdaki arkadaşların bu tür akademik çalışmalara ulaşma imkânı yoktu. Hamdolsun günümüzde çalışmaların sayısı ve çeşidi hızla arttı. Öyle ki, yeni öğrencilerimiz konu bulmakta sıkıntı çekiyorlar. Kemiyet anlamında bu sevindirici duruma rağmen, çalışmalardaki kalite ve niteliğin arttığını söylemek biraz zor. Sanki bu hususta geriye gidiyor gibi geliyor bana. Hâlbuki gerek kaynaklara ulaşma imkânı, gerekse bilgisayar teknikleri araştırmacılara büyük kolaylıklar sağlıyor. İnsan, imkânlar artıp şartların iyileşmesi ideal ve gayreti azaltıyor mu acaba diye düşünmekten kendisini alamıyor. Belki de yaşlanmaya başladığım için böyle konuşuyorum, kim bilir.

8.     Sizce çalışmalarda eksik bırakılan yönler nelerdir?

Bu konuda afaki bir değerlendirme yapmak doğru olmaz. Ancak gerek katıldığım doçentlik sınavlarından, gerekse daha alt seviyede doktora ve yüksek lisans tez jürilerinden adaylarda gördüğüm en büyük eksiklik üslup problemidir. Bunun kaynağının da tez hazırlayanların konularıyla ilgili gerekli çalışmaları okumadıklarını, ayrıca tezlerini de ilgili olanlara okutmadıklarını düşünüyorum. Bir yüksek lisans tezi hazırlayacak adayın konusuyla doğrudan ilgili olarak en az on adet tezi ciddiyetle okuması gerekir kanaatindeyim. Eğer bu gerçekleştirilirse, tez hazırlayanlar öncekilerin hatalarından da ders çıkararak daha nitelikli ve daha az hatası bulunan akademik çalışmalar yapabilirler. İkinci bir husus ise araştırma yapanlar, üzerinde çalıştıkları konu ile ilgili olarak daha önce yapılmış çalışmaları görme konusunda ihmalkâr davranmalarıdır. Öyle ki zaman zaman imtihanlarda adaylara sizin çalışmanızla alakalı şöyle bir çalışma var diye hatırlattığımızda bunu ilk defa duyduklarını söyleyebiliyorlar.

9.     İslam Tarihi alanında Yüksek Lisans ve Doktora yapan öğrencilere tavsiyeleriniz nelerdir?

Öncelikli olarak söylemek istediğim şey bu konuda ciddi olup olmadıkları konusunda iyi düşünüp karar vermeleri, ikinci olarak da yaptıkları işi ciddiye almalarıdır. Eğer yaptıkları çalışma onların hayatının en önemli meselesi, gündemlerinin baş konusu değilse o zaman ciddiyet sorunu vardır. Zannımca ciddiye alınan ve ciddiyetle yapılan çalışmalar kalıcı ve başarılı olur. Ortalama bir çabayla da akademik çalışma yapılıp tamamlanabilir. Bununla birlikte uzun vadeli ve başarılı çalışmalar ancak yoğun çalışma ve ciddi mesai sonucunda ortaya çıkar diye düşünüyorum. Bu konuda altını çizmek istediğim diğer bir husus şudur: Akademik çalışmayı ciddiye almak demek hayatın bütün yönlerini tez çalışmalarına göre planlamak demek değildir. Bir kısım öğrencilerimiz, bazı hocalarının kendilerine yüksek lisans tezini tamamlamadan, hatta doktora tezini tamamlamadan herhangi bir yerde görev almamaları ve evlenmemeleri şeklinde tavsiyelerinin olduğundan bahisle evlilik ve iş planlamalarını erteleyeceklerini söylüyorlar ki bence bu çok yanlıştır. Bu durumda sanki bir görevi olan ve aile yuvası kuran kişilerin akademik anlamda başarılı olamayacakları, hatta iyi bir akademisyen olamayacakları şeklinde düşünce akla gelir ki, bu doğru değildir. Bu iddianın tersini ileri sürmek de mümkündür. Kanaatimce öğrencilerimiz eş ve iş planlamalarını hiçbir şekilde akademik çalışma yapma bahanesi ile iptal etmemeli ve ertelememelidir. Bu konuda baştan tercihini yapanlara diyecek bir şeyimizi olamaz. Herkesi evlendirmek ve iş sahibi yapmak gibi bir niyetimiz yok. Ancak normali ve vasatının bizim teklif ittiğimiz şekilde olduğu kanaatini taşıyor, eş ve iş meselesini halletmiş olan insanların daha dingin zihinle ve düzenli sosyal hayatıyla daha verimli akademik çalışmalar yapabileceğini düşünüyorum.

10.  Sizce öğrenciler tez konusu seçerken nelere dikkat etmeliler? İyi bir tez nasıl yazılır?

Yüksek lisans tezinin normal olarak iki veya üç yılda bitirilmesi gerektiği düşünüldüğünde çok iddialı ve zor olmayan gerek o alanı, gerekse o alanın kaynaklarını tanıma ve kullanmaya dönük bir konu olmasının öğrencinin hem zorlanmadan tezini zamanında tamamlamasına, hem alanı tanımasına hem de sonraki çalışmaları için temel teşkil edecek birikim elde etmesine yardımcı olacağını düşünüyorum. Doktora tezi ise mümkün ise yüksek lisans alanında elde edilen birikimin kullanılabilmesine elverecek bir konu çerçevesinde olmalıdır. Buradan doktoranın yüksek lisans tezinin bir devamı mahiyetinde olmasını kastetmiyorum. Tezler birbirinin devamı şeklinde de olur, ancak doktorada yüksek lisans teziyle irtibat olmakla birlikte genişlemesine yan alanlara kayan bir çalışmanın hem alanın tanınması hem de konuların çeşitlenmesi açısından daha verimli olacağını düşünüyorum. Doçentlik tezi ise kanaatimce adayın kendisini göstereceği, konuya daha özgün ve nitelikli katkılar sağlayacağı bir anlamda akademyada ustalık kazanacağı bir çalışma olmalıdır. Nitelik ve muhteva açısından sıralama yapacak olursak yüksek lisans teknik, doktora estetik, doçentlik ise artistik mahiyette olmalıdır. Tabii ki bu çalışmaların niteliği ve başarısı kişinin çaba ve gayreti, konuların tercih ve işlenmesi, her şeyden de önce Allah vergisi kabiliyet ve nasiple de ilgili olduğunu düşünüyorum. Daha önceleri ben de “Allah parayı istediğine, ilmi de isteyene verir” kanaatini taşıyordum. Ancak yaşlandıkça ikincisinin de Allah’ın vergisiyle olduğuna inanmaya başladım. Buna göre Allah ilmi de kullarına –tabii ki isteterek ve çalıştırarak- veriyor. Ondan sonra da bu emaneti taşıyıp taşıyamadığına bakıyor. Taşıyabilir ve gayret gösterirse ona yardım edip maddi ve manevi anlamda ummadığı kapılar açıp nimet ve ihsanlar bahşediyor, taşıyamayıp tembellik eder, gayret göstermez ise de ona hayatı dar edip daha dünyada iken cezalandırıyor. Bunun ahiret boyutunu da unutmamak gerekir. Bu sebeple Allah’ın verdiği ilim imkânını ve nimetini, artırmak ve isteyenlere de ayrım yapmadan, kıskanmadan ve cömertçe vermek gerekir, zira ilim verildikçe azalmaz, daha da artar ve bereketlenir. Bu yolda niyet ve gayret sahibi olanlara selam olsun, Allah kendilerine muvaffakiyetler ihsan etsin.
Âmin


Değerli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür ederiz…

Ben teşekkür ederim. Size de başarılar dilerim.

0 yorum:

Yorum Gönder

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN