22 Temmuz 2017 Cumartesi

Hz. Peygamber’in Boşanması-I

 Prof. Dr. Mehmet Azimli
Tahrim diye meşhur olan bu olay Medine toplumunda heyecan yaratmış önemli bir vakadır. Konu ile ilgili olarak kaynaklara iki rivayet yansımıştır. Müelliflerin bu iki rivayetten hangisinin doğru olduğu konusunda tereddütleri bulunmaktadır. Son dönem Müslüman müellifleri bir rivayet üzerinde odaklanırken, müsteşrikler ise diğer rivayetin doğruluğu üzerinde durmuştur.[1] Bir kısım müellif iki rivayetin de doğru olabileceğini ve bu sebeple ayetlerin iki defa indiğini belirtirken,[2] bir kısım müellif ise konu ile ilgili olarak nazil olduğu bildirilen ayetlerin bu iki olay sebebiyle de inmediğini, iniş sebeplerinin birden çok olabileceğini,[3] eskiden beri devam eden olaylar silsilesi sonucu olduğunu belirtirler.[4] Şimdi bunları izah etmek üzere konu ile irtibatlı olarak aktarılan iki rivayeti incelemeye çalışalım.

Rivayetler
Hz. Aişe der ki:
Resulullah Aleyhisselam, tatlıyı ve balı severdi. İkindi namazını kılıp dönünce, kadınlardan birinin yanına varırdı. Hafsa’nın odasına varıp onun yanında her zamanki kalışından daha çok kalınca, kıskandım. Resulullahın Hafsa’da bu kadar kalışının sebebini sordum. Hafsa’ya akrabasından bir kadın küçük bir tulum bal hediye etmiş, o da bu baldan şerbet yapıp Resulullaha içirmiş! Kendi kendime ‘Biz de vallahi, ona bir tedbir düşünürüz! dedim. Bunu Sevde bint Zema’ya anlattım ve dedim ki: ‘Resulullah yakında senin yanına gelecektir. Yanına gelince, ona ‘Ya Rasûlallah! Megafir mi yedin?’ dersin. O, sana ‘Hayır!’ diyecektir. Bunun üzerine, sen ona ‘Ya bu koku nedir? dersin. Resulullah Aleyhisselam, üzerinde böyle ağır koku bulunmasından hiç hoşlanmazdı. Tabii ki sana ‘Hafsa bana bir bal şerbeti içirmişti’ diyecektir. Sen de o zaman ‘Demek o balın arısı Urfut ağacından yayılmış, bal toplamış!’ dersin. Ona ben de böyle diyeceğim!’ Safiyye’ye de ‘Ey Safiyye! Sen de ona böyle dersin!’ dedim.
Sevde ‘Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki; Resulullah Aleyhisselam yanıma geldiğinde, ey Aişe, söylememi istediğin sözü, senden korktuğum için, Resulullah Aleyhisselam daha kapıda iken, neredeyse söyleyiverecektim! dedi. Resulullah Aleyhisselam yanına gelince, Sevde ‘Ya Rasûlallah! Megafir mi yedin?’ diye sordu. Resulullah Aleyhisselam ‘Hayır!’ buyurdu. Sevde ‘Ya bu koku nedir? diye sordu. Resulullah Aleyhisselam ‘Hafsa bana bir bal şerbeti içirmişti’ buyurdu. Sevde ‘Demek ki o balın arısı Urfut ağacından yayılmış, bal toplamış’ dedi. Resulullah Aleyhisselam benim yanıma geldiği zaman, ben de kendisine böyle söyledim. Sonra, Safiyye’nin yanına vardı. O da bunun gibi söyledi. Resulullah Aleyhisselam Hafsa’nın yanına varınca, Hafsa ‘Ya Rasûlallah! Sana şu bal şerbetinden yine içireyim mi?’ diye sordu. Resulullah Aleyhisselam ‘Hayır! Artık onun bana gereği yok!’ buyurdu. Sevde, bana ‘Sübhanallah! Vallahi, onu bal şerbetinden mahrum ettik!?’ dedi. Ben de ona ‘Sus, sesini çıkarma!’ dedim.[5]
Anlaşılan Hz. Aişe, Hz. Hafsa’ya karşı yaptığı bu işin açığa çıkmasından korkmuştu.[6]
Buhari’den gelen rivayet ise şu şekildedir:
Aişe şöyle demiştir: Resulullah, Zeyneb bint Cahş’ın yanında bal şerbeti içerdi ve onun yanında çok kalırdı. Bunun üzerine ben ve Hafsa, Resulullah ikimizden hangimizin yanına gelirse ona “Sen meğafir mi yedin? Ben sende megafir kokusu buluyorum.” desin diye söz birliği yaptık. (Resulullah geldiğinde Hafsa bu sözü söyledi). Resulullah (s) “Hayır, ben meğafir yemedim. Lakin ben Zeyneb bint Cahş’ın yanında bal şerbeti içmiştim. Artık bir daha onu içmem ve işte yemin de ettim. Sakın bunu başka bir kimseye haber verme!” buyurdu.[7]
İlk rivayette, evinde bal olan Hafsa iken, ikinci rivayette, Hafsa Hz. Peygamber’e komplo kuran tarafta yer alıyor ve bal sahibi Zeyneb b. Cahş olarak ortaya çıkıyor. Başka bir rivayette ise bal sahibi Ümmü Seleme olmaktadır.[8] Bu da aynı rivayetin kendi içindeki açmazlarıdır. Ayrıca Hz. Peygamber’in bal yememesi saklanması gerekmeyen bir durum olmalıdır. Çünkü onun bazı yiyecekleri yemediğini bunu ashabına da yasaklamadığını biliyoruz.[9]
Bu konuda gelen ikinci rivayet ise şu şekildedir:
Bir gün Resulullah’ın zevcesi Hafsa, babasının evine gitti. Orada babasıyla sohbet etti. Bunun üzerine Resulullah da cariyesi Mariye’yi çağırttı ve onunla Hafsa’nın o sırada boş olan hücresinde beraber oldu. O sırada Hafsa babasının evinden döndü ve Hz. Peygamber ile Mariye’yi kendi odasında birlikte olduklarını görünce, şiddetli bir şekilde kıskançlığı tuttu ve Ey Allah’ın resulü benim hücremde, benim günümde[10] ve benim yatağımda bunu nasıl yaparsın? Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Sus sana bir sır veriyim, onu gizle kimseye söyleme. Ona senin için bir daha yaklaşmayacağım” dedi.[11] Ancak Hafsa sözünü tutmayarak derhal Aişe’ye gitti ve bu durumu ona müjdeleyerek Hz. Peygamber’in cariyesini kendine haram kıldığını söyledi.” (Böylece çok kıskandıkları Mariye’den kurtulmuşlardı.) Bunun üzerine Resulullah hanımlarını terk ederek mescitteki meşrebe[12] denilen yere çekildi ve 29 gün kadar orada kaldı ve işte bu ayetler nazil oldu.[13]
Nesei’de geçen rivayette şöyle aktarılıyor:
Resulullah (sav)’ın cariyesi vardı ve onunla ilgilenip birlikte oluyordu. Aişe ve Hafsa o cariye ile ilgilenmesini istemeyip kıskandıkları için Resulullah (sav) cariyeyi kendisine haram kılıncaya kadar rahat bırakmadılar da Allah, Tahrim suresi 1-4 ayetlerini indirdi.[14]
İkinci rivayet bu şekilde iken, müsteşriklerin ikinci rivayeti kullanarak Hz. Peygamber’e karşı sözler söylemeleri sebebiyle olsa gerek Müslüman müellifler ikinci rivayetin gerçeği yansıtmadığını ortaya koymaya çalışmışlardır.[15] Hatta bazı müelliflerin ikinci rivayetin mümkün olmadığını göstermek adına çok yoğun bir çabanın içine girdiklerini görüyoruz. Bunlardan Mevlana Şibli, bunun en ateşli savunucularından biri olurken,[16] Köksal, ikinci rivayete hiç değinmemeye gayret etmiş, ancak Caetani’ye cevap verme ihtiyacı içinde temas etmek zorunda kalmıştır.[17]
İkinci rivayeti görmezden gelip birinci rivayetin olayın gerçek sebebi olduğunu iddia eden ağırlıklı olarak son dönem müelliflerimizin esasen çıkış noktaları, müsteşriklerin Hz. Peygamber’e yönelik saldırgan üslubunu önlemeye yöneliktir. Ancak müelliflerin bu tavırları ne Hz. Peygamber’e yönelik eleştirileri engelleyebilir ne de Hz. Peygamber’i (eğer yanlışı varsa) temize çıkarabilen (!) bir metottur.
Esasen Hz. Peygamber’in eşi Hafsa’nın hücresinde cariyesi Mariye ile birlikte olmasının ne mahzuru olabilir? Bu yaptığının neresi kötü bir şeydir? Yasal olmayan bir şey mi yapmaktadır? Onun cariyesi ve oğlu İbrahim’in annesi ile kendi evlerinden birinde birlikte olmaya hakkı yok mudur? Onun bütün kadınlarının cinsel ihtiyaçlarını gidermesinden daha normal ve doğru bir durum düşünülebilir mi? Bu manada Mariye’nin de erkeği ile bir birlikteliğe ihtiyacı yok mudur? Bir erkeğin kadınlarının cinsel ihtiyaçlarını gidermeyi gözetmesi yanlış olabilir mi? Hz. Aişe’den gelen rivayette şöyle denmiştir:
Resulullah hanımları arasında taksimatı yapar, adil davranır sonra da şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Ben elimde olan gücümün yettiği fiili olan adaleti tatbik ediyorum. Elimde olmayan (kalbi sevgi ve benzeri şeyler) adaletsizliğimden dolayı beni kınama.[18]
Kadınlarının ihtiyaçlarını düşünmek ve bu duruma riayet etmek en fazla Hz. Peygamber üzerine düşer. Bu sebeple altmış yaşını geçmiş Hz. Peygamber’in Medine dışındaki Mariye’nin evine yürümek yerine, genç cariyesini çağırması kadar normal bir durum olamaz. Kaldı ki Mariye’yi çağırdığı ev Hz. Peygamber’in evidir. Ayrıca onun Mariye’ye karşı arzu duymamasını düşünmek de doğru değildir. Bu durumu ve böyle bir şeyi ayıp karşılamak, onun kadınına karşı isteğinin olmadığını düşünmek çok yanlıştır. Böyle bir düşünce, Hıristiyanlık gibi ruhbanlığı teşvik eden dinlerde makbul karşılansa bile, İslam’da iyi karşılanmaz ve bir eksiklik olarak kabul edilir.
Mesele bu kadar normal iken, konunun o dönemde büyütülmesinin sebebi, Hafsa’nın ortalığı velveleye vermesi ve Hz. Peygamber’e yemin ettirdikten sonra söz verdiği halde zafer kazanmış bir şekilde konuyu Hz. Peygamber'in diğer hanımlarına yetiştirmesidir. Esasen Hz. Peygamber bu meselelerle uğraşmak istememektedir. Meseleyi büyütmemeleri için kimi zaman bu şekilde istemediği halde yemin etmek zorunda bırakılmıştır.[19] Ancak Hz. Peygamber, konunun uzatılmaması için bu kadar fedakarlık yapmasına karşın, eşlerinin bu tutumu karşısında onlara bir ders vermek için 29 gün onlardan uzak kalmaya karar vermiş, Meşrebe’ye ayrılmış ve sonuçta Tahrim suresindeki ayetler inmiştir.
Konuyu saklamaya veya ikinci rivayeti dışlamaya gerek duymaksızın bu rivayetin Hz. Peygamber’in hayat hikayesindeki en insani ve makul rivayetlerden biri olduğunu düşünüyoruz. Bu rivayetteki onun kadınları karşısında zor durumlara düşmesi, bizim gibi bir insan olduğunun en güzel göstergelerindendir.
Biz onun bu durumlarını olduğu gibi anlatmaz, onun yasak olmayan bir eylemi işlediğini gereği gibi izah etmez isek bu durumda tabii ki müsteşriklerin ellerine büyük kozlar vermiş oluruz. Halbuki mesele bu boyutta değerlendirilse ona hiçbir kötülük izafe edilemeyecektir. Müslüman müelliflerin bu saklamacı, korumacı ve savunmacı anlayışları karşısında, şu aktaracağımız ifadelerin ortaya çıkması gayet mümkündür.
Bu olayı kullanan Rodinson aynen şöyle demektedir:
Muhammet, 60 yaşlarına gelmesine rağmen kadınlara olan düşkünlüğünden bir şey kaybetmemişti… Bir gün Ömerin kızı Hafsa babasını ziyarete gitmişti. Tam o anda peygamberin halleri tuttu, dayanamayıp Mariye’yi Hafsa’nın kulübesine çekti, sevişmeye başladı. Ama Hafsa’nın erken döneceği tutmuştu. Durumu görmesiyle “Benim kulübemde haa…hem de gözlerimin önünde … hem de yatağımda” diye inleyerek ağlamaya koyuldu. … Ayşe bunu fırsat bildi. Bütün harem gibi o da nefret ediyordu Mariye’den, peygambere bir erkek evlat veren bu sapı silik kızdan. …Muhammed öfkelendi. Karılarını yatıştırmak için elinden geleni yapmış, o güzelim, o verimli Mariye’yi fedaya bile razı olmuştu. …görürdü onlar ve Muhammed harem hukukunu ayaklar altına alarak, bütün bir ayı Kıpti sevgilisi ile geçirmeye karar verdi.[20]
İşte meselenin varacağı yer burasıdır. Elimizdeki rivayetleri, net olarak izah edebilirsek veya gerçekten uydurma ise bunu ifade edebilirsek o zaman müsteşriklerin bu tür ifadeleri pek önemsenmeyecektir. Buna benzer şekilde müsteşriklerin saldırılarına karşı durmak amacıyla olsa gerek Asr-ı Saadet isimli kitabında ilk rivayeti savunan Şibli’nin bu tutumunun yanlışlığını izah sadedinde, -kitabı latinize eden ve zaman zaman şerh eden- şarihin bu konudaki güzel bir yorumunu aktarmak istiyoruz:
Merhum müellifin (Şibli’nin), bu mevzuda İmam Buhari’nin rivayetinden (ilk rivayet) başka rivayet kabul etmemesi, öteki rivayetlerin Rasul-i Ekrem’e isnadını bir noksanlık saymasından ileri gelmektedir. Oysa bunları birer noksanlık olarak tasvir eden, Avrupa muharrirlerinin kalemleridir. Bu kalemlerin peygamberimiz aleyhinde çirkin bir tablo çizmeleri için doğru olması muhtemel olan bazı rivayetleri ihmal etmeyi haklı görmemize veya göstermemize imkan yoktur. Onlar elbette her münasebette zehirini kusacaktır. Fakat Müslüman olarak bizim yapacağımız şey, meseleler üzerinde hassasiyetle durmak, harici veya yabancı tesirlerin altında kalarak herhangi bir yargıya varmamaktır.
Mesela rivayette, Mariye Rasul-i Ekrem’in çocuklu cariyesi ve Hafsa’nın evi de Hafsa’ya tahsis edilmiş olmakla beraber Rasul-i Ekrem’in kendi evidir ve aynı zamanda biliyoruz ki Mariye’ye tahsis edilen ev Medine’nin dışındadır. Hal böyle iken Peygamber’in bu evde Mariye ile münasebette bulunmasında bir noksanlık varsa, bu noksanlık kadınlık gururu zedelenen Hz. Hafsa’nın duyduğu kıskançlıktan ve bir de birtakım maruf çevrelerin İslam’a ve İslam’ın son peygamberine karşı mahud düşmanlığından ibarettir.[21]



[1]       Bodley, 163, 164.

[2]       Havva, VI, 420.

[3]       Seydişehri, 842.

[4]       Heykel, I, 316.

[5]       İbn Sad, , VIII, 85.

[6]       Köksal, XVI, 125.

[7]       Buhari, Tefsir, 66.

[8]       Belazuri, I, 511.

[9]       İbn Mace, Etime, 4.

[10]      Bazı rivayetlerde ise aslında o gün sıra Hz. Aişe’nin idi. Bkz. İbn Sad, VIII, 186.

[11]      Bazı rivayetlerde Hz. Peygamber dışarı çıkınca Hafsa’yı ağlarken görmüş ve Mariye’ye bir daha yaklaşmayacağını belirtince Hafsa “Yemin etmezsen asla kabul etmem” deyince Hz. Peygamber, “Vallahi bir daha ona el sürmeyeceğim” şeklinde yemin etmiştir, İbn Sad, VIII, 188.

[12]      Caetani, bu bir ay boyu Hz. Peygamber’in Meşrebe’de Mariye ile kaldığını belirtirse de kaynaklarda Mariye’nin kaldığı yere de Meşrebe dendiği için bir karıştırma yapmıştır. Caetani, VI, 191. Esasen Hz. Peygamber’in kaldığı Meşrebe denilen yer mescitte idi ve orada kendi başına kaldı. Bkz. Vakıdi, 378.

[13]      İbn Sad, VIII, 185-187; Belazuri, I, 509.

[14]      Nesei, İşretu’n-Nisa, 4.

[15]      Heykel, II, 316.

[16]      Şibli, I, 370.

[17]      Köksal, XVI, 137.

[18]      Ebu Davud, Nikah, 39; Tirmizi, Nikah, 42.

[19]      İbn Sad, VIII, 188.

[20]      Rodinson, 264.

[21]      Bkz. Osman Zeki Mollamehmetoğlu’nun ilavesi ile ilgili dipnot, Şibli, I, 370.

1 yorum:

  1. Allah razı olsun kıymetli hocam, çok detaylı açıklamalarla dolu güzel bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN