7 Haziran 2017 Çarşamba

Prof. Dr. Ünal Kılıç'la Röportaj

1-    Bize kısaca ailenizden, memleketinizden ve çocukluğunuzdan bahseder misiniz?
Üç çocuklu bir ailenin iki numaralı oğlu olarak 1969’da Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Selavat köyünde doğdum. İlkokul ikinci sınıfa kadar köyde kaldıktan sonra ikinci sınıftan itibaren şehre göçtük ve eğitimimi burada sürdürmeye başladım. Köy hayatıyla alakam sonraki yıllarda da devam ettiğinden köye dair anılarım ve bilgilerim benim zihnimde ayrı bir yer tutmaktadır.
2-    Eğitim hayatınız ile ilgili bilgi verir misiniz?
İlkokul sonrası Sivas İmam Hatip Lisesi’ne kaydoldum. Buradan 1987 yılında mezun oldum. Mezun olduğumuz dönemlerde İmam Hatip nesli çok idealistti. Mezunlarımızdan üniversiteye yerleşemeyen neredeyse yok gibidir. Üniversitede hukuk, tarih veya ilahiyat alanında okumak istiyordum. Sosyal bilimlere kendimi daha yatkın olarak gördüğüm için herhalde. Neticede hukuk ve tarihi de dersleri arasında yoğun bir şekilde öğrencilerine veren bir fakülteye kaydımı yaptırdım. Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesine girdim ve beş yılın sonunda 1992 yılında bu fakülteden mezun oldum. O dönemlerde fakültemizin öğrencilerinin neredeyse tamamı fakülte derslerinin yanı sıra kaldıkları yurt, pansiyon veya evlerde mutlaka İslami ilimlerin çeşitli alanlarına dair dersler okumaktaydılar. Ben ilk sene fakülteye çok yakın bir mesafede bulunan Kredi Yurtlara ait bir yurtta kaldım. Ancak bu yurtta dışarıdan ders alma imkanı olmadığı için değişik vakıflara ait ders halkalarına katılmaya çalıştım. Fakat dışarıdan gelen bir öğrenciye pek de sıcak davranılmadığını üzülerek gördüm. Bunun üzerine özel ders okuma arayışlarım devam etti. Nihayet yedi kişi bir araya gelerek ders okumak üzere bir hoca efendinin riyasetinde ev kiraladık. Dört yıl boyunca fakülte derslerine ilaveten tefsirden hadise, fıkıhtan akaide dersler okuduk. İstanbul’un kültürel anlamda çeşitli imkanları olduğu gibi bizzat kendi fakültemiz de sürekli gerçekleştirdiği kültürel faaliyetlerle bizlerin yetişmesinde önemli yeri olan hizmetleri bize sundu.
3-    Neden İslam Tarihi alanını ve akademisyenliği seçtiğinizi anlatır mısınız?
Esasen ben akademisyenlik düşünmüyordum. Zira öğrenci iken evlenmiştim ve son sınıfta ikinci çocuğum doğmuştu. Dolayısıyla benim hedefim bir an önce maaş başına geçip baba harçlığından kurtulmaktı. Bunun için en kestirme yol da öğretmenlik veya diyanet bünyesinde görev almaktan geçiyordu. Bu sebeple de akademisyenlik düşünmüyordum. Akademisyenlik düşünmemde bir de yüksek lisans, mastır, doktora, öğretim görevlisi, araştırma görevlisi, asistan gibi kavramların ne anlama geldiğini bilmemek, nasıl akademisyen olunacağına dair malumat sahibi olmamanın da önemli bir yeri vardır. Arkadaşların ısrarı ile yüksek lisans sınavına girdim kazandıktan sonra da kısmet bizi buralara taşıdı.
İslam tarihi alanını seçmem ise şöyle oldu: ben üçüncü sınıfta iken kendi kendime bir karar verdim; değişik alanlarda dersler okuyoruz, çok yönlü yetişiyoruz ama ben standart ilahiyat bilgilerinin ötesinde bir alanda daha fazla bilgi sahibi olmalıyım. O alan benim kendimi daha iyi yetiştirdiğim alan olsun istedim ve bunu gerçekleştirmek üzere alanın önemli eserlerini dikkatlice okumalıyım dedim. Siyer konuları hep ilgimi çekiyordu. Bu sebeple de başta siyer-i nebi olmak üzere İslâm tarihine dair çok sayıda kitabı mezun olduğum ana kadar okudum. Notlar çıkardım, zihnimdeki soruların cevaplarını bulmaya çalıştım. Tabi bu okuduklarım bir anlamda beni yüksek lisans sınavına da hazırlıklı hale getirmiş ki ben bunu sınava girdiğim de fark ettim. Zira yüksek lisans sınavında okuduğum kitaplar sayesinde hiç zorlanmadım.
Sonrasında da bu alan benim için meslek haline geldi.
İlimde devam esas. Devam ettiğiniz sürece az da olsa hep kendinizi bir adım öteye taşıyabiliyorsunuz. Ama sabırlı olmak gerekiyor. Bir hocamız vardı, derdi ki; ilim önce şıp şıp damlayan su gibidir. Ama sabrederseniz şelale gibi akan suya dönüşüverir. Gerçekten öyle. Arkadaşların zoruyla başladığım lisansüstü eğitimim devam ve sabır sayesinde beni hep bir adım öteye taşıdı. Üç yıl öğretmenlik yaptım. Tabi öğretmenlikle birlikte lisansüstü çalışmak çok zor. Ama dediğim gibi sabırla aşılamayacak hiçbir engel yoktur. Gerekli donanıma sahip olduktan sonra bir gün mutlaka hak ettiğinize uluşabiliyorsunuz. Araştırma görevliliği sınavlarına girdik ve sahip olduğumuz bilgi ve birikim bizi akademisyenliğe taşıdı.
4-    Hocam, doktora yaparken ne tür zorluklarla karşılaştınız?
Doktora yaparken araştırma görevliliği kadrosuna geçmiştim. Dolayısıyla öğretmenken lisansüstü çalışmaya göre daha rahatlamıştım. En azından derse girmediğim için doktora derslerime gidip gelmem ve gerekli hazırlıkları yapmam daha kolaylaşmıştı. Doktora programı görev yaptığı Cumhuriyet Üniversite’de olmadığı için Konya Selçuk Üniversitesine gidip geldim. Yol ve konaklama sıkıntıları dışında ciddi bir zorluk yaşamadım. Şehrimizde yabancı dil kursları olmadığı için bu alandaki eksikliğimi telafi etmek için çok zorlandım. Ancak doktora yaptığım üniversitedeki hocalarım olan Prof. Dr. Ahmet Önkal, Prof. Dr. M. Ali Kapar, Prof. Dr. Ahmet Turan Yüksel Beyler benim bu gün öğrencilerime karşı sergilemekten aciz kaldığım destekleriyle benim için zorları kolay kıldılar. Hepsine müteşekkirim.
Doktora eğitimi akademik üslubun, zihniyetin ve disiplinin oluştuğu, insanın ilmi kişiliğinin şekillendiği en önemli devredir. Dolayısıyla lisans ve yüksek lisans eğitimi şöyle veya böyle başlayıp bitirilebilir, ancak doktora eğitimi her yönüyle en iyi şekilde gerçekleştirilmeli. Çünkü orada elde edilen kazanımlar, sizi her yönüyle ileriye ve geleceğe taşıyacak, sizin alandaki yerinizi belirleyecektir.

5-    Bize çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?
Doktora tez danışman hocam Prof. Dr. Mehmet Ali Kapar ve tezimi hazırlarken bilgi ve tecrübelerinden yararlandığım, üslubunu kendim için model olarak almaya çalıştığım çok değerli hocam Prof. Dr. İrfan Aycan’ın tavsiyeleri doğrultusunda belli bir alanda yoğunlaşmaya gayret gösterdim. Zamana ve duruma göre değil alana göre çalışmalar yapmaya özen gösterdim. İlk dönem İslam Tarihi alanında özellikle de siyere dair çalışmalarda bulunmaya gayret gösterdim. Yayınlanmış 8 kitabım ve makalelerimle tebliğlerimin büyük bir bölümü siyer ve Hulefâ-yi Râşidîn dönemine dairdir.
6-    Hocalarınızın tarihçiliğiniz üzerinde nasıl bir tesiri oldu?

Hocalarımız bizim için mütevazi kişilikleri, öğrencilerine karşı anlayışlılıkları ve babacan tavırlarıyla bir kere insani yönden güzel örnekler oldular. Özellikle bir birlerine karşı saygı ve hürmetleri bizi derinden etkiledi. Arkadaşına karşı son derece hürmetkar ve saygılı olan bir hocaya karşı bir öğrenci olarak bizler el betteki çok daha fazla saygılı olmalıydık. Hocalarımıza saygımız bizi alimlerimize, onlara olan saygımız diğer İslâm büyüklerine ve en nihayetinde Efendimiz Aleyhisselam’a karşı saygılı olmaya yönlendirdi. Onlar bize ilimden önce edebi yaşayarak öğrettiler.
Diğer taraftan dönemlerindeki günümüze göre nispeten daha sınırlı olan kaynaklara rağmen çok değerli çalışmalar yaparak bize ilim için mücadele etmek gerektiği anlayışını kazandırdıkları gibi alanımızla ilgili bilgi, metodoloji ve ilmi disiplin kazandırdılar. Önemli olan da ilmi metodoloj, disiplin ve olaylara bakış açısı kazanmak. Bunlar bizi alanımızda bir adım öteye taşıyan en önemli unsurlar oldular.
7-    https://ssl.gstatic.com/ui/v1/icons/mail/images/cleardot.gifSize göre Türkiye’de İslam Tarihi çalışmalarının ve İslam tarihçiliğinin geldiği seviye nedir?
Günümüzde bizden öncekilerin çektiği sıkıntıların sefasını bizler doya doya yaşıyoruz. Kaynaklar sınırlı olduğu kadar ulaşmak da bir o kadar zorken onlar bizler için çığır açtılar. Yeni yeni kaynaklara nasıl ulaşılabileceğinin yolunu bizlere gösterdiler. Diğer taraftan günümüzde bilgiye ulaşmak artık çok kolay. Bizim kuşak bu sebeple alanla ilgili çok değerli çalışmalar yapmakta. İslam tarihinin hemen her alanına dair kaynak ve araştırmalara müracaat edilerek özgün ve müdellel eserler ortaya konulmakta. Dolayısıyla belki şunu çok rahat bir şekilde söyleyebilirim ki tüm Osmanlı döneminde yapılan İslam tarihi çalışmaları kadar son 25-30 yıl içerisinde yapılmıştır.
Bir ara 28 Şubat sonrası duraksama olmuşsa da şimdi artık çok daha hızlı bir şekilde akademisyenlerimiz yoğun bir tempo ile alanla ilgili çok güzel çalışmalar yapmaya devam etmektedirler.
8-    Sizce çalışmalarda eksik bırakılan yönler nelerdir?
Tarihçilerimiz genellikle kendi alanlarının birincil veya ikincil kaynak ya da araştırmalarıyla çalışmalarını yürütmektedirler. Elbette ilimlerimizin kendi içerisinde bir tasnifi vardır, ancak şunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor ki İslâmi ilimlerin biri diğerinin mütemmimi mesabesindedir. Dolayısıyla birileri olmadan diğerleri kesinlikle eksik kalacaktır. Siyere dair bir çalışmada bazen siyer ve meğazi kitapları kadar lügat veya haraç-emval kitapları da hayati öneme ve çok değerli bilgilere sahip olabilir.
Çoğu İslâm tarihçisi arkadaşımız belirlediği alanın dışında sayılacak konularda da çeşitli mülahazalarla bir şeyler yazıp çizmeye çalışıyor ki ben bunu doğru bulmuyorum. İlk dönem çalışıyorsak kalkıp da Osmanlı’da filan konu şeklinde bir tebliğ veya sunum yapmamaya çalışalım.
Rivayetlerin derlenip alt alta sıralanmasıyla oluşan çalışmalar yerine elde edilen verilerin tenkit ve tahlil süzgecinden geçirilmesinden sonra bilimsel kriterler ışığında değerlendirerek bir kanaate varacak tarzda eserler ortaya koymak gerekiyor. Çoğu araştırmacımız aylarca belki de yıllarca emek verip herkesten çok daha iyi bilebileceği hususta neticeye ulaştıracak kanaati kendisi ortaya koymak yerine bunu eserinden istifade etmek üzere okuyana bırakmakta. Bu da okuyucu vasfından öteye bir hasleti olmayan kimselerin yalan yanlış sonuçlar çıkarmalarına vesile olmaktadır.
Dili iyi kullanamıyoruz. İslam tarihçilerinin iyi derecede Arapçayı sonrasında da Farsça, Almanca ve İngilizceyi iyi bilmesi gerekiyor. Oysa doğu dilini bilen bir tarihçimiz genellikle batı dilinden anlamıyor veya tam tersi. Arapça İslam tarihçisi için hayati öneme haiz iken özellikle araştırmaları takip edebilmek ve günceli bilebilmek için de bir batı dili yaşamsal öneme sahiptir.
9-    Geriye dönüp baktığınızda keşke şu konuyu çalışsaydım dediğiniz bir konu var mı?
Yok. Genellikle istediğim veya merak ettiğim konuları çalıştım. Çalışıp da yayınlamadığım bir şey de yoktur. Yukarıda söylediğim gibi ta baştan alanımı belirlediğim ve buna göre çalışmalarımı sürdürdüğüm için keşkeler olmadı benim çalışma hayatımda.
10- İslam Tarihi alanında Yüksek Lisans ve Doktora yapan öğrencilere tavsiyeleriniz nelerdir?
Tez dönemlerinde Arap ülkelerinden birine en az iki sene giderek Arapçaya olan vukufiyetlerini en üst seviyeye ulaştırmalarını tavsiye ederim.
Konu belirlerken mutlaka farklı üniversitedekilerle istişarelerde bulunmaları gerekmektedir. Sahamıza dair öğrendiklerimizi sadece öğrencilerimizle değil meraklısı olan herkesle paylaşmalıyız. İnsanların sahih tarihi bilgilere çok ihtiyacı var ve bunu bizler insanlara sunmalıyız. Şu bir gerçek ki tefsirle iştigal eden için de hadise dair çalışmalar yapan için de vb. mutlaka sahih tarih bilgisi gerekmektedir. Dolayısıyla alanımız sadece geçmişte yaşanılan olayların hamasi duyguları kabartmak için anlatıldığı rivayetler manzumesi olmayıp bütün İslâmi ilimler için adeta alt yapı değerindeki bilgilere sahiptir.

11- Sizce öğrenciler tez konusu seçerken nelere dikkat etmeliler? İyi bir tez nasıl yazılır?
Önce İslâm tarihine dair dönemimizi seçmeliyiz. Sonra da o dönemle ilgili siyaset, medeniyet, kurum, biyografi veya hangi hususta olacaksa ona karar vermeliyiz ve tez alırken de bu doğrultuda hareket etmeliyiz. Tez hazırlarken ele alacağımızı konuları mutlaka kendi zihnimizde değerlendirdiğimiz gibi sahayla alakası olanlarla ve akademik düzeydeki insanlarla tartışmalı, istişare etmeliyiz. Zira aynı alana mensup olmasa da her hangi bir konuda insanların söyleyecek sözleri belki de bizim görüşümüzden daha isabetli olan düşünceleri olabilir.

Değerli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür ederiz…

Ben teşekkür ederim. Belki bizden hemen önceki kuşağımızda yaşayanları yaptığımız İslam tarihi çalışmaları ile geçtik, ancak XIX ve XX. Yüzyıllardaki Oryantalistlerin sahamıza dair çoğu çalışmasına hala reddiye yazmak veya alternatifini ortaya koymak için uğraşıyoruz. Bir an önce İslâm tarihine dair yapılacak çalışmalarla ilgili inisiyatifin tamamıyla bizim elimizde olması ve ilmin gerektirdiği doğrultularda çalışmaların yapılmasını can u gönülden temenni ediyorum.

1 yorum:

  1. Mehmet Yılmaz10 Ocak 2018 03:51

    Röportajı hazırlayan dan ve Ünal hocam dan Allah razı olsun bende bu bölümü düşünüyorum çok teşekkür ederim

    YanıtlaSil

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN