24 Haziran 2017 Cumartesi

Napolyon Müslüman oldu mu?

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma
Meşhur Fransız Kralı Napolyon, oldukça ilginç bir devlet adamıydı. Burada onun devlet idaresinden, savaş taktiklerinden, Victor Hugo'nun onu, "Napoleon le Grand"(Büyük Napolyon) veya "l'aigle"(kartal) olarak adlandırmasından söz etmeyeceğiz. Ne var ki o, karizmatik yapısı, tavizsiz devlet adamlığı, cesareti, ve bütün bunların yanında, okumayı seven, gerçekler karşısında, yanlışta inat etmeyen bir “Komutan Kral”dı.


Biz burada Napolyon hakkında ayrıntılı bilgilere girmeyecek, sadece günümüzde bile Fransa’da “polemik konusu” yapılan bir özelliği üzerinde durmak istiyoruz.
Napolyon Müslüman oldu mu?
Napolyon’un Müslüman olduğunu söyleyenler, onun Mısır’ı işgalinden sonra Müslüman âlimlerine saygılı davrandığı, onlardan, İslâm hakkında bilgi aldığı, hatta musahabelerine katıldığı konusunda bütün tarihçilerin hemfikir olduğuna dayanmaktadırlar ki, tarihi belgeler de bunu kanıtlıyor.
İnsan bir yerlerde yalnız kalınca/yalnız kalmaya mahkûm edilince, o yalnızlık içerisinde ister istemez düşüncelere dalar, geçmiş günlerini, hatıralarını, serüvenlerini, yanlışlarını, doğrularını düşünür ve onların bir muhasebesini yapar. Bu olgu, bir katil için böyle olduğu gibi, bir yazar, bir tüccar, bir eşkıya, bir siyaset adamı, bir kral için de aynıdır.
Bundan dolayı diyoruz ki, Napolyon da bunlardan bir taneydi ve derdest edilip Sainte Hélène adasında kalmaya mahkûm edilince(1815-1821), o da kendi geçmiş günlerini düşündü ve bu düşüncelerinden bir kısmını mektuplara dökerek, dostlarıyla paylaştı. İşte bu paylaşımlardan/mektuplardan bir kısmı bilâhare kitap olarak basıldı ki bunlar  “Correspondance de Napoléon, Journal de Sainte Hélène” olarak bilinmektedirler.
Yaşımız ve imkânlarımız itibariyle bu konuda kapsamlı bir araştırma yapmamız mümkün olmadığından, biz sadece bu konuyu ilgili genç arkadaşlara bildirmek için bu satırları yazma ihtiyacını duyduk. Ve diyoruz ki, konu, araştırılmaya değer!
Bundan dolayıdır ki burada Napolyon’un semavi üç din olan Musevilik, Hıristiyanlık ve İslâm hakkındaki birkaç görüşünü zikredecek, geri kalan bilgileri araştırmayı, genç ve ilgili tarihçilere bırakacağız.
Napolyon, şöyle diyor:
"Musa'ya Allah'tan bir mesaj geldi. Fakat Yahudiler, kendilerini seçkin kabul ederek bu mesajın sadece kendilerine geldiğini ilan ettiler…."
" İsa, Allah'ın varlığı konusunda çok güzel şeyler söyledi. O dedi ki: Allah tektir ve O'nu bütün kalbinizle sevmeniz gerekir. Komşularınızı da kendiniz gibi sevmeniz gerekir”. Fakat İsâ'nın vefatından sonra, Roma'daki bazı siyasiler, bu dinle, insanların büyük bir bölümünü kontrol altına alabileceklerini düşündüler. Onun için de İsa'yı Allah'la aynı seviyeye çıkarttılar, hatta O'ndan bir parça saydılar. Ardından da Allah'a ortaklar yaptılar. Böylece “Bir'de Üç” diye bir şey yaptılar”.
İslâm hakkında da şöyle demektedir:


"Tarihin belli bir döneminde, Muhammed diye birisi ortaya çıktı. Ve bu adam, tıpkı Musa'nın, İsa'nın ve onlardan önceki bütün Peygamberlerin dediklerini söyledi: Sadece bir tek Tanrı vardır! İslâm'ın mesajı buydu. İslâm gerçek dindir! İnsanlar okudukça daha çok akıllanacak, daha çok muhakeme edebilecek ve mantıkî olacaklardır! Onlar putları terk edecek ve çoktanrıcılığa ait ritiülleri terk ederek bir Tek Tanrı'nın var olduğunu kabul edeceklerdir! Ve netice olarak, fazla bir zaman geçmeden, İslâm dünyaya hâkim olacaktır. İslâm, özellikle putperestliğe saldırmaktadır: Allah'tan başka tanrı yoktur ve Muhammed O'nun elçisidir. İşte İslâm Dininin temeli budur. İşte en temel nokta burasıdır: Musa tarafından ilan edilen ve İsa tarafından da kabul edilen Din… Allah'tan başka tanrı yoktur ve Muhammed O'nun elçisidir. Ben Müslümanım, muvahhidim ve Peygamberi kabul ediyorum. Umarım ki çok geçmeden ülkenin/Fransa’nın bütün âkil ve münevver insanlarını toplar, tek gerçek olan ve insanlara saadet verecek biricik kaynak olan Kur'an'a/İslâm esaslarına göre bir rejim kurarım".

0 yorum:

Yorum Gönder

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN