1 Haziran 2017 Perşembe

Midrarîler (Benû Vâsûl)

 Hüseyin Paça
 GİRİŞ
İslam dininin Kuzey Afrika’ya yayılması erken dönemlerde başlamıştır. Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Amr b. As'ın Mısır'ı fethiyle İslamiyet Afrika kıtasına girişini yapmıştır.
Hz. Osman döneminde bölgeye gönderilen Abdullah b. Sa'd’ın, Trablusgarp'tan İfrikıyye’ye (Tunus ve civarı) kadar ilerlemesi, Kuzey Afrika’nın İslamlaşmasında önemli katkıları olmuştur.
Daha sonra İfrikıyye genel komutanlığına getirilen Ukbe b. Nafi'nin Kuzey Afrika fetihleriyle bölgedeki Berberîler’in Müslüman olmalarında büyük gayretleri olmuştur. Ukbe b. Nafi 670 yılında Kayrevan şehrini kurmuştur. Burası kısa zamanda bölgenin en önemli ilim ve kültür merkezi hâline gelmiştir. Onun fetihleri sonunda Müslümanlar Atlas Okyanusu kıyılarına kadar ilerleyerek Kuzey Afrika'ya hâkim olmuşlardır.
Ukbe b. Nafi, sadece Akdeniz sahil bandında yaşayan Bizanslılarla değil sahilden içeride yaşayan Berberiler’le de mücadele etmiş ve onları İslam hâkimiyetine almıştır. İslamiyeti benimseyen Berberîler’in İslam’ın Batı Afrika'da yayılmasında büyük katkıları olmuştur. Ukbe b. Nafi Atlas Okyanusu kıyısındaki Tanca'ya ulaştıktan sonra güneye doğru yönelerek Lemtûne çölüne kadar ilerlemiş ve burada yaşayan Berberîler’i de itaat altına almıştır. Ukbe b. Nafi Kayrevan'a geri dönerken Berberî kumandanı Kusayle tarafından öldürüldüğünde (683), Kuzey Afrika’nın tamamına yakını İslam hâkimiyetine girmiş, fakat Berberîler’in hepsi Müslüman olmamışlardı.
Emevî Sulatanı Muaviye zamanında kurulan İfrikıyye eyaletinin valisi olan Hasan b. Numan el-Gassanî idaresinde, bölgedeki Bizans otoritesi tamamen son bulmuş ve Berberîler üzerinde İslam hâkimiyeti kesin olarak sağlanmıştı. Kartaca yakınlarında Tunus şehri kurularak önemli bir merkez hâline getirilmişti.
698 yılında Hasan b. Nu'man'ın yerine İfrikıyye valisi olan Musa b. Nusayr da bölgede İslam hâkimiyeti genişletmiştir. Sahraya doğru ilerleyerek diğer Berberî kabileleri itaat altına almış ve onların Müslüman olmalarını sağlamıştır. Kuzey Afrika'da siyasi otoritenin Müslümanların elinde olmasına rağmen yerel inanç ve gelenekler bir anda son bulmamış ve bölgenin İslamlaşması uzun zaman almıştır.
İslam dünyasında başlayan siyasi kargaşa sebebiyle ortaya çıkan bazı siyasî-dinî gruplaşmalar merkezlerde yaşama imkânı bulamamış ve merkezden uzak bölgelere kaymıştır. Kuzey Afrika ise Haricî ve Şiîler'in sığındıkları bir yer hâline gelmiştir.
İspanya’da bağımsız Endülüs Emevî Devletinin kurulmasından sonra Kuzey Afrika’da bağımsızlık hareketleri başlamış ve müstakil bazı yönetimler ortaya çıkmıştır. Bölgede öncelikle Haricî hanedanların kurulduğunu görmekteyiz. Harici hanedanlardan birisi de Fas’ın güney doğusunda Sicilmâse merkezli Midrarîler (772-963)’dır. Midrarîler Haricîliğin İbâzî ve Sufrî kollarına mensup bir hanedanlık idi.
          Midrarîler Mağrib diye anılan bölgede hüküm sürmüşlerdir. Mısır’dan Atlas Okyanusuna kadar uzanan Kuzey Afrika bölgesi ve Güney Sahra civarı Mağrib olarak adlandırılmaktadır. Mağrib diye adlandırılın bu coğrafyada günümüzde Libya, Tunus, Cezayir, Fas ve Moritanya devletleri bulunmaktadır. İslam tarih ve coğrafyacıları Mağrib coğrafyasını farklı bölümlere ayırmaktadırlar. Bunlar arasında en yaygın olarak kullanılan Mağrib-i Ednâ (Yakın Mağrib), Mağrib-i Evsat (Orta Mağrib) ve Mağrib-i Aksâ (Uzak Mağrib) şeklindeki üçlü taksimdir.[1] Midrarîler Mağrib-i Aksâ (Uzak Mağrib) kısmında kurulmuş ve hüküm sürmüştür.

I-   SİYASİ TARİH

a-) Midrarî Devletinin Kuruluşu

Midrarî Devletinin kuruluş felsefesinin, Emevîler’in Kuzey Afrika bölgesindeki valilerinin olumsuz tutumlarından kaynaklanan sıkıntı ve isyanlar neticesinde ortaya çıkmış olduğunu söyleyebiliriz. Abbasîlerin ilk yıllarında da devletin kuruluş süreci belirginleşmiştir. Midrarîler, Berberîler’in Miknâse[2] koluna mensupturlar. Yöneticilerinin çoğunluğu, Haricî mezhebinin Sufriyye görüşünü benimsemişlerdir.
Midrarîler Sicilmâse’yi kurarak orayı merkez edinmişlerdir. Sicilmâse coğrafi olarak Mağrib-i Aksâ’nın (Uzak Mağrib) güneyinde bulunmaktadır. Sudan tarafında Deran dağı yakınlarında Zîr nehri üzerinde Fas şehrine yaklaşık 10 günlük mesafe uzaklıkta bir yerdedir.[3] Der’a şehrinin doğusundadır. Berberîler’in Sudan’a en yakın yaşamış oldukları son bölgeler olduğu söylenebilir.[4] Ya’kubî, Sicilmâse’de herhangi bir pınar veya su kuyusunun bulunmadığını belirtmektedir.[5] Sicilmâse’nin beşeri coğrafyası ile ilgili olarak bilgiler verilmesine rağmen şehrin isimlendirilmesi hususunda yeterli düzeyde açıklayıcı bilgi bulunmamaktadır.
Sicilmâse’nin İslami dönemde kurulması ile ilgili olarak rivayetlerin çoğunda 758/140 yılında Midrarîler’rin reisi Haricî-Sufrî mezhebi görüşündeki Ebu’l-Kâsım Semkû b. Vâsûl tarafından kurulduğu bilgisi yer almaktadır. Ebu’l-Kâsım, besicilikle uğraşan ve sürüleri olan biriydi. Hayvanlarına mera bulmak için o dönemde çok geniş bir yer olan Sicilmâse’yi merkez edinmiştir. Aynı zamanda hayvan pazarının oluştuğu buraya diğer Berberîler de yerleşmeye başlamışlardır. Ebu’l-Kâsım bu durumu fırsat bilerek Sufriyye mezhebini onlar arasında yaymaya başlamıştır. Çevredeki Berberî kabileler de gelerek Ebu’l-Kâsım Semkû’nun çadırının etrafına yerleşmişlerdir. Bir müddet sonra da İsâ b. Yezid el-Esved’i kendilerine imam tayin etmişlerdir.[6] Ebu’l-Kâsım’ın, Sicilmâse’yi merkez edinmiş, İsâ b. Yezid’in de inşasına başlamış olduğu anlaşılmaktadır. Şehrin kurulması tedrici olarak devam etmiştir. Şehrin kuruluşunun tarihi bir önemi vardır. Şehrin kurulmasıyla bölgedeki toplulukların yaşam şekli değişmiş, konar-göçerler yerleşik hayata geçmişlerdir. Öte yandan şehre yerleşen Miknâse kabilesi yönetici konumuna yükselmiştir.

1-  İsâ b. Yezid el-Esved (757-771/140-155)

Miknâse kabilesinden oluşan bir grub, Bağdat’ta bulunan Abbasî halifelerinin otoritesini tanımayarak kabile reisleri Ebu’l-Kâsım Semkû b. Vâsûl önderliğinde Mağrib-i Aksâ (Uzak Mağrib) bölgesinin güneyine doğru çekilmiştir. Bir müddet sonra da muhtemelen Haricî-Sufrî bir âlim olması sebebiyle başlarına İmam olarak İsâ b. Yezid el-Esved’i getirmişlerdir. Sicilmâse kentini kurmuş ve başkent hâline getirmişlerdir.[7] İsâ b. Yezid, Sufrîler’e yaklaşık 15 yıl yöneticilik yapmıştır. Yöneticilik müddetince birçok faaliyette bulunmuş, şehrin etrafını surlar ile çevirmiş, kanallarla şehre su getirmiş ve şehrin her yerine eşit miktarda su dağıtımı yapmıştır. Hurma ağaçları dikimi konusunda kararlar almıştır. Sicilmâse’yi geliştirerek şehrin kuruluş sürecini önemli ölçüde tamamlamıştır. İsâ b. Yezid hainlik yaptığı gerekçesiyle halk isyan edip onu görevden almış ve dağ başında bir ağaca bağlamışlardır. İsâ b. Yezid ölünceye kadar da orada bağlı olarak kalmıştır.[8]

2-    Ebu’l-Kâsım Semkû b. Vâsûl b. Maslân b. Ebî Nuzûl (771-783/155-167)

Ebu’l-Kâsım’ın babası Semkû’nun Medine-i Münevvere’ye gelerek İbn Abbas’ın mevlası İkrime’den ilim öğrenmiş bir âlim olduğu zikredilmektedir. Sufrî mezhebini benimsemiş bir kişidir. Buna rağmen Abbasî halifeleri Mansûr ve el-Mehdî’ye bağlılığını bildirmiş, hutbeleri de onlar adına okutmuştur.[9]
Bir rivayette İsâ b. Yezid el-Esved’e beyat edip toplumu da ona bağlanıp itaat etmeye yönlendiren kişinin Ebu’l-Kâsım Semkû olduğu belirtilmiştir.[10]
Ebu’l-Kâsım Semkû’nun kendisinden önce imam olarak tayin ettiği İsâ b. Yezid el-Esved’den mezhebî geçmiş olarak daha faziletli biri olduğu belirtilmektedir. Ancak onu kendisinden önce imamete getirmesinin sebebi olarak Sufriyye toplumunda çok sayıda siyahînin bulunması gösterilmektedir. Ebu’l-Kasım’ın Abbasî halifelerine yaklaşıp onlara bağlılığını bildirmesi ve hutbeleri onlar adına okutması ise ülkesinin ve halkının güvenliğini koruma amaçlı olduğu olarak değerlendirilmektedir.[11] Yaklaşık 12 yıl yönetimde kalmış ve 783/167 yılında aniden vefat etmiştir.

3-    Ebu’l-Vezir İlyas b. Ebi’l-Kâsım (783-790/167-170)

Ebu’l-Kâsım Semkû’nun vefatından sonra yerine ‘vezir’ künyesiyle oğlu İlyas b. Ebi’l-Kâsım geçmiştir. Yaklaşık 7 yıl yönetimde kalmıştır. Halk ona karşı isyan etmiş ve onu görevden almıştır.[12] Kaynaklarda görevden alınması ile ilgili olarak herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Görevden alınması kişiliğinden veya yönetim tarzından kaynaklanmış olabilir. Öte yandan mezhebi olarak yeterliklerini kaybeden imamların görevden alınması anlayışını göz önünde bulundurmakta gerekmektedir.


4-    Elyesa b. Ebi’l-Kâsım (790-823/174-208)

Kardeşinin görevden alınması üzerine yönetime getirilmiştir. Cesur, atılgan ve katı kalpli bir kişiliğe sahiptir. Diğer Berberîleri de nüfuzu altına almıştır. Gümüş madenlerinin olduğu nüfusça yoğun olan Der’a[13] kentini ele geçirmiş ve madenlerinin 1/5’ine el koymuştur. Başkent Sicilmâse’nin etrafındaki surları alt kısmı taş, üst kısımları da kerpiç olarak yenilemiştir.[14] Bu surlara 8 tanesi demir olmak üzere 12 adet kapı inşa etmiştir.[15] Şehir onun zamanında önemli ölçüde imar edilmiş ve gelişimini tamamlamıştır. Sur içi bölgesini kabilelere göre taksim etmiştir. Şehirde çeşitli atölyeler ve köşkler inşa etmiştir. Bir anlamda devletin ikinci kurucusu olarak kabul edilmiştir.
Komşularıyla iyi geçinmiş, Tahert merkezli İbâzî Rüstemîlerle yakın ilişki içinde olmuştur. Bu bağlamda oğlu Midrar’ı Rüstemîler’in imamı Abdurrahman b. Rüstem’in kızı Ervâ ile evlendirmiştir.[16]

5-    Midrar b. Elyesa b. Ebi’l-Kâsım (823-867/208-253)

Midrar, Endülüs Emevîler’i ve Tahert’te hüküm süren İbâzî Rüstemîler’le iyi ilişkiler kurmuştur. Sufrîliği bırakıp İbâzîliği benimsemiştir. Abdurrahman b. Rüstem’in kızı Ervâ ile evlenmiştir. Biri Abdurrahman b. Rüstem’in kızı Ervâ’dan diğeri de kabilesine mensup eşinden olmak üzere iki oğlu vardır. Her ikisinin adı da Meymûn’du. Oğullarından birisi İbn Rüstemiyye diğeri de İbn Sakıyye diye anılmaktaydı. Kendisi hayatta ve yönetimdeyken iki oğlu arasında üç yıl süren şiddetli bir iktidar kavgası yaşanmıştır. Bu durum karşısında Midrar hayatta iken İbn Rüstemiyye olarak bilinen oğlunu veliaht tayin etmiştir. Bir müddet sonra da oğlu İbn Rüstemiyye onu tahttan indirip yerine kendisi geçmiştir. Miknâse liderleri kabilecilik saikleriyle olsa gerek İbn Rüstemiyye’yi tahttan indirip yönetimi Midrar’ın diğer oğlu İbn Sakıyye’ye teklif etmişlerdir. Ancak o bu teklifi kabul etmemiş ve bunun üzerine baba Midrarı tekrar yönetime getirmişlerdir.[17] Midrar ölünce tahta oğlu İbn Sakıyye geçmiştir.

6-    Meymûn b. Sakıyye b. Midrâr b. Elyesa b. Ebi’l-Kâsım (867-876/253-263)

Midrar hayatta iken iki oğlu arasında şiddetli iktidar kavgası olmuş bunun üzerine Midrar oğlu İbn Rüstemiyye’yi veliaht tayin etmiştir.  Sicilmâse halkı bundan hoşlanmamış ve saraya yürüyüp Midrar’ı yönetimden indirip yerine oğlu Meymûn b. Sakıyye’yi tahta geçirmiştir. Bu karmaşa sırasında da Midrar ölmüştür. Burada dikkat çeken şey, Tahert merkezli İbâzî Rüstemîler’in çıkan olaylar konusunda açıktan açığa bir girişimde bulunmadığıdır. Zira İbn Rüstemiyye diye bilinen Midrar’ın oğlu ana tarafından Rüstemîler’e dayanmaktaydı ve aynı zamanda babası onu veliaht tayin etmişti. Midrâr’ın yerine geçen oğlu Meymûn b Sakıyye b. Midrâr’ın vefat edinceye kadar yaklaşık 10 yıl yönetimde kaldığı, bu süre zarfında güçlü bir yönetim sergilediği belirtilmektedir.[18] Vefat edince yerine oğlu Muhammed geçmiştir.



7-    Muhammed b. Meymûn b. Midrar b Elyesa (876-883/263-270)

Babasının ölümü üzerine tahta geçen Muhammed b. Meymûn, cesur yürekli ve atılgan bir kişiliğe sahipti. Zamanında hanedanın nüfuzu çok daha genişlemiştir. Sicilmâse’nin batısında bulunan Tafilât şehri onun zamanında ülke topraklarına katılmıştır. İbâzî mezhebini benimseyen yöneticilerdendir.[19] Yönetimde yaklaşık 7 yıl kalmış ve 883/270 yılında vefat etmiştir. Yerine amcası Elyesa b. el-Muntasır geçmiştir.

8-    Elyesa b. el-Muntasır b. Elyesa b. Ebi’l-Kâsım (883-909/270-296)

Güzel ahlaklı bir kişiliği vardır. Döneminde devlet daha da güçlenmiştir. Yönetimde istikrar ve ülkede güvenlik temin edilmiştir.
Sicilmâse civarı ve yakın kentlerde yaşayan Zenate kabilesini hâkimiyet altına almayı düşünmüş ancak bu kabilenin Metgâre kolunun Sufrîliği bırakıp Sünnî Endülüs Emevîleri’ne yaklaşması üzerine bundan vazgeçmiştir. Elyesa’nın son zamanlarında Midrarîler, Şiî Fatımîler'in hâkimiyetine girmiştir. Kuzey Afrika'da İsmailî davetini yürüten Ebu Abdullah eş-Şiî, Fatımîler'in kurucusu Ubeydullah el-Mehdi'yi Kuzey Afrika'ya davet etmiştir. Ubeydullah, oğlu ve bazı adamlarını da yanına alarak tacir görünümünde bölgeye gelmiştir. Sicilmâse'ye ulaşan Ubeydullah el-Mehdî takdim ettiği hediyelerle Elyesa'nın gönlünü kazanmayı başarmıştır. Haricî-İbâzî olmakla birlikte Abbasîler'le iyi ilişkiler içinde bulunan Elyesa,  Abbasî halifesinin emri doğrultusunda Ağlebî emirinin talebi üzerine Ubeydullah'ı ve oğlunu tutuklamıştır. Bunu öğrenen Ebu Abdullah eş-Şiî, Kitâme kabilesinden teşkil ettiği ordunun başında İfrikıye'den yola çıkarak önce Tahert'teki Rüstemîler'i itaat altına almış, ardından Ağustos 909 tarihinde Sicilmâse şehrini kuşatmıştır. Elyesa'ın kuvvetlerini yenerek Ubeydullah'ı ve oğlunu hapisten kurtarmıştır. Beklenen imamın geldiğini söyleyerek bütün hak ve yetkilerini de Ubeydullah'a devretmiştir. Ubeydullah, Sicilmâse'de kırk gün kalmış, bu süre zarfında çoğunluğu Şiî olan Der'a ve Sûs bölgelerinden gelen heyetleri kabul etmiştir. Öte yandan Fatımî askerleri tarafından yakalanıp hapse atılan Elyesa, hapiste ölüm orucunda açlıktan ölmüştür.
Ebu Abdullah eş-Şiî, Sicilmâse'den ayrılırken İbrahim b. Gâlib el -Mezâtî'yi vali tayin etmiş, yanında bir muhafız birliği bırakmıştır. Muhafızların azlığını fırsat bilen Midrarî liderleri, Şiîlerden hoşlanmayan halkın desteğiyle Fatımî ordusunun ayrılmasından elli gün sonra çıkardıkları bir ayaklanma sırasında valiyi ve muhafızlarını öldürüp bölgeye tekrar hâkim olmuşlardır.[20]

9-    Vâsûl el-Feth b. Meymûn b. Midrar (909-912/298-300)

Fatimîler’in tayin etmiş olduğu İbrahim b. Gâlib el-Mezâtî’nin öldürülmesinden sonra yönetime Vâsûl el-Feth b. Meymûn getirilmişti. Kendisi ile Fatimîler arasında ne tür bir ilişki olduğu bilinmemektedir. Küçük yaşta yönetime getirildiği için ülkeyi onun adına ninesi Sakıyye idare etmiştir. Üç yıla yakın yönetimde kalmış ve vefat edince yerine kardeşi Ahmet b. Meymûn geçmiştir.






10- Ahmed b. Meymûn b. Midrar (912-921/300-309)

Kardeşinin ölümü üzerine tahta geçmiştir. Döneminde Fatmîler’in Tahert valisi Mesâle b. Habbûs el-Kitâmî[21], Kitâme ve Miknêseliler’den oluşan bir ordu ile Sicilmâse’yi ikinci kez işgal etmiştir. Halka şiddetli baskı yapmış ve emirleri Ahmed b. Meymûn’u yakalamış ve idaresine son vermiştir.[22]

11- Mu’tez b. Muhammed Sâvûr b. Midrar (921-933/309-321)[23]

Fatımîlerin Şiî valisi Mesâle b. Habbûs Sicilmâse’yi işgal edip duruma hâkim olunca Şiî Fatımî Devletine bağlı kalacak şekilde Midrarîler’den Ahmet b. Meymûn’un amcasının oğlu Mu’tez b. Muhammed b. Sâvûr b. Midrar’ı yönetici tayin etmiştir. Mu’tez yaklaşık 12 yıl yönetimde kalmış ve bu süre zarfında Fatımîler adına hareket etmiştir.[24]


12- Ebu’l-Muntasır Muhammed b. Mu’tez b. Sâvûr b. Midrar (933-942/331-321)

Babası Mu’tez’in ölümü üzerine yönetime gelmiştir. Yaklaşık 10 yıl yönetimde kalmıştır. Bu süre zarfında Şiî Fatimîler’e bağlı kalmış ve onlar adına ülkesini yönetmiştir.

13- el-Muntasır Semkû b. Muhammed b. el-Mu’tez b. Sâvûr b. Midrar (942/331)

Babası Muhammed’in ölümü üzerine 13 yaşında tahta çıkarılmıştır. Yaşının küçüklüğünden dolayı işleri ninesi idare etmiştir. Yönetimin ikinci ayında amcasının oğlu Muhammed b. el-Feth ona karşı isyan edip yönetimi ele geçirmiş ve onu uzaklaştırmıştır.[25]

14- eş-Şâkir Lillâh Muhammed b. el-Feth b. Meymûn b. Midrar (943-965/322-347)

Muhammed b. el-Feth, yönetimi ele geçirdikten sonra Fatimî imamı Şiî el-Mehdi’ye bağlılığa son verdi. Aynı zamanda Sufrî-İbâzî olan mezhebini de terk ederek Sünnî-Malikîliği kabul etmiştir. Bu konudaki kararını belki de Endülüs Emevîleri’yle olan ilişkileri sonucunda vermiş olabilir. Öte yandan hutbeleri de Sünnî Abbasî halifelerinin adına okutmaya başlamıştır. Daha sonra da ‘Emirü’l-Mü’minîn Şâkir Lillâh’ unvanıyla anılmıştır. ‘Şâkiriyye’ adıyla da para bastırmıştır. Zamanında adalet, emniyet ve istikrar sağlanmıştır. Onun bu davranışları kendilerine bağlı kaldığı müddetçe Midrarîler’in mezhebi inanışına karışmayan Fatımîleri kızdırmıştır. Fatımî halifesi Mu’iz Lidinillâh ünlü komutanlarından Cevher es-Sıkıllî’yi ordunun başında bölgeye göndermiştir. Cevher, Sicilmâse’ye yürüyünce onunla savaşmayı göze alamayan Muhammed b. el-Feth yakınlarıyla birlikte gizlice şehri terk edip Teskirât kalesine sığınmıştır. Fatımî komutanın şehre girmesinden birkaç gün sonra durumu öğrenmek için tebdil-i kıyafetle şehre girmeye çalışan Muhammed b. el-Feth, Metgâre kabilesinden bir grup tarafından yakalanıp Cevher’e teslim edilmiştir. Cevher onu tutuklayıp Kayravan’a göndermiştir. Rakkade de hapsedilen Muhammed, orada ölmüştür.[26]

15-  el-Muntasır Billâh b. Emiri’l-Mü’minîn eş-Şâkir Lillâh Muhammed b. el Feth b. el-Emir Meymûn b. Midrar (963/352)

el-Muntasır Billâh’ın yönetime hangi tarihte geldiğine dair bir bilgi bulunmamaktadır. Bu dönemlerde Endülüs Emevî Devleti güçlenmiş ve siyasi olarak belirleyici duruma gelmişti. Öte yandan Mağrib bölgesinde Şiî Fatımîlere karşı belirgin bir hoşnutsuzluk ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı bölgedeki bazı kabileler Endülüs Emevî Devletine yaklaşmıştır. Bunlardan Zenata kabilesi Endülüs ile yardımlaşıyor ve Fatımîlere karşı mücadele ediyordu. Fatımîler bu karışıklıklarla uğraşırken eş-Şâkir Lillâh Muhammed’in oğlu da bu durumundan istifade ederek Cevher es-Sıkıllî’nin tayin etmiş olduğu Sicilmâse yönetimine karşı isyan etmiş ve yönetimi ele geçirmiştir. ‘el-Muntasır Billâh’ unvanını almış ve kardeşi Ebu Muhammed tarafından tahttan indirilinceye kadar yönetimde kalmıştır.

16- el-Mu’tez Billâh Ebu Muhammed b. Emiri’l-Mü’minîn eş-Şâkir Lillâh Muhammed b. el-Feth b. el-Emir b. Midrar (963/352)

Kardeşi el-Muntasır Billâh’ı öldürerek yönetimi ele geçirmiştir. ‘el-Mu’tez Billâh’ unvanını almıştır. Onun döneminde Miknâse kabilesi zayıflamış ve güç kaybetmeye başlamıştır. Buna karşın Zenata kabilesinin gücü artmıştır. Bazı kabileler Endülüs Emevî Devletiyle iyi ilişkiler kurmaya başlamışlardır. Bölgede Endülüs Emevî Devleti adına hareket eden Mağrâve kabilesi reisi Hazrûn b. el-Fulfûl, Endülüs Emevî halifesi tarafından Sicilmâse’ye vali olarak tayin edilmiştir. Hazrûn b. el-Fulfûl, bu görev gereği Sicilmâse’ye girmiş ve Midrarî Devletine de son vermiştir.[27]

b-) Midrarîler’in Diğer Devletlerle İlişkileri

Midrarîler’in ilişki içinde oldukları yakın komşuları arasında İbâzî Rüstemîler, yöneticileri Alevî olan İdrisîler, Sünnî Ağlebîler ile Şiî Fatimîler yer almaktadır.  Yine siyasi, sosyal ve ticari ilişki içinde oldukları devletler arasında Abbasîler, İspanya’da hüküm süren Endülüs Emevîler’i bulunmaktaydı.
Midrarîler, kurulduğu coğrafi bölge olarak kısmen kenarda kalan bir konumdadır. Toplum konar-göçer hayat tarzını bırakmış ve yerleşik hayata geçmiştir. Yeni oluşan bu devlet yapısı ile henüz kendilerini tam bir güven ortamında hissedemediklerinden olsa gerek, genel olarak tarafsızlık ilkesine dayanan bir siyasi ilişki izledikleri söylenebilir.
Midrarîler, Rüstemîler, İdrisîler, Fatımîler ve Endülüs Emevîler’i gibi devletlerin hepsi Abbasîler’den koptuklarından dolayı Abbasîler onların hepsinin ortak düşmanı sayılmaktaydı. Midrarîler, isimlerini zikrettiğimiz komşularıyla genel olarak uzun süreli bir çatışmaya girmeyerek bir denge siyaseti izlemiş oldukları görülmektedir. Bölgede Abbasîler adına hüküm süren Ağlebîler’i de Abbasîler ile kendi aralarında tampon bölge olarak görmüş ve Abbasîlerle ilişkilerini onlar üzerinden düzenlemişlerdir. Abbasîler’e olan hasmane düşüncelerinden dolayı Ağlebîler’e de aynı duyguyu beslemiş oldukları söylenebilse de aralarında sıcak bir çatışma olmadığı görülmektedir. Midrarî-Ağlebî ilişkilerinin güç esasına göre yürüdüğü de açıktır. Zira yöneticilerden Elyesa b. el-Muntasır b. Elyesa b. Ebi’l-Kâsım (883-909/270-296) döneminde tüccar kılığında gizlice Sicilmâse’ye gelen Fatımîler’in kurucusu Şiî Ubeydullah el-Mehdi başlangıçta hoş karşılanmış daha sonra Abbasî halifesinin emri doğrultusunda Ağlebî emirinin talebiyle tutuklanıp oğluyla birlikte hapse atılmıştır.[28] Bu olay, bölgede ortaya çıkan ve her iki devletin varlığını tehlikeye düşürecek olan Şiîliğin, ortak düşman olarak görülmesi ve buna karşı ortak bir işbirliği olarak da değerlendirilebilir.
Midrarîler’in en sıcak ve dostane ilişki hâlinde olduğu komşularının şüphesiz inanç bakımından kendilerine en yakın olan İbâzî Rüstemîler olduğu görülmektedir. İnanç birlikteliğinden olsa gerek bu iki devlet arasındaki ilişki dostane şekil almış, aralarında açık ya da gizli bir mücadele olmamıştır. Rüstemîler ile olan dostane ilişki siyasi bir evlilikle de en üst seviyeye çıkmıştır. Midrarî yöneticilerinden Elyesa b. Ebi’l-Kâsım’ın (790-823/174-208) oğlu Midrar, Rüstemîler’in imamı Abdurrahman b. Rüstem’in kızı Ervâ ile evlendirilmiştir.[29]
Midrarîler’in diğer bir komşusu, Kuzey Batıda Fas merkezli, halkı Sünnî yöneticileri Alevî olan İdrisîler’dir. İdrisîler ile Midrarîler’in ilişkilerinin iyi olduğu söylenemez. Zira her iki devlet arasında mezhep farklılığı bulunmaktaydı. Sufrîliğin ve İbâzîliğin Kuzey ve Batı bölgelerde yayılmasına engel bir durum söz konusuydu. Aralarında Fas civarındaki kabileler üzerinde nüfuz mücadelesi yaşanmıştır. Bununla birlikte her iki tarafın ortak düşmanı Abbasîler olunca aralarındaki mücadele herhangi bir sıcak çatışmaya dönüşmemiştir. İlişkilerin soğuk olmasına rağmen aralarında karşılıklı ticaret devam etmiştir.
Midrarîler, son dönemlerinde ortaya çıkan ve bölgedeki diğer devletlerin de ortak düşmanı haline gelen Şiî Fatımîler’le yıpratıcı ve gerilimli ilişkiler yaşamışlardır. Başlangıçta, her ikisinin ortak düşmanı olan Abbasîler’e karşı aralarında örtülü bir ittifak olduğu da söylenebilir. Zira Fatımîler’in kurucusu Şiî Ubeydullah el-Mehdi ile Midrarî yöneticilerinden Elyesa b. el-Muntasır b. Elyesa arasında iyi bir ilişki oluşmuş, Ubeydullah’ın Sicilmâse’de kalışına izin verilmiştir. Fakat daha sonra Ubeydullah, Abbasî halifesinin emri doğrultusunda Ağlebî emirinin talebi ile tutuklanmıştır. Bu gelişme üzerine Ifrikıyye bölgesinde bulunan Fatımî imamı Abdullah eş-Şiî büyük bir orduyla yola çıkmış önce Rüstemîler’i ortadan kaldırmış sonra Sicilmâse üzerine yürüyüp şehri işgal edip hapisteki Şiî Ubeydullah el-Mehdi’yi kurtarmış, imameti de ona devretmiştir. Abdullah eş-Şiî öte yandan Midrarî yöneticisi Elyesa b. el-Muntasır b. Elyesa’yı da hapsetmiş, yerine kendilerinden bir yönetici tayin etmiştir. Bu olaydan sonra Midrarîler, Fatımîler’in egemenliği altına girmiş ve yıkılana kadar uzun süre aralarında çatışmaya dayalı bir ilişki devam etmiştir. Fatimîler’in; Rüstemîler, İdrisîler ve Ağlebîler’i tamamen ortadan kaldırmalarına rağmen Midrarîler’i tamamıyla ortadan kaldırmamaları dikkat çekicidir.
Midrarîler’in Abbasîler’le olan ilişkilerine gelince, daha önce de belirtildiği gibi aralarında köklü bir düşmanlık duyguları hâkimdir. Ancak merkezden uzak olmaları bakımından olsa gerek aralarında bir çatışma olmamıştır. İlk yöneticilerden Ebu’l-Kâsım Semkû Sicilmâse’de yöneticiliği üstlendiğinde toplumunun selamet ve refahı için gayret etmiş bu bağlamda ilk iş olarak Abbasî hilafetine bağlılığını bildirip hutbeyi de onlar adına okutmuştur. Ebu’l-Kâsım’ın bu bağlılığı elbette farklı şekillerde yorumlanabilir. Midrarî yöneticileri Ebu’l-Kâsım’dan sonra da Abbasîler’le iyi geçinme siyasetini devam ettirmişlerdir. Bu siyaset tarzını güç dengelerinin gözetilmesi olarak görmek gerekir.
 Midrarîler’in İstpanya’daki Endülüs Emevîleri’yle olan ilişkileri de karşılıklı menfaat esasına dayalı olarak devam etmiştir. Mezhebi farklılık veya coğrafi uzaklık olumsuz bir etken olmamıştır. Endülüs Emevîler’i, Abbasîler’e karşı olarak siyasi ve ekonomik olarak Kuzey Afrika’daki Berberî kabilelerle iyi ilişkiler kurmuştur. Ortak menfaatlerinden dolayı durum bunu gerektiriyordu. Ağlebîler’le mücadelede hususunda Endülüs Emevîler’inin Midrarîler ile dayanışma içinde olduğu söylenebilir. Şiî Fatımîler’in ortaya çıkışına kadar dostane bir şekilde süren ilişkilere rağmen Fatımîler’in Rüstemîler’i ortadan kaldırıp Midrarîler’i de egemenliği altına alma sürecinde Endülüs Emevîleri’nin Midrarîler’e yardım etmediği görülmektedir. Öte yandan aralarındaki dostluktan kaynaklansa gerek Midrarî emiri eş-Şâkir Lillâh Muhammed b. el-Feth b. Meymûn b. Midrar’ın Haricîliği tamamen bırakıp Endülüs Emevîler’inin de mezhebi olan Sünnî Malikîği benimsemiştir.[30] Zamanla iki devlet arasındaki ilişkiler zayıflamış nihayet son Midrarî yöneticisi el-Mu’tez Billâh Ebu Muhammed, Endülüs Emevîler’i adına hareket eden Mağrave kabilesi reisi Hazrûn b. el-Fulfûl eliyle ortadan kaldırılmıştır.[31]


II- MEDENİYET TARİHİ

a-) Midrarîler’in Dini Anlayışları

Midrarîler’in, İslâm’ın Afrika bölgesine yayılmasıyla yavaş yavaş da olsa İslâm’ı kabul ettikleri bilinmektedir. Bununla birlikte Emevîler döneminde Arap olmayan Müslümanlar, devlet nezdinde farklı uygulamaya tabi tutulmakta ve ikinci sınıf tebaa muamelesi görmekteydiler. Müslüman Araplara nispeten hakları daha sınırlı olmaktaydı. Hz. Ali döneminden itibaren başlayan Şii-Haricî gibi dinî ve siyasi ayrışmalar Irak bölgesinde yoğunlaşmıştır. Haricîler olarak bilinen dinî ve siyasî grubun genel olarak Irak bölgesindeki isyan hareketleri sert bir şekilde bastırılmaktaydı. Dolayısı ile merkez konumunda olan Irak’ta uzun süre açıktan açığa tutunamayan Haricîler kendilerine merkezden uzak farklı bölgelerde yer edinmeye başlamışlardır. Bu bölgelerden bir tanesi de merkezden oldukça uzakta bulunan Kuzey Afrika bölgesiydi. Haricîler Kuzey Afrika bölgesinde yaşayan Berberîler arasında dinî propaganda yaparak onları kendi mezhebi görüşlerine katılmaya davet etmişlerdir. Bölgedeki Emevî valilerinin Arap olmayan Berberîler’e mevali muamelesi dolayısıyla Berberîler arasında Haricîlik görüşü hızla taraftar bulmaktaydı.
Sosyal eşitlik anlayışı özellikle de en temel dinî-siyasi tartışma konusu olan devlet başkanlığı hususunda Haricîlerin; ‘şûra esasına dayalı ehil olan her Müslümanın devlet başkanı olabileceği’ görüşünü benimsemelerinden dolayı Berberîler arasında Haricîlik mezhebi önemli ölçüde kabul görmüştür.
Midrarîler, Berberîlerin Miknâse koluna mensup olup devletlerinin kuruluşundaki temel felsefe, Haricîliğin Sufriyye koluna dayanmaktadır. Bununla birlikte yöneticilerinden Midrar b. Elyesa b. Ebi’l-Kâsım ve Muhammed b. Meymûn b. Midrar b Elyesa gibi bazıları Haricîliğin diğer kollarından olan İbâzîliği, eş-Şâkir Lillâh Muhammed b. el-Feth b. Meymûn b. Midrar da Haricîliği tamamen terk edip Sünnî-Malikî anlayışı benimsedikleri de görülmektedir. Yöneticilerin farklı mezhebi anlayışları benimsemeleri hususunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Hüküm sürmüş oldukları dönemin siyasi ve sosyal şartları onları farklı anlayışa sevk etmiş olabilir.
Öte yandan hilafetin saltanata dönüştürülmesini sert bir şekilde reddetmelerine ve şura esasına dayalı ehil olan her Müslümanın imamete gelebilmesi gerektiğini dini-siyasi bir dustur edinmelerine rağmen yetki ellerine geçince şiddetle savundukları bu kuralı uygulayamayıp kendilerinin de imameti verasete dönüştürerek tutarlı davranamadıkları görülmektedir.


b-) Tarım ve İktisadi Hayat

Midrarîler, Sicilmâse’yi kurup merkez edindikten sonra devletin gelişmesi için tarım, hayvancılık, sanayi ve ticaret gibi pek çok alanda çaba göstermişlerdir. Bu bağlamda; ziraatın gelişmesi için Sicilmâse topraklarından geçen Zîr nehri etrafındaki vadi ve ovalarda ekime uygun toprakları ıslah etmiş ve üretimi artırmışlardır. Vadilerdeki topraklı arazilerde arpa ve buğday gibi hububat üretimi, kumlu topraklarda ise uyum sağlayan kimyon ve kına gibi değişik ürünler yetiştirmişlerdir. Sicilmâseliler meyve üretimi de yapmışlar, nar, badem, zeytin, incir ve birçok türde üzüm yetiştirmişlerdir.[32] Öte yandan hurma yetiştiriciliği de çok yaygınlaşmıştır. Bu bölgenin Hurma ağaçları Irak’tan getirilmiştir.[33]
Sicilmâseliler hayvancılığı da gereken önemi vermiştir. Hayvanların etinden, sütünden ve derisinden yararlanmışlardır. Bölgede besicilik ve çiftlikler yaygınlaşmıştır. Zira Midrarî Devletinin kurucusu Ebu’l-Kâsım aynı zamanda besicilikle uğraşmaktaydı. Çölde ulaşım ve taşımacılıkta kullanılan deve yetiştiriciliği de önemli bir yere sahiptir. Deve alınıp satılan bir pazar dahi bulunmaktaydı.[34]
Sicilmâseliler zamanlarına göre sanayiye önem vermişlerdir. Özellikle Elyesa b. Ebi’l-Kâsım döneminde şehirde çeşitli alanlarda atölyeler açılarak sanayi geliştirilmiştir.[35]
Midrarîler döneminde en fazla ticaret alanının gelişmiş olduğu söylenebilir. Zira Sicilmâse önemli bir ticaret kavşağında bulunmaktaydı. Sicilmâse’nin Sudan bölgesinden gelip Ifrıkıyye ve Endülüs’e giden yolun üzerinde uğrak bir yerde bulunması, Midrarîler’in ticaret yollarını denetim altında tutarak önemli kazançlar elde etmesini sağlamıştır. Midrarîler Der’a madenlerinden de büyük gelir elde etmişlerdir.


SONUÇ

Hz. Muhammed’in vefatından hemen sonra tebliğ etmiş olduğu İslam dini dört bir yana hızla yayılmıştı. İslam’ın Kuzey Afrika’ya ulaşması ikinci halife Hz. Ömer döneminde başlayıp Hz. Osman döneminde yayılma süreci hızlanmış, Emevîler döneminde de devam etmiş, neredeyse bölgenin tamamı İslam ile tanışmıştır. Kuzey Afrika bölgesinde çoğunluğu oluşturan Berberî asıllı kabileler de peyderpey İslam’ı kabul etmişlerdir.
Ne var ki halife Hz. Osman döneminde filizlenip Hz. Ali döneminde ortaya çıkan Müslümanlar arasındaki dini-siyasi mücadeleler, Emevîler döneminde tüm renkleriyle devam etmiştir. Bu mücadeleler ister istemez Kuzey Afrika’da İslam dini ile yeni tanışan Müslüman Berberîlerin anlayış ve tutumlarına da yansımıştır. Merkezi idareye muhalefet anlayışı zamanla merkez ile çatışma, fırsat oluşunca da merkezden kopup bağımsız olma girişimleriyle sonuçlanmıştır.
Bu bağlamda; Berberî kabilesinin Miknâse kolundan olanlar, Haricilik mezhebinin Sufriyye anlayışını temel alarak merkezi idareden uzak Kuzey Afrika’nın Mağrib-i Aksa bölgesinde Ebu’l-Kâsım Semkû b. Vâsûl başkanlığında Midrarîler adıyla miladi 758 yılında Sicilmâse merkezli küçük bir devlet kurmuşlardır. Sicilmâse’nin planlanma, inşa ve imar süreci ilk emir İsa b. Yezid el-Esved zamanında başlamış daha sonra tedricen devam etmiştir. Sicilmâse önemli ticaret yollarının kavşağında bulunduğundan hızlı bir ilerleme kaydetmiş, önemli bir merkez hâline gelmiştir.
Midrarîler, Rüstemîler, İdrisîleri Ağlebîler, Fatımîler, Endülüs Emevîleri ve Abbasîler ile sosyal, ekonomik ve siyasi ilişkiler içinde olmuşlardır. İlişki düzeyinde mezhebi anlayış genel anlamda belirleyici olmuştur. Midrarîler bağımsızlıklarını muhafaza etmek için olsa gerek genellikle denge siyaseti takip etmişlerdir. Son elli yıllık devreleri Fatımîlerin egemenliği altında geçmiştir. Bölgedeki kabileler üzerinde Endülüs Emevîleri’nin etkisi arttığı dönemde onlar adına hareket eden Mağrâve kabilesi tarafından miladi 963 yılında ortadan kaldırılmışlardır.
KAYNAKÇA

ARI, Mehmet Salih, Haricilerin Kurduğu Devlet Rüstemiler, İstanbul 2009.
el-BEKRÎ, Ebu Ubeydullah (1094/487), el-Muğrib fî Zikri Bilâdi İfrîkiyye ve’l-Meğrib/el-Mesâlik ve’l-Memâlik, Bağdat ty.
BERNAVÎ, Vefa Yakup Cibril, Devletu Midrar ‘es-Sufriyye’ bi’l-Maribi’l-Aksa’l-İslami (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Mekke 2003.
el-CÜHEYMÎ, Hamed Muhammed, “el-Hayatu’l-İktisadiyye fî Sicilmâse Min Neş’tihâ İlâ İktimâli Binaihâ (140-297/758-909), Câmiatu Binğâzî Mecelletu’l-Ulûm ve’d-Dirâsâti’l-İnsaniyye, Libya 2014, s. 1-20.
ed-DERRACÎ, Bouzyanî, el-Gabâili’l-Emaziğiyye, I-II, Cezayir 2010.
el-HAMEVÎ, Yakut (1229/626), Mu’cemu’l-Buldân, I-IV, Beyrut 1984.
el-KAZVİNÎ, Zekeriyya b. Muhammed b. Mahmud (1282/682), Asâru’l-Bilâd ve Ahbâru’l-İbâd, Beyrut ty.
en-NÂSIRÎ, Ahmed b. Halid (1897/1315), el-İstiksâ Li Ahbâri Duveli’l-Mağribi’l-Aksâ, I-VIII, Daru’l-Beyzâ 1954.
HAREKÂT, İbrahim, “Midrârîler”, DİA, XXX, 14-16.
İBN HALDÛN, Abdurrahman b. Muhammed (1405-1406/808), Tarihu İbn Haldûn, I-VIII, Beyrut 2000.
İBN HATİB, Lisanü’d-Din (1374/300), Tarihu’l-Mağrib fi Asri’l-Vasît, III. Kısım, Tah. Ahmet Muhtar vd., Daru’l-Beyzâ 1964.
İBN HURDAZBİH, Ebu’l-Kasım Ubeydullah b. Abdullah (932/300), el-Mesâlik ve’l-Memâlik, (Kudame b. Ca’fer’in Kitabu’l-Harac adlı eseri ile bir arada) (nşr. De Geoje), Brill 1889.
İBN İZÂRÎ, Ebu Abdillâh Muhammed el-Merrakûşî (1295/695), el-Beyanü’l-Muğrib fî Ahbar’il-Endelüs ve’l-Mağrib, I-IV, Beyrut 1983.
KALKAŞANDÎ, Ebu’l-Abbas Ahmet b. Ali (1418/821), Subh’l-A’şâ fi Sınâati’l-İnşâ, 1-XIV, Kahire 1922.
YAKUBÎ, Ahmed b. Ebî Ya’kub b. Vâzıh (897/294), Kitâbu’l-Buldân, Leiden 1891.




[1] Arı, Mehmet Salih, Haricilerin Kurduğu Devlet Rüstemiler, İstanbul 2009, s. 34.
[2]  Versatıf b. Yahya’nın oğlu Miknâs’ın adına nispetle onun soyundan gelenlerin oluşturmuş olduğu bir Berberî kabilesidir. Miknâse kabilesi Benî Havvare ve Kansâra gibi çeşitli alt kollara ayrılmıştır. Asabiyeti güçlü olan bu kabilenin Mağrib ve Endülüs tarihinde önemli bir yeri vardır. Bölgede Midrarîler gibi değişik adlarda emirlikler kurmuşlardır. Genellikle Mağrib-i Aksâ bölgesinde yaşamaktadırlar. Geniş bilgi için bknz;  Derracî, Bouzyanî, el-Gabâili’l-Emaziğiyye, I, Cezayir 2010, s. 217-239. Derracî, Bouzyanî, el-Gabâili’l-Emaziğiyye, I, Cezayir 2010, s. 217-239.
[3] el-Hamevî, Yakut, Mu’cemu’l-Buldân, III, Beyrut 1984, s. 192.
[4]  Kalkaşandî, Ebu’l-Abbas Ahmet b. Ali,  Subh’l-A’şâ fi Sınâati’l-İnşâ, V, Kahire 1922, s. 163.
[5] Yakubî, Ahmed b. Ebî Ya’kub b. Vâzıh, Kitâbu’l-Buldân, (nşr. De Geoje), Leiden 1891, s. 150.
[6] İbn İzârî, Ebu Abdillâh Muhammed el-Merrakûşî, el-Beyanü’l-Muğrib fî Ahbar’il-Endelüs ve’l-Mağrib, I, Beyrut 1983, s. 156; İbn Haldûn, Abdurrahman b. Muhammed, Tarihu İbn Haldûn, VI, Beyrut 2000, s. 172; Kalkaşandî,  Subh’l-A’şâ fi Sınâati’l-İnşâ, V, s. 163-164.
[7] İbn Haldûn, Tarihu İbn Haldûn, VI,  s. 172.
[8] İbn Hatib, Lisanü’d-Din, Tarihu’l-Mağrib fi Asri’l-Vasît, III. Kısım, Tah. Ahmet Muhtar vd., Daru’l-Beyzâ 1964, s. 139-140.
[9] Kalkaşandî, Subh’l-A’şâ fi Sınâati’l-İnşâ, V, s. 165.
[10] en-Nâsırî, Ahmed b. Halid, el-İstiksâ Li Ahbâri Duveli’l-Mağribi’l-Aksâ, I, Daru’l-Beyzâ 1954, s. 55-56.
[11] Bernavî, Vefa Yakup Cibril, Devletu Midrar ‘es-Sufriyye’ bi’l-Maribi’l-Aksa’l-İslami, Mekke 2003, s. 32.
[12] İbn Haldûn,  Tarihu İbn Haldûn, VI, s. 172.
[13] İbn Hurdazbih, Ebu’l-Kasım Ubeydullah b. Abdullah, el-Mesâlik ve’l-Memâlik, Brill 1889, s. 88.
[14] İbn Hatib,  Tarihu’l-Mağrib fi Asri’l-Vasît, III. Kısım, s. 142-143.
[15] el-Bekrî, Ebu Ubeydullah, el-Muğrib fî Zikri Bilâdi İfrîkiyye ve’l-Meğrib/el-Mesâlik ve’l-Memâlik, Bağdat ty, s. 148.
[16] İbn Haldûn,  Tarihu İbn Haldûn, VI, s. 172.
[17] İbrahim Harekât, “Midrârîler”, DİA, XXX, s. 14.
[18] Haldûn,  Tarihu İbn Haldûn, VI, s. 172-173.
[19] Haldûn,  Tarihu İbn Haldûn, VI, s. 173.
[20] İbrahim Harekât, “Midrârîler”, DİA, XXX, s. 14-15.
[21] İbn Hatîb, onun adının ‘Mesâle b. Habbûs es-Senhâcî’ olarak zikretmektedir. Tarihu’l-Mağrib fi Asri’l-Vasît, III. Kısım, s. 146.
[22] Haldûn,  Tarihu İbn Haldûn, VI, s. 173; Kalkaşandî,  Subhu’l-A’şâ fi Sınâati’l-İnşâ, V, s. 166.
[23] Kalkaşandî, onun adını ‘Mu’tez b. Muhammed b. Yâdan b. Midrar’ olarak zikretmektedir.   Subh’l-A’şâ fi Sınâati’l-İnşâ, V, s. 166.
[24] İbn Hatib,  Tarihu’l-Mağrib fi Asri’l-Vasît, III. Kısım, s. 146-147.
[25] İbn Hatib,  Tarihu’l-Mağrib fi Asri’l-Vasît, III. Kısım, s. 147.
[26] İbrahim Harekât, “Midrârîler”, DİA, XXX, s. 15.
[27] Haldûn,  Tarihu İbn Haldûn, VI, s. 174; Kalkaşandî,  Subh’l-A’şâ fi Sınâati’l-İnşâ, V, s. 167.
[28] İbrahim Harekât, “Midrârîler”, DİA, XXX, s. 14-15.
[29] İbn Haldûn,  Tarihu İbn Haldûn, VI, s. 172.
[30] Kalkaşandî, Subh’l-A’şâ fi Sınâati’l-İnşâ, V,  s. 167.
[31] Haldûn,  Tarihu İbn Haldûn, VI, s. 174; Kalkaşandî,  Subh’l-A’şâ fi Sınâati’l-İnşâ, V, s. 167.
[32] el-Cüheymî, Hamed Muhammed, “el-Hayatu’l-İktisadiyye fî Sicilmâse Min Neş’tihâ İlâ İktimâli Binaihâ (140-297/758-909), Câmiatu Binğâzî Mecelletu’l-Ulûm ve’d-Dirâsâti’l-İnsaniyye, Libya 2014, s. 5; Kalkaşandî,  Subh’l-A’şâ fi Sınâati’l-İnşâ, V, s. 164.
[33] el-Kazvinî, Zekeriyya b. Muhammed b. Mahmud, Asâru’l-Bilâd ve Ahbâru’l-İbâd, Beyrut ty, s. 42.
[34] el-Cüheymî,  “el-Hayatu’l-İktisadiyye fî Sicilmâse Min Neş’tihâ İlâ İktimâli Binaihâ (140-297/758-909), Câmiatu Binğâzî Mecelletu’l-Ulûm ve’d-Dirâsâti’l-İnsaniyye, s. 6.
[35] Kalkaşandî, Subh’l-A’şâ fi Sınâati’l-İnşâ, V,  s. 165.

0 yorum:

Yorum Gönder

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN