10 Haziran 2017 Cumartesi

İbn Rüşt ve Endülüs-II

Prof. Dr. Mehmet Azimli
İbn Rüşt
İbn Rüşt, Murabıtların başarılı yıllarının sonlarında 520/1126’da Kurtuba’nın Kadiu’l-Kudat’ı olan dedesinin ölümünden çok az önce Kurtuba’da doğdu.  Kurtuba o tarihte Avrupa’nın en önemli kültür şehriydi. 400 bin kitap kapasiteli bir kütüphane bulunuyordu. İbn Rüşt’ü dedesinden ayırabilmek için “Hafid İbn Rüşt” denilmektedir.  Künyesi Ebu’l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Ahmed b. Ahmed b. İbn Rüşt’tür. İlköğrenimini babasından yaptı. Entelektüel bir ailede yetişti. Endülüs’te adet olduğu üzere Muvatta’yı ezberledi. Temel dini derslerden sonra tıp, matematik okudu. Filozof İbn Bacce’den faydalandı.
Muvahhitler (1147-1229)
Muvahhitler, Murabıtlar gibi Kuzey Afrika’da ortaya çıktılar. Selefi düşüncelere sahip görünüyorlar, Murabıtları kafir sayıyorlar, Muvatta’yı her şeyin ölçüsü olarak addediyorlardı.  Liderlerini mehdi ilan etmişlerdi. Bu düşüncelerle yola çıkan Muvahhitlere karşı Murabıtlar, içinde ücretli Hıristiyan askerlerin de olduğu ordu ile Kuzey Afrika’ya geçip saldırdılar ve yenildiler. Muvahhitler, 1147’deki bu galibiyetten sonra Murabıtlara muhalif bazı emirlere destek olmak üzere Endülüs’e geçtiler ve 80 yıllık hakimiyet sürecini başlattılar.
Zaten Endülüs’te de Murabıtların gücü kalmamıştı. Bu sebeple ülke Muvahhitlere teslim oldu. Muvahhitler, ülkedeki Murabıtları temizlerken, Hıristiyan saldırısına uğradılar. Önce yenilseler de sonraki yıllarda galip geldiler ve Endülüs’e hakim oldular. Kuzeyden sürekli gelen saldırılara karşı çetin savaşlar verdiler.  1172 ve 1191’de önemli galibiyetler aldılar. İlk savaşta karşı orduyu yöneten Kastilya Krallığı himayesindeki bazı Müslüman emirler de bulunuyordu. 1195’teki savaşta ise ordularında Kuzey Afrika’dan gelen ve ok kullanmakta mahir Türkler vardı. Bu dönemde Papa’nın organize ettiği ordular, Kudüs üzerinde Müslümanlarla mücadele içinde idiler.  Son zaferden sonra ise aldıkları mağlubiyetle birlikte papa İngiliz, Fransız, Alman, Portekizlerden oluşan bir Haçlı ordusu hazırlattı ve Muvahhitleri mağlup ettikten sonra reconquista hızlandı. Bu durum yaklaşık 30 yıl sürdü ve 1229’da Muvahhitler yıkıldılar.  Endülüs’te bu tarihten 10 yıl sonra kurulan Gırnata Emirliği ise (1238 -1492) 1492’ye kadar ağır vergiler vermek suretiyle 250 yıl kadar yaşadı.  Bu durum da göstermektedir ki İbn Rüşt’ün çağı Endülüs’ün son müreffeh dönemini yansıtmaktadır. İbn Rüşt’ün ömrünün sonlarına doğru bu durumun böyle gitmeyeceği de gözükmektedir.
Muvahhitler, akidede tevile, fıkıhta ise taklide yatkın olduklarından fikri hayat gelişti. Muvahhitlerin hükümdarı Yusuf, felsefe ile ilgilenen biriydi.  Şehzade iken Endülüs’ün ilmi ortamında büyümüştü. Kitaba meraklı olduğundan kurduğu kütüphaneye kitap toplardı. İlmi çok severdi, sarayı Memun’un sarayına benziyordu. Yanında o dönemin İbn Bacce’den sonra en meşhur bilginlerinden “temiz ruh için dinin gerekli olmadığını” Hay b. Yakzan adlı kitabında dile getiren İbn Tufeyl vardı.  Hükümdar topladığı kitaplardan dolayı Aristo’ya merak sarmıştı. Onun anlayamadığı bazı eserlerinin şerh edilmesini istiyordu. Bu arada İbn Tufeyl, 1154’te 28 yaşında Merakeş’e gidip astronomik gözlemler yapan  İbn Rüşt’ü hükümdara takdim edince hükümdar onun felsefi birikimini öğrenmek için bazı sorular sordu. İbn Rüşt önce hükümdarın tepkisinden çekinerek görüşünü açıklamasa da sonra düşüncelerini hükümdara açtı. Bu arada hükümdarın İbn Tufeyl’e teklif ettiği Aristo’nun kitabının şerhini İbn Tufeyl, yaşlı olduğu için yapamayacağını, bu işi İbn Rüşt’ün daha iyi yapabileceğini söyledi ve bu görev İbn Rüşt’e verildi. 
Bu görev, İbn Rüşt’e felsefe tarihinin en büyük yorumcusu unvanını kazandıracaktır. Onun İslam dünyasındaki lakabı Şârih,  Batı’da ise Commentator’dur (yorumcu).  İbn Rüşt, 1169’da İşbiliye (Sevilla) kadısı oldu. İki yıl sonra 1171’de baba ve dedesi gibi Kurtuba kadısı oldu. Artık Endülüs’ün en önemli mevkisinde oturuyordu. 1182’de sultan onu İbn Tufeyl’in yerine özel doktorluk için Fas’a çağırdı. İbn Rüşt bu dönemde sultana Kütübü’l-Cevami adlı kitabı çevirip takdim etti.
Bu dönemde Endülüs’te Gazali’ye karşı yoğun bir tepki vardı.  Sultan Gazali’nin kitaplarını yasaklamıştı.  Bu sebeple Gazali’nin kitapları toplanıyor ve yakılıyordu. 1106 ve 1115’te iki kez toplatılıp yakılmıştı.  Gazali’yi eleştirecek ortam mevcuttu. İbn Rüşt işte bu verimli ortamı değerlendirerek Gazali’ye karşı meşhur Tehafut’ünü yazdı. Böyle bir ortam olmasa idi, muhtemelen bu eseri ortaya koyamazdı.
İbn Rüşt, 1195’te sultan ile Kurtuba’ya döndü. Hükümdar savaş için gelmişti. Bu sırada yapılan bir sohbet sırasında halk arasında Ad kavmine gelen fırtına gibi bir fırtına kopacağı söylentisinin yayılması üzerine halk mazgallar kazarak saklanmaya başlamıştı. Bu sırada yapılan bir münazarada İbn Rüşt bunun ilmî bir anlayış olmadığını söyledi. Buna karşılık Ad kavminin fırtına ile helak oldukları hatırlatılınca İbn Rüşt “bunların hikaye olabileceğini, Ad kavminin gerçek olup olmadığının bilinemeyeceğini nasıl helak olduklarının bilinmediğini” söyledi. Bunun üzerine inkarcılıkla suçlandı ve şikayet üzerine hükümdar tarafından Kurtuba’ya 73 km uzaktaki Lucena’ya sürüldü,  ayrıca kitapları yakıldı.  Bu dönemde Cuma namazı için şehre gelince Kurtuba Ulu Camii’nden zorla çıkartılıp dövüldü ve kovuldu. Öğrencileri kendisinden ayrıldı, şairler aleyhinde şiirler söyledi.
Avrupalıların Aristo’nun eserlerinin en meşhur şarihi olduğu için övdükleri ve “Averroes” diye isimlendirdikleri İbn Rüşt, 1198’de Merakeş’te öldü. Cenazesinde başka bir ünlü bilgin olan İbn Arabi çocuk yaşında katılmıştı.  İbn Rüşt’e daha sonra itibarı iade edildi. 
İbn Bacce ile başlayıp İbn Tufeyl ile devam edip İbn Rüşt’te zirveye çıkan Endülüs felsefesi, Avrupa’yı çok etkiledi, en önemli öğrencisi olan Yahudi İbn Meymun onun yolundan devam etti. Eserlerinin bugüne gelmesini Yahudi filozoflara borçluyuz. Aristo’yu İbn Rüşt sayesinde tanıyan Avrupa ona çok önem verdi.  Avrupa’daki onun ekolu, XVI. yy.a kadar Averroes adıyla devam etti. St. Thomas gibi bilginler onun bazı fikirlerini harfiyen aldılar. 
O, din ile aklın çatışmasında aklı tercih edip dini yorumlamak gerektiğini belirtiyordu. Bu düşünce Avrupa’da çok cüretli ve çok ileri bir düşünce idi. Avrupalılar çok sonraları bile buna cesaret edememişlerdi. Onun takipçisi Siger gibi bilginler düalizme girerek hakikatin iki şekilde olabileceği şeklinde bir orta yol bulmaya çalışmıştı.  O, Grek düşüncesi ile ilahi dinleri uzlaştırma arzusu ile din-felsefe uzlaşmasında önceliği akla veren bir bilgindir.  O, bu bağlamda Cumhuriyet esasını ve liderlerin felsefeci ve bilgin olmasını, o zaman devletin adalete dayanacağını anlatmıştır.
Sonuç
İbn Rüşt’ün yaşadığı dönemde (1126-1198) Endülüs altın çağındaki ilmi birikimin zirvede olduğu yılları yaşıyordu. İlmi birikimin bu kadar ileri olmasına karşın siyasi durum açısından da karmaşık dönemler yaşanıyordu. Onun dönemi siyasi çalkantılar yanında felsefi tartışmaların yoğun yaşandığı son parlak yıllar olmuştur.  Endülüs’teki meseleler, içeride halledilemediği için Mağrib’deki devletlerden önce Murabıtlar sonra Muvahhitlerin Endülüs’e müdahalesi gerekmişti.
İşte bu hengâmede İbn Rüşt siyasi olaylar ve karışıklıklar arasında yaşadı ve eserlerini verdi. Zaman zaman Mağrib’e geçip Merakeş’te bulundu. Dönemin ünlü bilgini İbn Tufeyl tarafından zamanın hükümdarına takdim edildi. Ancak onun Kur’an’daki ayetlere yaptığı bazı yorumlar, son dönemlerinde ona saraydan verilen desteğin bitmesine sebep oldu. Böyle bir baskı ihtimaline karşı kendisinden önceki filozof İbn Tufeyl düşüncelerini direk söyleyememiş ancak görüşlerini Hay b. Yakzan adlı eserinde ifade etmeye çalışmıştı. 
Bu dönemde gerek Endülüs’teki siyasi karışıklıkların çoğalması gerekse de onun felsefi yorumları yüzünden İbn Rüşt gibi dev bir filozof bu karışıklıkların içerisinde mağdur oldu, dayak yedi, sefil günler geçirdi ve perişan bir halde hayata veda etti. Onun eserlerini onu takip eden Yahudi filozoflara borçluyuz.  Ona o kadar sahip çıkmışlardır ki, İbrani dilinde Tevrat’tan sonraki en yaygın eserler İbn Rüşt’ün eserleri olmuştur.[1]



[1] Kaynaklar için bakz. Mehmet Azimli, Tarih Okumaları, Ankara 2013.  

0 yorum:

Yorum Gönder

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN