30 Haziran 2017 Cuma

Hz. Peygamber’e (sav) Yönelik Suikast Girişimleri

Prof. Dr. Adem APAK
Hz. Muhammed (sav), peygamberliğinden önceki hayatında Mekke toplumunda tavır ve davranışlarıyla bütün Mekkeliler tarafında Emin olarak tanınmış, çevresinde iffeti, mertliği, merhameti ve dürüstlülüğü sebebiyle Mekkeliler arasında sevilmişti. Ancak peygamber olmasıyla birlikte Kureyşlilerin ona karşı tavırları olumsuz anlamda değişti. Öyle ki, onlar bilhassa puta tapmayı eleştiren âyetler nâzil olmaya, onların dinleri ayıplanmaya ve ataları akılsızlıkla suçlanmaya başlanınca Hz. Muhammed’e (sav) karşı tepki göstermeye başladılar.  Mekke Müşrikleri, Hz. Peygamber’in (sav) tebliğini engellemek için çok çeşitli metotlar denediler: Bunların en başta gelenleri onu yalanlamak, kendisine şairlik, sihirbazlık, kâhinlik ve mecnunluk iftirası atmaktır. Onlar bu faaliyetlerini zamanla derece derece şiddetlendirmişler, nihayetinde Allah Rasûlü’ne (sav) husumetlerini ona suikast düzenleyecek noktaya ulaştırmışlardır.
Hadis kaynaklarının rivayetine göre bazı müşrik ileri gelenleri Allah Rasûlü’nün (sav) Kâbe’yi tavafı esnasında üzerine saldırmışlardır. Olaya şahit olan Hz. Ebû Bekir derhal müdahale ederek “Rabbim Allah diyen bir kişiyi öldürecek misiniz?” sözleriyle onları Hz. Peygamber’den (sav) uzaklaştırmaya çalışmış, bu arbede sırasında kendisi de yaralanmıştır. (Buhârî, Fedâilu’s-Sahâbe 5). Başka bir gün ise Ebû Cehîl, eline aldığı büyük bir taşı Kâbe’de namaz kılmakta olan Hz. Peygamber’in (sav) üzerine atarak onu öldürmeye çalışmış, ancak amacını gerçekleştiremeden korkudan rengi atmış bir şekilde geri dönmüştür. Kendisine ne olduğu sorulduğunda ise tam kayayı atmak üzereyken vahşi bir deve ile yüz yüze geldiğini ifade etmiştir.
Kureyş’in Ümeyye oğulları koluna mensup Ukbe b. Ebû Muayt Hz. Peygamber’i (sav) bir suikastla ördüreceklerini açıkça ilân etmişti. Haber, Mekke sokaklarında yayılınca Ebû Tâlib, Benî Hâşim gençlerini toplayarak böyle bir harekete girişmeleri halinde sonuna kadar bu işe teşebbüs edenlerle savaşacaklarını bildirince onların Allah Rasûlü’ne (sav) karşı muhtemel bir suikast girişimini engellenmiştir.
Müslümanların gruplar halinde Yesrib’e göç ettiklerine şahit olan Mekke müşrikleri, Hz. Muhammed’in (sav) de yakında buraya giderek kendilerine karşı güç oluşturacağından endişe duymaya başladılar. Bu meselenin hal çaresini bulmak için toplandıkları Dârünnedve’de yaptıkları görüşmeler sonucunda, Rasûlüllah’ı (sav) ortadan kaldırmaya karar verdiler. Yapılan plana göre Kureyş’in her kabilesinden bir kişinin katılacağı suikast ekibi oluşturulacak, bunlar hep birlikte Allah Rasû­lü’ne (sav) saldırarak onu öldüreceklerdi. Planları gerçekleşirse Hâşimoğulları bütün kabilelere karşı kan davası güdemeyeceği için, diyete razı olmaktan başka bir çare bulamayacak, böylece Kureyş’in bu önemli bir iç meselesi çözülmüş olacaktı. Kur’ân-ı Kerîm’de müşriklerin niyetleri şu şekilde dile getirilir:
“Bir zaman o kâfirler seni ya bağlayıp hapsetmeleri, ya öldürmeleri, ya da Mekke‘den çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar sana tuzak kurarlarken, Allah da onlara karşılık veriyordu. Allah tuzak kuranlara karşılık verenlerin en hayırlısıdır”. (Enfâl, 8/ 30).
Kureyşlilerin kendisini öldürme niyetlerinden vahiy yoluyla haberdar edilen Hz. Peygamber (sav) o gece evini terk ederek müşriklerin bu son teşebbüsü de boşa çıkarılmıştır.
Mekke’den Medine’ye hicretten sonra da Hz. Peygamber (sav) farklı kişi ve gruplar tarafından suikast girişimlerine maruz kalmıştır. Onun hayatına kast edenlerin başında Mekke döneminde kendisiyle en çok mücadele eden Mekke müşrikleri gelir. Özellikle de Bedir’deki mağlubiyeti onlara çok ağır gelmişti. Savaşın hemen ardından Kureyş’in Cumah oğullarından Umeyr b. Vehb, diğer müşrik arkadaşı olan Safvân b. Ümeyye’nin de kışkırtmasıyla hem kabilesinden Müslümanlar tarafından öldürülmüş olanların, hem de esirler arasında yer alanın oğlu Vehb b. Umeyr’in intikamını almak için Medine’ye giderek Hz. Muhammed’i (sav) öldürmeye karar verdi. Bu amaçla özel olarak hazırladığı zehirli kılıcını kuşanarak süratle Medine’ye ulaştı. Onun şehre geldiğini gören Hz. Ömer, durumu derhal Hz. Peygamber’e (sav) bildirdi. Allah Rasûlü (sav) de sahâbeden onun yanına gelmesine engel olmamalarının istedi, ardından da muhatabına geliş amacını sordu. Umeyr, esir olan oğlunun fidyesini ödeyip onu kurtarmak niyetiyle geldiğini söyledi. Ancak Allah Rasûlü (sav) onun asıl geliş gayesinin kendisini öldürmek olduğunu ifade ettikten sonra gelmeden önce Mekke’de müşrik arkadaşı Safvân b. Ümeyye ile aralarında geçen konuşmaları hatırlattı. Bunun üzerine Ümeyr, bu konuşmayı yaparken yanlarında başka hiç kimsenin bulunmadığını söyleyerek Hz. Peygamber’in (sav) huzurunda Müslüman oldu. Allah Rasûlü (sav) de onun oğlunu kendisine bağışladı. Bu şekilde Hz. Peygamber’i (sav) öldürmek için yanına gelen Umeyr, Müslüman olarak Medine’den ayrıldı.  Üstelik Mekke’ye döndükten sonra burada insanlara İslam’a davet etmeye başladı. 
Bedir savaşının ardından Uhud savaşında da Müslümanları tamamen yok edememiş olmaları onların Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara karşı intikam hissini daha da artırdı. Onlara göre Uhud savaşında Bedir'in intikamı alınmıştı, ancak Medine'de bulunan Müslümanlar Mekke'yi tehdit etmeye devam ediyorlardı. Her iki savaşta da Müslümanları yok edemeyen Mekke müşrikleri değişik bir yol deneyerek liderleri Hz. Muhammed’e (sav) karşı bir suikast düzenlemeye karar verdiler. Kureyş lideri Ebû Süfyan, bu amaçla Muhammed'i öldürecek birini aradığını söyleyerek suikatçıya her türlü yardımı yapacağını vadetti. Bir bedevi bu göreve talip oldu. Bedevi, Medine'ye geldiğinde Peygamber (s.a.v) ashâbıyla sohbet ediyordu. Gelenin suikast niyetinde olduğunu yanındakilere bildirdi. Ashâbtan Üseyd b. Hudayr onu yakalayıp eteğinin altına gizlemiş olduğu hançeri ele geçirdi. Bedeviye eman verilerek olanları anlatması istendi. O da kendisinin Ebû Süfyan tarafından Hz. Peygamber'i (sav) öldürmek için gönderildiğini bildirdi. Ertesi gün bu kişi Hz. Peygamber'in (sav) huzurunda müslümanlığını ilan ederek Medine'den ayrıldı.
Medine döneminde müşriklerden başka Hz. Peygamber’i (sav) öldürmeye teşebbüs eden diğer bir topluluk ise Yahudiler olmuştur. Yahudilerin bu husustaki ilk girişimleri Uhud savaşından sonra meydana geldi. Bu hadisenin Müslüman muallimlerin öldürülmesiyle neticelenen Bi’ri Maûne olayıyla dolaylı bir ilişkisi vardır: Nadîr Yahûdîleri, Bi’ri Maûne katliamından kurtulan Amr b. Ümeyye ed-Damrî’nin dönüş yolunda Hz. Peygamber (sav) ile anlaşması bulunan Benî Âmir’den iki kişiyi öldürmesi sebebiyle onların yakınlarına ödenmesi gereken diyetten kendi paylarına düşeni ödemediler. Allah Rasûlü’nün (sav) bu hususta gönderdiği elçileri kabul eden Yahûdîler diyet ödemeye razı olduklarını bildirerek bedeli bizzat kendisine takdim etmek için Rasûlüllah’ı (sav) kendi yurtlarına davet ettiler. Hz. Peygamber (sav) ashâbıyla onların mahallinde bir evin duvarının kenarında dinlenirken ona suikast planı yaptılar. Vahiy yoluyla bu girişimden haberdar olan Allah Rasûlü (sav) derhal bulunduğu yeri terk etti. Bunun ardından ashâbdan Muhammed b. Mesleme’yi Nadîrlilere gönderdi ve onlardan 10 gün içerisinde şehirden ayrılmalarını, aksi takdirde üzerlerine yürüyeceklerini haber verdi. Müslümanlara karşı mukavemet gösteremeyeceklerini anlayan Yahûdîler Medine’den ayrılmaya karar verdiler.
Hz. Peygamber’i (sav) ferdi olarak ortadan kaldırmaya çalışan Yahudi ise Hayber Yahudilerinden Sellâm b. Meşkem’in karısı Zeyneb bint el-Hâris’tir. Hayber savaşının ardından bu kadın Allah Rasûlü’ne (sav) içine zehir katılmış kızarmış bir koyun hediye etti. Hz. Peygamber (sav) etten bir lokma aldı ancak zehirli olduğunu anlayınca yutmadı. Fakat yanında bulunan Bişr b. Bera b. Ma’rur zehirli etten yediği için hayatını kaybetti. Bu etten yememiş olmakla birlikte Hz. Peygamber’in (sav) ilk lokmada aldığı zehrin etkisini hayatının sonuna kadar hissettiği anlaşılmaktadır. Nitekim vefat ettiği hastalığı esnasında Hayber’de ağzına aldığı lokma sebebiyle kalp damarlarının kesilmiş olduğunu hissettiğini bildirmiştir.
Hz. Peygamber’in (sav) hayatına kast eden diğer bir topluluk ise münafıklardır. Onlar aynen Mekke müşriklerinin yaptığı gibi Hz. Peygamber’e (sav) karşı alay etmekten, suikast düzenlemeye kadar çeşitli şekillerde düşmanlıklarını göstermişlerdir. Münafıkların gerek Hz. Peygamber (sav) gerekse Müslümanlara karşı düşmanlıkları Tebük seferi esnasında en üst düzeye çıkmıştır. Öyle ki onlar sefer boyunca Allah Rasûlü’nün (sav) emir ve tavsiyelerine itaat etmemişler, gerek gidiş, gerekse dönüş yolunda Müslümanları zor durumlarla karşı karşıya bırakmışlardır. Tebük mevkiinden dönüşleri esnasında sebep oldukları sıkıntıları daha da artırmışlar, nihayet işi Allah’ın Rasûlü’ne (sav) suikast düzenlemeye kadar vardırmışlardır. Hz. Peygamber (sav) bu hadiseden vahiyle haberdar edilmiştir:
“(Ey Muhammed! O sözleri) söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve müslüman olduktan sonra kâfir oldular. Başaramadıkları bir şeye (Peygambere suikast yapmaya) de yeltendiler. Ve sırf Allah ve Resûlü kendi lütuflarından onları zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar. Eğer tevbe ederlerse onlar için daha hayırlı olur. Yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de elem verici bir azaba çarptıracaktır. Yeryüzünde onların ne dostu ne de yardımcısı vardır”. (Tevbe, 9/74).
Bu şekilde münafıkların Hz. Peygamber’i (sav) öldürme planı engellenmiştir. Münafıkların suikast girişimlerinin duyulması üzerine bazı ashâb ileri gelenleri olaya adı karışanların öldürülmesini teklif etmişler ancak o, “ben insanların, müşriklerle arasındaki savaş sona erince Muhammed ashâbını öldürmeye el attı demelerinden hoşlanmam” sözleriyle bu tür istekleri kabul etmemiş, Üseyd b. Hudayr’ın, onların ashâb olmadığını söylemesini de “onlar açıktan Allah’ın birliğine, benim de onun rasûlü olduğuma şehadet etmiyorlar mı? Bana bunları öldürmek yasaklandı” ifadeleriyle geri çevirmiştir.
 Netice olarak ifade etmek gerekirse, Mekke müşrikleri, Yahudiler ve münafıklar tarafından ferdi veya toplu bir şekilde suikast girişimlerine maruz kalmış bulunan Hz. Peygamber (sav9 gerek kendi tedbirleri, gerekse vahiy yoluyla haberdar edilmesi sebebiyle bu teşebbüslerin tamamından kurtulmuştur. 
Okuma önerileri:  Hamidullah, Muhammed, İslâm Peygamberi, (çev. Salih Tuğ), I-II, İstanbul 1990-1991; Apak, Adem, Anahatlarıyla İslam Tarihi, I, Ensar Neşriyat, İstanbul 2012.

0 yorum:

Yorum Gönder

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN