27 Mayıs 2017 Cumartesi

İdil Bulgar Hanlığı

Güngör Aksu
İdil (Volga) nehrinin orta havzasında kurulmasından dolayı ve diğer Türk-Bulgar devletleri ile karıştırılmaması için İdil Bulgar Hanlığı olarak isimlendirilen bu devlet ilk Müslüman-Türk devletidir. Bulgarların Türk kökenli oldukları yapılan birçok araştırma neticesinde ortaya çıkarılmıştır. İdil Bulgarları hakkındaki bilgiler ekseri Rus ve İslam kaynaklarında dağınık bir halde bulunmaktadır. İdil Bulgarlarının en eski ataları Ogur (Ugur) adıyla anılan batı Türk toplulukları içinde yer alan kitlelerdir.

İdil Bulgarları Hazarların etkisiyle VII. Yüzyılın sonlarından VIII. Yüzyılın başlarına doğru İdil (Volga) ve Kama (Çolman) nehirlerinin birleştikleri sahaya çekilmişler ve burada Fin-Ugorları ile birlikte diğer Türk topluluklarını da egemenliklerine alarak İdil Bulgar Hanlığını kurmuşlardır.
Son yıllarda yapılan birçok araştırmada İdil (Volga) nehrinin kollarının İdil Bulgar Hanlığının sınırlarını belirlediği görülmektedir. Doğuda Çirmişen, Şuşma ve Zey sularının başlangıç noktası, batıda Sura suyuna kadar Züye suyu, kuzeyde Kazan ırmağı ve Vyatka suyu, güneyde Çirmişen ve Samar suyuna kadar olan geniş bölge İdil Bulgar Hanlığının sınırları kabul edilmektedir. Böylesi geniş bir alanda hüküm süren İdil Bulgarları, birçok devlet ve topluluk ile komşu durumuna gelmiştir. İdil Bulgarlarının doğuda Başkırt Türkleri ile batıda Burtas adı verilen topluluklar ile kuzeyde Doğu Slavları ile güneyde ise Hazar Hakanlığı ile komşu oldukları bilinmektedir.
Eski Türk inançlarını devam ettiren İdil Bulgar Hanlığı, coğrafi konumları itibariyle Harizm ve İran üzerinden gelen Müslüman tacirlerin uğrak yerlerinden biri haline gelmiştir. 900’lü yıllardan itibaren Müslüman tüccarlar vasıtası ile İdil Bulgarları arasında İslam yayılmaya başlamıştır. 920-921 yıllarında İdil Bulgar Hanı Şelkey oğlu Yıltavar (İlteber) Almış han Abbasi halifesi Muktedir Billah’a bir elçilik heyeti göndererek İslam’ı kabul ettiklerini bildirerek halifeden din âlimleri ve mimarlar istemiştir. Bu müracaat iki devlet içinde önem arz etmektedir. Abbasiler açısından önemi güçsüz bir duruma düşerek parçalanmaya başlayan Abbasilerin otoritesinin böylesine uzak bir bölgede tanınmış olmasıdır. İdil Bulgarları açısından önemi ise İslam’ı devlet dini haline getirerek İlk Müslüman-Türk devleti olmaları ve Hazar Hakanlığına karşı müttefik bulmuş olmalarıdır.
Almış hanın müracaatına olumlu cevap veren Abbasi halifesi Muktedir Billâh, Sevsen er-Rassî başkanlığında içinde âlimlerin ve mimarların yer aldığı bir heyeti İdil Bulgarlarına göndermiştir. Bulgarlara gelen heyet içerisinde en dikkat çeken isim ise bu yolculuk esnasında gördüklerini ve yaşadıklarını kayıt altına alan ve Oğuzlar, Başkırtlar, Slavlar, Hazarlar ve Bulgarlar hakkında önemli bilgileri bizlere sunan Ahmed ibni Fadlan’dır. 922 yılının mayıs ayında Bulgar şehrine ulaşan Abbasi elçilik heyeti, Almış han ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanmıştır. Elçilik heyeti halifenin mektubunu ve halife tarafından gönderilen hediyeleri Almış hana takdim etmişlerdir. Almış han bu heyet gelince ismini Ca’fer b. Abdullah olarak değiştirmiştir.
Abbasi hilafetine tabi Müslüman-Türk devleti haline gelen İdil Bulgar Hanlığı İslam’ın Doğu Avrupa’daki temsilcisi haline gelmiştir. Bu dönemden itibaren İdil Bulgar Hanlığında sikkeler Abbasi halifesi ve Bulgar hanı adına kesilmiş, halifenin gönderdiği mimarlar yardımıyla camiler inşa edilmiş ve halife tarafından gönderilen âlimler tarafından kadılık teşkilatı kurulmuştur.
İdil Bulgar Hanlığı orta İdil havzasında devletlerini kurmalarından itibaren bölgenin en güçlü devleti olan Hazar Hakanlığına bağlı kalmışlardır. Hazar Hakanlığının Peçenek ve Kuman Kıpçak akınları ve Rus saldırıları sonucu zayıflaması ile birlikte 965 yılında İdil Bulgarları tam bağımsız hale gelmişlerdir.
İdil Bulgarları Hazar Hakanlığının dağılması ile birlikte Rus Knezlikleri ile karşı karşıya gelmiştir. Ruslar İdil Bulgarının topraklarını ele geçirebilmek için İdil Bulgarları üzerine birçok defa saldırı düzenlemiştir. 964 ve 985 yıllarında İdil Bulgarları üzerine yapılan Rus saldırıları en meşhur saldırılardır. Fakat bu saldırılar İdil Bulgarları tarafından başarıyla püskürtülmüştür. İdil Bulgarları ile Rus Knezliklerinin en güçlüsü olan Kiev Knezliği arasında 1006 yıllarında bir anlaşma yapılmıştır. Yapılan bu anlaşma Rusların saldırgan tutumu karşısında uzun ömürlü olmamış, İdil Bulgarları ve Rus Knezlikleri arasındaki mücadele Moğol işgaline kadar devam etmiştir.
1224 yıllarında Kalka nehri kıyılarında Moğollar Rus ve Kıpçak ordularını yenilgiye uğratmıştır. Zaferden sonra doğu tarafına yönelen Moğol ordusunun İdil Bulgarları tarafından pusuya düşürülmesi ve ağır kayıplara uğraması İdil-Bulgarları için yıkımın başlangıcı olmuştur. İdil Bulgarları tarafından kurulan tuzağa çok sinirlenen Büyük Moğol ordusu komutanı Batu Han, Batı seferinin ilk hedefi olarak ordusuyla İdil Bulgarları üzerine yönelmiştir.  1236 yıllarında İdil Bulgarları üzerine yürüyen Batu Han Bulgar ülkesini intikam amacıyla yakıp yıkmıştır. Birçok köy ve kasaba yok edilmiş, büyük Bulgar şehri tahrip edilerek halkın çoğunluğu kılıçtan geçirilmiştir.
Moğol istilasıyla birlikte İdil Bulgarları, Deşt-i Kıpçak’ta kurulan Altın Orda Hanlığına bağlı olarak siyasi varlıklarını devam ettirebilmişlerdir. Bir müddet sonra eski güçlerini toplamaya başlayan İdil Bulgarlarının güçlenmesini istemeyen Altın Orda hanı Pulat Timur 1361yılında İdil Bulgarları üzerine bir sefer düzenleyerek onları tekrar sindirmiştir. İdil Bulgarları için Batu Hanın seferinden sonraki en büyük felaket Timur’un Altın Orda hanı Toktamış üzerine yaptığı sefer esnasında meydana gelmiştir. Timur’un 1391 yılındaki seferinde bütün Bulgar ülkesi tahrip olmuştur. Timur’un tahribatından sonra Rus saldırılarının da artmasıyla birlikte İdil Bulgar Hanlığı bir daha kendisini toparlayamamış, 1399 yılında tamamen dağılmıştır. Dağılan İdil Bulgar Hanlığındaki halkın büyük bir bölümü Kama nehrinin kuzeyindeki Kazan nehri boyunca göç ederek Kazan havzasına yerleşerek, buraların Türkleşmesinde önemli bir pay sahibi olmuşlardır. 1437 yılında Kazan havzasında kurulan Kazan Hanlığının ana unsurlarını buraya göç eden Müslüman İdil Bulgarları ile Kıpçaklar oluşturmaktadır. Yaklaşık beş buçuk asır devam eden İdil Bulgar Hanlığının varlığını bu kadar uzun süre devam ettirmesinin nedeni olarak oturdukları bölgenin Orta Asya’dan Orta Avrupa’ya yapılan Türk akınlarından uzak olması gösterilmektedir.

A)   Devlet Teşkilatı
İdil Bulgar Hanlığının başında bir hükümdar bulunmaktadır. Paralar han adına bastırılmaktadır. İdil Bulgarlarının Müslüman olmasıyla birlikte hutbelerde han adına okunmaya başlamıştır. İbn Fadlan İdil Bulgar hanının örf ve geleneklerine bağlı olduğunu yanında muhafızları olmadan çarşı ve pazarlarda halkı arasında tek başına dolaştığını belirtmektedir. Devlet idaresinde Yıltavar (İlteber), Buyruk gibi eski Türk terimlerinin İdil Bulgarları tarafından kullanıldığı da görülmektedir. Askeri manada Bulgarlarında savaşçı bir yapıda bulundukları bilinmektedir. En büyük şehirleri olan Bulgar ve Suvar şehirlerinden 10-20 bin arası süvari birliklerinin her durumda hazır olmaları bunu göstermektedir. İdil Bulgar Hanlığının İslam tarihi kaynaklarından isimleri tespit edilebilmiş hanları şunlardır: Şülkî, Almış, Ahmed, Tâlib, Mü’min, Haydar, Muhammed, Saîd b. Haydar, Baraj, İbrahim, Selim, İlham, Abdullah, Hasan, Mahmud, Abdullah, Altınbek, Âlimbek.

B)   İktisadi Hayat
İdil Bulgar Hanlığının bulunduğu Orta İdil havzası iklim ve doğal kaynaklar bakımından zengin bir bölgedir. Kama nehrinin kollarından Şuşma ve Zey sularının kuzey kesimleri de geniş ormanlık alanlarla kaplıdır. Bu ormanlarda da derisi ve kürkü değerli hayvanlar bulunmaktadır. Etrafı sularla çevrili olduğundan Orta İdil havzası su ürünleri yönünden de bereketli bir bölgedir. İdil Bulgarları tarım noktasında da mahir bir halktır. Bilhassa buğday, arpa, akdarı, mercimek ve bezelye yetiştirdikleri kaynaklarda zikredilmektedir.
İdil Bulgarlarının ekonomik yönden öne çıktıkları alan ise deri ve kürk işlemeciliğidir. Bulundukları bölge etrafında zikrettiğimiz üzere geniş ormanlık alanlar bulunmaktadır. Bu ormanlarda derisi ve kürkü değerli birçok hayvana kolayca ulaşabilmektedirler. İdil Bulgarları deri işlemeciliğinde o kadar ileri gitmişlerdir ki, ürettikleri deriler ‘Bulgarî’ adıyla şöhret bulmuştur. İdil Bulgarları deri ve kürk imalatı neticesinde ticari olarak da gelişme göstermişlerdir. Orta idil havzası, kuzey bölgelerini İran, Kafkasya ve Türkistan üzerinden Doğu Avrupa’ya bağlayan ticaret yolları üzerinde bulunmasından dolayı İdil Bulgar Hanlığında ticaret ilerlemiştir. Başkentleri olan Bulgar şehri, Doğu Avrupa’nın en önemli ticaret merkezi haline gelmiştir. Özellikle Harizm ve İran üzerinden birçok tacir, Bulgar şehrine gelmiştir. İdil Bulgarlarının ticaret hacminin ağırlığını kürk ve deri ticareti teşkil etmekteydi. Türkistan, Irak, İran, Suriye ve Mısır bölgelerinden gelen tacirler kürk ve derilerin en önemli alıcılarıdır.
Kürk ve deri haricinde İdil Bulgarları ok, kılıç, zırh, koyun, balık yağı ve tutkalı, ceviz, kereste, bal gibi unsurların ticaretini de yapmaktaydılar. İdil Bulgarları, ticaret kafilelerine bu ürünleri satarken onlardan dokuma kumaş, çanak ve çömlek ile lüks eşyalar almaktaydılar.
İdil Bulgarlarının ticaret, tarım ve balıkçılık harici gelirlerinden biri de vergi unsurudur. Yerli halktan az oranda vergi alan İdil Bulgar Hanlığı, ticaret için gelen gemilerden yüzde on oranında gümrük vergisi almaktaydı.
Ticari hayatlarından dirhem ve diğer devletlerin para birimlerini de kullanan İdil Bulgarları, ticarette mübadele yöntemini de kullanmışlardır. İbn Rusteh’in belirttiğine göre mübadele de bir kürk için 2,5 dirhem değer esas alınmış, en küçük para bedeli olarak da sincap derisi kullanılmıştır.
C)   Kültür ve Medeniyet
İdil Bulgarları İslam’ı kabul ettikten sonra şehirleşmeye önem vermişler ve göçebe hayattan yerleşik hayata geçmeye başlamışlardır. Yerleşik hayata geçiş esnasında birçok köy, kasaba ve büyük şehirler kurmuşlardır. İdil Bulgarları Doğu Avrupa’da Türk- İslam kültürünün temsilcisi durumuna gelmişlerdir.
İbn Rusteh onlar hakkında “İdil Bulgarları, başta Ruslar olmak üzere birçok kavim ile ticaret yapmaktadırlar. Birçok kavim ticaret için onların şehirlerine gelmektedir. Ziraat yaptıkları geniş tarlalara sahiptirler. İdil Bulgarlarının ekserisi Müslüman olduğundan oturdukları yerlerde mescit ve okulları bulunmaktadır.
İdil Bulgarları ilim noktasında da temayüz etmişlerdir. Tıp, tarih ve astronomi âlimleri yetiştirmişlerdir. Bulgar şehri kadısı Nûman b. Yakub el-Bulgarî, Ebü’l-A’lâ Hamîd Bulgarî, Davud b. Süleyman Saksinî, Hoca Ahmet el-Bulgarî, Şeyh Burhâneddin İbrahim b. Yusuf el-Bulgarî, Şeyh Vâiz en-Nâsıh Ahmed b. Şems es-Sarayî, Şeyh Minhâcettin İbrahim Süleyman es-Saray, Şeyh Minhâcettin İbrahim Süleyman es-Saray, İdil Bulgarlarının yetiştirdiği en önemli âlimlerdendir.
İdil Bulgarlarının dil olarak Ogur Türkçesini kullandıkları bilinmektedir. Günümüze ulaşan İdil Bulgarlarına ait mezar kitabeleri kullandıkları dil açısından en önemli bulgulardır.
İslam ile birlikte çok sayıda şehir ve kasaba kurmayı başaran İdil Bulgarlarının en önemli şehirlerinin başında başkent Bulgar şehri gelmektedir. Diğer şehirler arasında Suvar, Biler, Göke- Tav, Etreç, Tokşın, Kermençük ve İşbol gelmektedir. Bu şehirlerin birçoğunda diğer İslam şehirlerinde olduğu gibi hamamlar, camiler ve kervansaraylar bulunmaktadır. Bulgarların en önemli şehri Bulgar’dır. Burada çok önemli mimari eserler bulunmaktadır. Bunların en önemlileri Han Camii, Doğu Türbesi, Aksaray, Karasaray ve Han Sarayları’dır.
Han Camii: İdil Bulgar Hanlığının ana camii olan bu yapı XII. Yüzyılda yapılmaya başlanmıştır. XIV. Yüzyılda tadilat ve tamirat geçiren Han Camii, inşaat tekniği ve yapı malzemesi olarak Kafkasya, Anadolu ve Mezopotamya etkileri göstermektedir.
Doğu Türbesi: XVIII. Yüzyılda Ruslar tarafından kiliseye çevrilen türbe, Selçuklu kümbetleri şeklinde yapılmıştır. Han Camii’nin doğu yönünde kalan türbenin XIV. Yüzyılda inşa edildiği kabul edilmektedir. Türbenin kime ait olduğu ise bilinmemektedir.
Aksaray: Büyük bir yapı olan Aksaray, iç ve dış mimari ve süslemeleri ile meşhurdur. XIV. Yüzyılda yapıldığı düşünülen Aksaray 1860 yıllarında yıkılmıştır.
Karasaray: Bulgarlar tarafından adalet işlerinin yürütüldüğü merkez olarak tahsis edilen yapı, günümüze iyi bir şekilde ulaşmış bir eserdir. Kubbeli bir yapı olan Karasaray muhtelif iç süslemeleri ile de dikkat çekicidir.
Han Sarayları: İdil Bulgar hanlarına ve devletin ileri gelenlerine ait olduğu düşünülen sarayların harap bir durumda oldukları bilinmektedir. Sarayların en dikkat çeken yanları ise alttan ısıtma sistemlerine sahip olmalarıdır.
İdil Bulgarlarının Bulgar şehrinden sonra önemli şehirlerinden olan Suvar ve Biler şehirlerinde de birçok mimari kalıntı bulunmaktadır. Kalıntılar arasında cami ve mescit kalıntıları da bulunmaktadır.



BİBLİYOGRAFYA
·       Ahmet Taşağıl, İdil Bulgar Hanlığı, DİA, İstanbul 2000, XXI, 472-474.
·       Akdes N. Kurat, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Ankara Üniversitesi Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara 1972.
·       el- Gırnâtî, Ebû Hâmid Muhammed b. Abdurrahman, Tuhfetü’l- Elbâb, (nşr. Gabriel Ferrand), JA 1925.
·       Erdoğan Merçil, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, Bilgi Kültür Sanat Yay. İstanbul 2015.
·       Hakkı Dursun Yıldız, İslamiyet ve Türkler, Çağrı Yay. İstanbul 1980.
·       İbn Fadlan, Ahmed b. Fadlan b. Abbas, Seyahatname, (trc. Ramazan Şeşen), Bedir Yay. İstanbul 1995.
·       İbn Rusteh, Ebû Ali Ahmed b. Ömer, Kitâbü’l a’lâk en-Nefîse, (nşr. M.J. de Goeje), Leyden 1892, Frankfurt 1992.
·       Mercânî, Şihâbeddîn b. Bahâiddîn, Müstefâdü’l-ahbâr fi Ahvâli Kazan ve Bulgar,  Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1997.
·       Nesimi Yazıcı, İlk Türk-İslam Devletleri Tarihi, TDV Yay. Ankara 2016.
·       Ramazan Şeşen, İslam Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1985.
·       Talat Tekin, Volga Bulgar Kitabeleri ve Volga Bulgarcası, TTK, Ankara 1988.
·       Zeki Velidî Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, Enderun Kitabevi, İstanbul 1981.

·       el-Hamevî, Şihâbüddîn Yâkut b. Abdullah, Mu’cemu’l-Buldân,  I. 484-488, Beyrut 1977.

0 yorum:

Yorum Gönder

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN