27 Nisan 2017 Perşembe

Bir Siyer Hikayesi: Bir Bedevînin Günlüğü




Yrd. Doç. Dr. Feyza Betül Köse


Kendisini akademik tarihçi kimliği ile tanıdığımız Şaban Öz, ilmî-akademik Siyer çalışmalarının yanı sıra edebî eserlerle de karşımıza çıkan bir isim. Bunda Hz. Peygamber’i mümkün olan tüm yollarla anlatmanın lüzumuna olan inancının etkili olduğu muhakkak. Siyer’e yönelik sahip olduğu duygu yoğunluğunu da burada bir diğer etken olarak zikretmemiz gerekir.
Siyer ilmiyle hemhâl olmaya çalışan biri olarak şunu rahatlıkla ifade edebilirim ki, Siyer ile ilgili akademik çalışmaları kaleme almak bu alanda çalışan herkes için mümkün olan bir durum. Fakat bunu edebî dille aktarmak, herhangi bir bilgi tahrifine girişmeden ancak bir romanın da sahip olması gereken tüm nitelikleri karşılayarak duyguları bu formda yazıya dökmek her Siyer akademisyeni için mümkün olabilen bir uğraşı değil. Bu bakımdan Öz’ün edebî yönü ayrı bir anlam kazanmakta.
Yazarın ilk roman çalışması Elçi işte bu tür bir arka planın ürünü olarak geçtiğimiz yıllarda okuyucusu ile buluştu. Elçi’nin gördüğü teveccüh ve okurların yeni bir kurgu yönündeki taleplerine yazar bu kez farklı bir tür ile karşılık verdi ve “Bir Bedevinin Günlüğü” adlı hikâyeyi kaleme aldı.
Öz, bu çalışmasının tarihî bir metin olarak değerlendirilmemesi gerektiği yönünde okuyucusunun dikkatini çekiyor. Hikâye başından sonuna bir kurgu fakat bu kurgunun içerisine serpiştirilmiş tarihî anlatımlarda yazarının Siyer akademisyeni oluşu kendisini göstermekte. Klasik kaynaklarda yer alan rivâyetler ve bu rivâyetlerden sağlanan çıkarımlar farklı bir anlatımla hikâyede yer bulmuş. Bu bakımdan Bir Bedevinin Günlüğü tarih ve kurgu seven okurlar için gayet doyurucu bir eser olarak tarih ve edebiyat dünyasındaki yerini almış durumda.
Hikâyenin hemen başında yazar bunun üç kişinin anlattığı bir hikâye olduğunu belirtmiş: Biri kendisi, biri bedevî, biri de Ubeydullah. Aslında bedevî ve genç Ubeydullah’ın ağzından dökülen sözlerin çoğu yazarın kendisini ifadesi. Yazar, bir bakıma kendi hikâyesini onlara anlattırıyor ve böylelikle o ikisinin pek çok cümlesinde yazarı ve duygu dünyasını görmek mümkün hale geliyor.
Bu öykünün alışılagelen formlardan farklı olduğu hemen göze çarpmakta. Öncelikle burada bir olay örüntüsünün olmadığını onun yerine bedevînin hafızasında sakladığı günlüğünden aktardıklarının bir kurgu dâhilinde hikâyeyi oluşturduğunu görmekteyiz.
Bir Bedevînin Günlüğü’nün bir diğer farkı da İslâm’ın Mekke yıllarındaki tebliğin dışarıdan birileri tarafından nasıl göründüğünü ve bu tebliğ karşısında nasıl bir psikolojiyle hareket ettiklerini anlatması. Bu dönemin olaylarına bugüne kadar hep içeriden, Hz. Peygamber ve sahabîleri tarafından ve onların nazarıyla bakmış olduğumuz bir gerçek. Burada ise yazar dışarıdan bir gözün onları nasıl gördüğünü o dış gözün iç dünyasından bizlere aktararak olayları bir de o açıdan görmemizi sağlıyor.
Sadece bu kadar değil örneğin hazırlık sürecinden başlayarak savaş sonrası günlere kadar Huneyn’de İslâm düşmanlarının yaşadıklarını, hissettiklerini onlardan birinin duygu dünyasına girerek öğreniyor, öğrenmekten öte satırların içerisinde kaybolduğunuzda onlardan biriymişçesine hissediyor ve yaşıyorsunuz. Ancak burada tamamen kahramanların iç dünyasını anlatan psikolojik bir kurgu ile de karşı karşıya olmadığımızı belirtelim.
Hikâyenin en fazla dikkatimi çeken yönlerinden biri de yazarın yine tarihçiliğini konuşturduğu bir husus. Öz, ilmî eserlerde kronolojik olarak uzun uzadıya anlatılan tarihî olayları bazen bir iki cümle ile öyle bir özetlemiş ki o tek cümle hadisenin tamamını detaylı aktarmaktan çok daha etkili bir şekilde onun özünü ve arka planını bir çırpıda anlatıveriyor: “Babası Muhammed’in en büyük düşmanlarındandı. Oğlu Muhammed’in devletinin başına geçti! Kureyş’ten korkacaksın!” ifadesinde olduğu gibi.
Bunun yanında belki üzerinde hiç düşünmediğimiz veya zihnimize çok az getirdiğimiz durumlar, burada bir hikâye formunda düşünce dünyamıza dâhil ediliyor. Evs ve Hazrec’in İslâm öncesi Hicaz Arapları tarafından görüldüğü nokta ile onların fetihlerdeki rolü arasındaki durum değişmesinin anlatımı bu hususa dair örneklerden sadece biri. Bunda yazarın sadece edebiyatçı olmamasının, bir Siyer uzmanı olarak hadiselerin arka plân bilgilerine sahip olmasının etkisi oldukça büyük.
Yine hikâyeye bir es vererek okuyucuyu başka bir dünyaya götüren Yahudi-bedevî karşılaşması her iki toplumun aslında ne olduğunu kısa bir öyküyle zihinlere işliyor. Böylece geçmişten günümüze Yahudilerin tarafı oldukları hadiseleri anlamlandırmada aydınlatıcı bir perspektif sağlamış oluyor.
Ubeydullah’ın sonraki dönemde yaşayan bir kahraman olması ise o dönemden geriye bakışın nasıllığını gözler önüne seriyor.
Hikâyenin oldukça sade ve yalın olan dili okumayı zevkli hale getirmekte. Ayrıca sayfa sayısının da sınırlı tutulması, uzun olmayan ancak yoğun bir anlatımın tercih edilmesi Bir Bedevînin Günlüğü’nü bir çırpıda okunacak bir hikâye kılıyor.
Bu hikâyeyi tarih ve kurgu birleşimindeki başarısı, okuyucuya tarihî olaylar için farklı bakış açıları sağlıyor olması ile de başarılı bir çalışma olarak gördüğümü ve edebî anlatım yeteneği olan farklı akademik tarihçi isimlerden de roman, hikâye gibi türlerde eserler beklediğimizi bir okuyucu olarak belirtmek isterim.

0 yorum:

Yorum Gönder

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN