8 Nisan 2017 Cumartesi

Ebû Ömer b. Dâvûd Yazdı: Aşk

Ebû Ömer b. Dâvûd
Aşk, hakkında yazmaktan zevk alacağım bir konu değil. Bunun sebebi, herhangi bir kimseyi kızdırmak istememem ve farklı sorularla muhatap olmam olasılığıdır. Her şeye rağmen riskleri göze alarak bu konuda düşündüklerimi yazacağım.
Efendim, aşkın cinsellikle ve cinsel eğilimlerle ciddi bir ilişkisi olduğunu düşünüyorum. İnsan, ulaşamadığı şeye ilgi duyar ve bu ilgi bir süre sonra tutkuya dönüşebilir. Kontrol edilemez tutkuya da aşk diyoruz genelde. Tabii farklı tanımları kabul edenleri kızdırmak istemem.
Şunu da ifade etmek isterim ki bir kadının aşk kavramından anladığıyla bir erkeğin anladığının farklı olduğunu düşünüyorum. En azından gözlemlerim bu yönde.
Aşk konusunu deneyimi yüksek biri olarak değil, gözlemci sıfatıyla anlatmaya çalışıyorum.
Aşk konusunda erkeklerin söylediklerinin önemli bir kısmının köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demek kabilinden olduğunu düşünüyorum. Hem cinslerimin itibarına zarar verecek bir şey de olsa bunu ifade etmeliyim. Ha şunu da söyleyeyim: Kadınlar, aşk konusunda yalandan hoşlanırlar. Yalan olduğunu bildikleri sözlere dahi bir iç dürtüyle inanırlar. İstisnalar kaideyi bozmaz, diyerek kendimi kurtarayım bari.
Ölesiye aşık olduğunu söyleyen bir insanın aşkına kavuştuktan sonra bambaşka bir insana dönüştüğüne dair birçok örnek biliyoruz. Özellikle birbirlerine aşık olarak evlendiklerini söyleyen insanların bir süre sonra birbirilerini anlamakta zorlandıklarını ifade ettiklerini görüyoruz. Gerçekte olan, tutkunun hedeflenene ulaştıktan sonra sıradanlaşmasıdır.
Aşk kavramı, gündelik hayatta oldukça laubali bir şekilde kullanılabilmektedir. Kızlarla erkeklerin, hatta hemcinslerin birbirlerine aşkım diye hitap etmeleri, kavramın içini boşaltan, sıradanlaştıran bir yaklaşımdır. Dahası cinsellikle özdeş olarak kullanılması, kavramı iyice sulandırmaktadır.
Tarihe mal olmuş bazı aşıklar var. Hem Arap edebiyatında hem de Türk edebiyatında örneklerine tesadüf ettiğimiz bu aşıkların ortak bir karakterleri var. Duygularını çok yolun yaşatmaları.
Cemil ile Büseyne, Leyla ile Mecnun, Emrah ile Şirin, Kerem ile Aslı aşkları bunlardandır. Bir de Batı'dan verilen örnekler var. Tabii hemen hemen bütün örneklerde aşkın acısını çekenler erkeklerdir.
Arap edebiyatında platonik aşka, el-aşku’l-uzri denmektedir. Uzreoğulları arasında platonik aşkın yaygın olmasından hareketle bu ismin verildiği söylense de benim kanaatim farklı. Tamlamanın, mazur görülebilecek aşk, anlamında olduğunu düşünüyorum. Çünkü platonik aşık, davranışlarını kontrol etmekte zorlanabilir. Bu sebeple bazı davranışları mazur görülmelidir.
Aşırı tutkulu olmak, biraz da kişilerin karakteriyle ilgilidir. Kimi insanlar duygularını uçlarda yaşarlar. Benzer duygu savrulmaları gençlerde daha çok yaşanır. Bu sebeple yaşı kemale ermiş olanların aşık olduklarını pek duymayız, ya da daha az duyarız.

Bu yazıdan sonra bana, aşkolsun dediğinizi duyar gibiyim, aşk olması için bunların yazılması lazımdı. Aşkınız daim olsun...

1 yorum:

  1. Freudiyen bir bakış açısı olmuş..
    V

    YanıtlaSil

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN