30 Mart 2017 Perşembe

Balkan Hatırası-II

Prof. Dr. Mehmet Azimli
Sabahtan akşama kadar yol aldık. Yollarda Tito’nun “12 saat çalış, 12 saat her şey serbest” usulüyle yaptırttığı tren yolları hatlarını, tünelleri ve köprüleri izledik. Bosna devletinden Sırp özel bölgesine, Hırvatistan’a, oradan Karadağ devletine oradan da Arnavutluk’a geçtik. Yani bir günde 5 devlet görmüş olduk. Adriyatik sahilindeki Kotor ve kalesini gezdik. Kaledeki yer işaretleri arasındaki “Baruthane” levhası ilgi çekiciydi.
Çocukken dedem Balkan savaşlarını sayarken, elimizden çıkan kentleri sayardı. Bunların içinde İşkodra ismini hiç unutmamıştım ve bugün gezimizin planı içindeydi. Ancak maalesef gezi uzadığı için ve Tiran’a da yetişmemiz gerektiği için gece vakti otobüsten İşkodra kalesini görmekle yetinmek zorunda kaldık.
Tiran’ın tek camisi olan Ethem Bey camisindeyiz. Balkanlardaki en yoğun (% 70 Müslüman) Müslüman nüfusu Arnavutluk’da olmasına rağmen en az İslami hassasiyet burada. Enver hoca toplumu dinden tamamen uzaklaştırmış. Fakir bir toplum olduğu belliydi. Toplumun gelirleri lüzumsuz işlere harcanmış. Yollarda Enver Hoca döneminden kalma ve savaş sırasında kullanılmak üzere yığınlarca para verilerek yapılan binlerce sığınaklar var. Şimdi bunları kaldırmak için para bulamıyorlarmış. Komünist dönemde toplum fakir bırakılarak zapturapt altına alınmış. Hatta durumlarına şükretmeleri için televizyondan sürekli Afrika’daki aç insanlar gösterilirmiş.
Son 10 yıldır trafik işaretleri konmuş. Çünkü buna gereksinim duyacak araç yokmuş. Kruya’da gezerken yollarda gezi eyleminden dolayı Türkiye’nin başbakanına destek levhaları gördük. Dahası burada Türkiye Başbakanı Erdoğan’a destek yürüyüşleri yapılmış. Burada Bektaşi gelenekleri hakim görünüyor.
Kroya’daki en önemli yerlerin başında Osmanlı’ya isyan eden Arnavutların milli kahramanı İskender beyin kalesi geliyor. Şahin tepesi gibi bir yerde Osmanlı’ya yıllarca direnmiş.
Balkanların en güzel yerlerinden biri olan Ohri’ye gitmek üzere Makedonya’dayız. Ohri’deki camiler ve hayat tarzı ayrı bir güzeldi. Ohri gölündeki mehter marşları ve türküler eşliğindeki tekne gezisi ise harikaydı. Tito’nun göl kenarındaki yazlığını gördük. Nihayet Struga’da geceledik.  
Ohri’de Müslümanların sürüldüğü mahalleyi ve eserleri gezdik. Sonra Kalkandelen(Tetova) ve Üsküp’e ulaştık. Herkes Türkçe biliyor. Yakın zamana kadar burada Türkçe konuşamayanları ayıplarlarmış. Avrupa birliğinin gönderdiği paralar her tarafta Hristiyan azizlerin heykellerinin yapımı için harcanıyor. Çoğunluğun kararı geçerli olunca böyle oluyor. Burada % 35’lik bir Müslüman nüfus bulunuyor. Demokrasi gereği çoğunluk ne derse odur deniliyor. Ancak Bosna’da çoğunluk Müslümanlarda olduğu için de orada bölgelere ayrılıp yönetilemez hale getiriliyor. İşte Avrupa’nın adaleti.
Tetova’daki Alaca cami çok ilginç idi. Her tarafı süslemelerle doldurulmuştu. Üsküp ise tam bir Müslüman kenti görünümündeyken kentin dokusunu bozmak için sürekli Hıristiyan heykelleri ile bunu bozmak istiyorlar.
Balkanlarda Arnavutların %90’ı Müslüman, Boşnakların hepsi Müslüman, Makedonların bir kısmı, Karadağlıların ise % 35’inin müslüman olduğu zikredildi. Sırplar, Hırvatlar, Bulgarlar ise Müslüman olmamışlar. Bölgenin en büyük kavmi olan Arnavut nüfusu beş devlet içinde yaşıyor. Arnavutluk, Makedonya, Bosna-Hersek, Yunanistan, Kosova. Kosova’da herkes Arnavutluk bayrağı taşımaktan zevk alıyor. Yani başka bir devletin bayrağını sallayarak geziyorlar. Dahası ABD bayrağı bile taşıyorlar. Yani özetle Türkiye’deki bayrak kutsiyeti orada bulunmuyor.
Kosova’ya geçtik. Burası Müslüman çoğunluğun olduğu bir yer. Başkent Priştina’daki camileri gezdik.[1] Murad Hüdavendigar türbesini ziyaret ettik. Türbenin karşısındaki tepeye 1990’larda Sırp lider Miloseviç bir Miloş heykeli dikmiş. Şimdi bu heykele bir şey olmasın diye KFOR denilen 32 ülkeden askerin katıldığı birlik tarafından korunuyor. Fotoğraf bile çekersek vur emri varmış. KFOR’da bizim askerlerimizde var. Bizim ordumuz burada gerçekten takdire şayan işler yapıyor.
Müslümanlığın bu bölgedeki tapusu niteliğindeki mezar ve türbeleri selefiler yıkarken, bizim birliklerimiz koruyor, tamir ediyor. Yani İslam’ın bu bölgede yaşandığının işaret taşları olan bu belgeleri ısrarla muhafaza etmeye çalışıyor. Müslüman köylere su götürüyor. 2007’lerdeki bir Genel kurmay başkanının Prizren’deki camiye hediye ettiği Kur’an’ı görünce çok şaşırmıştım. Türkiye’de başörtüsü karşıtlığı ile bilinen bu komutanın burada bu işleri yapması esasen Osmanlı bakiyesi yerlerde tutunabilmenin en önemli aracı Müslümanlığın işaret taşlarının korunması olduğunu anladıklarından olsa gerek. Bu da çok güzel bir şey. Ancak selefi-vahhabi zihniyettekilere bunu anlatabilmek çok zor.
Bölgede Bektaşilik canlı olarak yaşıyor. Bazen bu tür tekkelere de uğradık. Kendilerini koruma adına zaman zaman sırplarla işbirliği yapmak zorunda kalmışlar. Türbelerde mum yakılıyor. Merkezlerinin birindeki Hz. Peygamber'in ve Ehli Beyt’in toplu haldeki resmedilmesi çok ilginç geldi. İslam dünyası genelde Hz. Peygamber'in resmini yapmaktan çekinirken burada yapılmıştı. Burada rastladığımız savaş gazisi bir Arnavut yarım türkçesi ile şöyle diyordu; “Erdoğan bizim halifemiz. O üç çocuk yapın dedi. Ben yaptım beş çocuk.”
Prizren’de gezdik. Herkes Türkçe konuşuyor veya anlıyor. Camisiz minareleri, tekkeleri, % 95’i Müslüman olan bu yerlere inadına yapılan kilise ve yüksek tepelerdeki haçları gördük. Balkanlarda misyonerler cirit atıyor. Sadece Kosova’da 3 bin tane misyoner olduğu anlatılıyor.
Akif ne güzel demiş;
Misyonerler gece gündüz yeri devretmedeler
Ulema vahy-i ilahiyi mi bilmem bekler.
Tekrar Makedonya’nın başkenti Üsküb’e döndük.
Panoramik Üsküp turu ardından, Üsküp kalesini, çarşılarını ve camilerini gezdik. Sanki eski bir Anadolu kentini andırıyor. Oraya ait meşhur lokumlardan ve pastalardan alıp yurda döndük. Balkanlardaki Müslümanların bize söyledikleri şu söz aklımızdaydı; “siz Türkiye güçlüsünüz ama gücünüzü bilmiyorsunuz. Aman güçlü olun, siz aksırırsanız biz hasta oluruz. Siz hasta olursanız biz ölürüz.








[1] Burada tanıştığımız Priştinalı bir amcanın konuşmasından laz zannettik. Ancak çok eski bir Priştinalı imiş. Kızı oradaki Türkçe televizyonda sunuculuk yapıyor. Amcada Arnavut düşmanlığı vardı ve Türklerin Arnavutlardan baskı gördüğünü söylüyordu.

0 yorum:

Yorum Gönder

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN