2 Ocak 2017 Pazartesi

Cübbeli İle Satranç Oynamak

Cübbeli Ahmet hoca’ya satranç oynamanın hükmü soruldu. O da satranç ve satranç oynayanlar hakkında çok ağır ifadeler kullandı.

Peki Cübbeli ne dedi?
Cübbeli satranca dair konuşması şöyle: "Satranç tavladan da kumardan da beter. Satranç oynamaktansa ateşi tutmak daha hayırlı. Satranç oynayan kişi insanların en yalancısı. Oynayanlara ölürken kelime-i şehadet nasip olmayabilir. Satranç oynayan lanetlenmiştir. Oynayana bakan da domuz eti yiyen gibidir. Bu oyunları bu taşları elinize alacağına elinize tesbih alın, sübhanallah çekin" sözlerini sarf etti. Kendince de bazı kaynaklara işaret etti.
Cübbeli’nin bu sözleri haklı olarak sosyal medyada tepkiye sebep oldu. Aslında konuşma biçiminden onun satranç hakkında gerçek bir fikrinin olmadığı; üç yaşındaki bir çocuğun hareketleri gibi taşların oradan oraya götürülüp getirildiklerini sandığı şeklinde bir izlenim veriyor. Satranç taşlarını tutmaya alternatif olarak tespih taşlarını tutmayı öneriyor. Halbuki satranç hakkında konuşmak ve satranç hakkında bir yargıda bulunmak “taş” ve “taş tutmaya” indirgenemez. Bu çok alakasız ve anlayışsız bir durumdur.
Belirtmek gerekir ki Cübbeli bu fikirlerini isnat ettiği rivayetleri kendisinden uydurmuş değil. Sonuçta bazı fıkıh kitaplarında bu hükümler geçiyor. Ancak bu konuda güvenilir hiçbir hadis yoktur. Bazı sahabelerin ve fakihlerin görüşleri kavilleri vardır. Cübbeli bazı eski klasik fıkıh kitaplarında satranç hakkında gördüğü ifadeleri daha da çirkinleştirerek aktarıyor.
Mesela Allame Albani “ed-Daifa” (Zayıf Hadisler) adlı eserinde bu tür rivayetleri aktarır ve bunların hepsinin mevzu olduğunu söyler.
Bir iki örnek vermekle yetinelim:
Enes’ten Peygamberden rivayet edilmiştir: “Satranç oynayan melundur”
Yine “Hubbe bin Müslim’den o da Peygamber’den rivayet edilmiştir: “Satranç oynayan melun’dur, ona bakan da domuz eti yemiş gibidir.”1
Enes’ten o da Peygamber’den rivayet edilmiştir: “Satranç oynayan şirk koşmaya yaklaşmıştır. Ve şirk koşan da gökten düşmüş gibidir.”2
Muhaddis Fettani de “Tezkiret’ül Mevduat” isimli eserinde bu rivayetleri zikretmiş ve rivayet zincirinde geçen Ebu Usme’nin yalancı olduğunu söylemiştir.
Sahih-i Müslim’de de ise şöyle bir hadis geçer: “Nerdeşir oynayan elini domuz etine bulaştırmış gibidir.” 3 Nerd tavla, nerdeşir ise İran tavlası demektir.
Bu konuda pekçok nakil kavil aktarılmışsa da güvenilir kaviller ve nakiller söz konusu değildir. Daha geniş bilgi için Diyanet Ansiklopedisi’nin Satranç 4 maddesine bakabilirsiniz.
Her halukarda Peygamber (as) döneminde Satranç bilinen bir oyun değildi. Satranç tarihine bakıldığında onun İran’ın fethinden sonra İslam dünyasına intikal ettiği anlaşılmaktadır.
“Satrancın ortaya çıkışı ve dünyaya yayılışı ile ilgili çok sayıda araştırma sonucu var olsa da bulunan ilk satranç taşları M.S. 760 yılına aittir ve Afrasiyap’ta; ilk satranç takımı ise Nişapur, Türkistan’da bulunmuştur.” 5
Satrancın islam dünyasına girişi son sahabeler ve tabiin dönemine denk düşmektedir. Sahabeler, tabiin ve fukeha kendilerine satranç hakkında sorulduğunda onlar genelde olumsuz cevap vermişlerdir.
Bir rivayete göre Hz. Ali (r.a.) “Satranç Acemlerin kumarıdır” diye satrancı hoş karşılamazken, Ebû Musa el-Eşarî, “Satrancı ancak günahtan sakınmayanlar oynar” demiştir. Büyük fıkıh âlimi İbrahim en-Nehâî ise kendisine satranç hakkında sorulduğunda, “O lânetlenmiştir” diye cevap vermiştir. Aynı şekilde Abdullah ibni Ömer, “Satranç diğer kumarlardan daha kötüdür” görüşünü benimserken, İmam-ı Mâlik satrancı tavla gibi değerlendirmekte ve haram saymaktadır.
Ancak bazı alimler satrancı aynı kategoriye sokmamakta, birtakım şartlar dahilinde oynanmasının caiz olabileceğini düşünmektedirler. Şâfiî mezhebi âlimlerinden İmam Nevevî bu hususta şöyle der: “Satranç, alimlerin çoğuna göre haramdır. Bir kimse bu oyun sebebiyle bir namaz vaktini geçirir veya bir menfaat karşılığında oynarsa bize göre de haramdır.”
Satranç ve Kumar
Satranç oyunu bir kumar oyunu değildir. Bir kumar olarak oynanmaya müsait bir oyun da değildir. Çünkü kumarda belirsizlik ve şans vardır. Satranç ise bir şans oyunu değildir. Güçlü, bilgili eğitimli olan kazanır. Bu manada satranç bir duelloya (mübareze) benzetilebilir.
İlk ulema ve fukehanın satrancı kumar ile bağdaştırması aslında satrancın ne olduğuna dair bir bilgileri olmadığını gösteriyor. Şöyle düşünelim, müslüman bir adam bir alime gelip satranç hakkında soruyor. Alim kişi de o müslümanın kendisine aktarabildiği kadar satrancı kavrayabiliyor. “Nasıl bir oyundur, kumar mıdır nedir” derken zihninde olumsuz bir imaj oluşuyor.
Satranç ve Yalan
Ünlü dünya satranç şampiyonu Emmanuel Lasker “Satranç tahtasında yalan ve ikiyüzlülük çok fazla yaşayamaz” demiştir. Satranç güreş gibidir. Bir kimse kendini yalandan çok güçlü gösterebilir. Ama güreşte yalanın bir mecali yoktur. Güçlü kuvvetli eğitimli değilseniz tuş olursunuz. Aynen satranç da böyledir, mat olursunuz. Satranç bir akıl güreşidir. Bu yüzden satranç bir spor olarak kabul edilmektedir.
Eski fukehadan bazılarının “Satranç oyuncusu insanların en yalancısıdır” dediği aktarılmıştır. Sebebi de “Şah mat oldu” (şah öldü) “atı fili yedim” denilmesi imiş. Gerçekte şah ölmediği gibi bir at yada bir fil de yemiş olmuyormuş.
Bunu söyleyen kişi, kendisini çok zeki hissediyor olmalı. Eğer dili bu şekilde mücessem ve katı hale getirirsek, bütün benzetme, teşbih, kinaye, telmih, istiare sanatlarını yok etmiş oluruz. Halbuki hiç kimse “atı yedim / fili yedim / kaleyi yedim” dediğinde “bir at/fil/kale yediği”ni kastetmemiştir. Kimse de öyle anlamamıştır. Bundan “atını aldım, devre dışı bıraktım” anlaşılmıştır. Burada bir kinaye bir mecaz kullanımı vardır. Keza “Şah mat” denildiğinde de İran şahını, somut bir adamı yada bazı Şiilerin kastettiği gibi Allahı öldürmeyi kastetmemiştir.
Satranç Şövalye ve Skolastik Düşünce

Burada skolastik bir düşüncenin ihdası var. Skolastik düşünce, dondurulmuş, anlamı yitirircesine somutlaştırılmış ve kalıplaştırılmıştır. Skolastik düşünce kilisenin haçlı seferleri boyunca benimsediği bir düşünce idi. Ne var ki aynı dönemlerde İslam dünyasında da bir skolastik anlayış yükseliyordu. Ve yine çok ilginçtir ki, İslam dünyasında bazı fukeha hakkında bilgilerinin olmadığı satrancı kötülerken, Avrupa’da da kilise satrancı “İslamlar’ın oyunu” kabul ederek yasaklıyor ve oynayanları da aforoz ediyordu.

 Ünlü yönetmen Ingmar Bergman’ın Yedinci Mühür adlı kült bir filmi vardır. Bu filmde Azrail (ölüm meleği) bir şövalyenin canını almaya gelmiştir. Şövalye ölüm meleğinden kendisine son bir şans vermesini ister. Onunla son bir satranç oyunu oynamayı teklif eder. “Eğer beni yenersen o zaman canımı alırsın” der. Ölüm meleği kabul eder.
İncil’in Vahiyler bölümünde geçen Kıyamet’in yedi mührünü tutmak için şövalyenin de yedi erdemi vardı ve bunlardan biri de zeka idi ve ölçüsü de güzel satranç oynamak idi. Bergman da Kıyamet’in yedinci mührüne, şövalyenin kendi yedinci erdemi ile karşı koyduğunu ima eder.
Satrancın Yasaklanması Şia’nın İşi mi?
Cübbeli Ahmet hoca, Satranç oynamanın ne kadar kötü ne kadar lanetlik ve küfür olduğunu Ehli sünnet kaynaklarına dayanarak anlatadursun, aslında bu İran ve Şia kaynaklı bir hurafedir. Çünkü İranlılara göre Şah tanrıdır yada Ali’dir.
Ali Şeriati'nin "Ali Şiası Safevi Şiası" kitabından bir paragraf aktarmak istiyorum. O da Allame Meclisi'nin kitabından aktarıyor. Allame Meclisi Bihar'ul Envar isimli büyük Şii ansiklopedisinin yazarıdır:
"Meclisi şöyle diyor: “Çünkü şah, yüce Allah’ın adlarındandır. Öyle ki haberde rivayet edilmiştir ki satranç oyununun yasaklanmasının nedeni ‘Şah mat oldu.’ vs. denilmesidir. Allah’a hamdolsun ki şah mat olmaz (ölmez).” 6
Şimdi “Şah mat” dediği için satranç oyuncusuna “insanların en yalancısı” diyen Sünni alimin, gerçekten sünni mi olduğu yada bunu bilinçlice mi söylediğini bir kez daha düşünün.

1İmam Albani, Ed-Daifa 1146 nolu hadis.
2İmam Albani, Ed-Daifa 1145 nolu hadis.
3Müslim, 2260 nolu hadis.
5http://www.gokyaysatrancvakfi.org.tr/kutuphane/satranc-tarihi
6Ali Şeriati, Ali Şiası Safevi Şiası, sayfa 94

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN