24 Nisan 2016 Pazar

Ezvâc-ı Tâhirâttan Ümmü Habîbe (rah)

Asıl adı Remle olup, ilk çocuğunun adı sebebiyle Ümmü Habîbe ismiyle tanınmıştır. Mekke’nin en önemli kabilelerinde olan Beni Ümmeyye’ye mensup Ebû Süfyan’ın kızıdır. Annesi de aynı sülâleden Ebu’l-Âs’ın kızı Safiyye’dir. Bu hanım aynı zamanda Hz. Osman’ın (ra) da halasıdır.[1]
Remle bint. Ebû Süfyan ilk evliliğini Hz. Peygamber’in (sav) halası Ümeyme bint. Abdülmuttalib’in oğlu olan Ubeydullah b. Cahş ile gerçekleştirdi. Ubeydullah, soy anlamında Kuyeş asıllı olmayıp, Esed b. Huzeyme kabilesindendir. Onun ailesi İslâm’dan önce Kureyş kabilesinin köklü ailelerinden Ümeyyeoğulları’nın himayesine girmek suretiyle Mekke’ye yerleşmiştir.[2]
Ümmü Habîbe (rah), Hz. Peygamber’in (sav) İslâm’ı tebliğinin başlangıcı aşamasında kocası Ubeydullah ile birlikte ilk Müslümanlar arasına dâhil oldu.[3] Aynı dönemde Mekke müşrikleri gerek Hz. Peygamber’e (sav), gerekse onun davetine cevap veren Müslümanlara karşı alay ve hakaretten başlayıp öldürmeye varan kadar her türlü psikolojik, ekonomik ve fizikî baskı ve işkence tatbik etmeye başlamışlardı. Bu faaliyetleri gerçekleştiren Kureyş kabileleri arasında geçmişten beri Hz. Peygamberin (sav) soyu Haşimoğulları’na düşmanlık besleyen Ümmü Habîbe’nin (rah) soyu Ümeyyeoğulları da bulunuyordu. Onlar Hz. Peygamber’in (sav) davasını Kureyş idaresinde bir değişiklik talebi olarak görmüşler, muhtemel bir değişikliğin kendilerinin aleyhine olacağı düşüncesiyle ellerinden geldiğince İslâm’ın yayılmasını ve Müslümanların taraftar kazanmasını engellemeye çalışmışlardır. Başta Utbe b. Rebia, Şeybe b. Rebia ve Ebû Süfyan olmak üzere kabile önderleri Müslümanlara karşı her türlü faaliyetin içinde yer almışlardır.[4] Ümeyyelilerin muhalefet tavrı, Hz. Peygamber’i (sav) davasından vazgeçirmek hususunda iknaya çalışmaktan başlayıp, onunla bizzat savaşmaya varıncaya kadar derece derece şiddetlenmiştir. Onlar, Mekke döneminde özellikle siyasî baskıyı ön plâna çıkarmışlar, Hicret sonrasında ise Medine üzerine gerçekleşen bütün saldırıları bizzat organize etmişlerdir. [5]
Mekke müşrikleri, Hz. Peygamber’e (sav) olduğu gibi onun çağrısına cevap veren müminlere karşı da her türlü psikolojik, ekonomik ve fizikî baskı ve işkence tatbik etmişlerdir. Onlar, Mekkelilerden herhangi birinin müslüman olduğunu duyduklarında derhal yanına giderek, onu Muhammed’in (sav) dininden daha üstün olan babasının dinini terk etmekle suçlamışlardır. İslâm’a giren kişi bir tüccar ise, onu ticarî faaliyetlerini engelleme ve sermayesini yok etmekle korkutmaya çalışmışlar; şayet köle, fakir ve korumasız bir kimse ise ona karşı aşırı şiddet uygulamışlardır. Bu muamelelerden öncelikli olarak müşriklerin kendi kabilelerinden Müslüman olanlar nasibini almıştır. Ümmü Habîbe (rah) ile eşi Ubeydullah b. Cahş da diğer Müslüman kardeşleri gibi bizzat ailelerinin sistematik baskılarıyla karşılaşmışlardır.[6]
Ashâbının mâruz kaldığı zulüm ve işkenceleri engellemeye gücü yetmeyen, üstelik onların ölüm korkusu sebebiyle dinlerini terk etmelerinden endişelenen de Allah Rasûlü (sav), özellikle kendi ailelerinin şiddetli baskısına uğrayan ve kabile himayesinden mahrum bırakılan Müslümanlara geçici bir sığınma yeri olarak Habeşistan’a hicret etmeleri tavsiyesinde bulundu.[7] Bunun üzerine Miladi 615 yılında on bir erkekle dört kadından oluşan ilk kafile Habeşistan’a gitti. Gidenler arasında Ümmü Habîbe’nin (rah) kabilesi Ümeyyeoğulları’nda Hz. Osman (ra) ile eşi Rasûlüllah’ın (sav) kızı Rukıyye (rah) de bulunuyordu. İlk hicretten yaklaşık bir yıl sonra Ca‘fer b. Ebû Tâlib (ra) başkanlığında 82 erkek ve 18 kadından müteşekkil yeni bir Müslüman topluluk ikinci Habeşistan hicretini gerçekleştirdiler. Ailesinin yoğun baskısına tahammül edemeyen Ümmü Habîbe (rah), eşi Ubeydullah b. Cahş ile birlikte, kızları Habîbe’yi de yanlarına alarak bu kafile içinde Habeşistan’a hicret etti.[8] İbn Sa’d’da geçen başka bir rivayete göre ise Ümmü Habîbe (rah) hicret yolculuğunu hamile olarak gerçekleştirmiş, kızını Habeşistan’da dünyaya getirmiştir.[9] Önceki muhâcirler gibi onlar da, Habeş kralı tarafından güzel karşılandılar ve burada güvenlik içinde hayatlarının sürdürdüler.[10]
Habeşistan’da muhacir Müslümanlar huzur içinde yaşarken, Ümmü Habîbe’nin (rah) hayatını olumsuz etkileyen beklenmedik bir hadise gerçekleşti. Dini uğruna her türlü sıkıntıya katlanan, nihayet bu yolda yurdunu terk etme fedakârlığı gösteren eşi Ubeydullah b. Cahş, Müslümanlığı seçmeden önce benimsemiş olduğu Hıristiyanlık dinine dönmek istediğini açıkladı. Bu gelişme karşısında şaşıran ve son derece üzülen Ümmü Habîbe (rah) bütün gayretlerine rağmen eşini kararından çeviremedi. Üstelik kocasından kendisinin de Hıristiyanlık dinini benimsemesi konusunda baskı gördü. Karşılıklı anlaşmazlık ailenin parçalanmasını zorunlu hale getirince Ümmü Habîbe (rah) eşinden ayrıldı.[11] Ubeydullah ise dinini terk edip Hıristiyan olduktan sonra çok içki içmesinden dolayı alkolik bir kişi haline geldi, kısa süre sonra da öldü.[12]
Yurdunda uzakta yaşamak zorunda kalan Ümmü Habîbe (rah), hayat arkadaşının kendisini terk etmiş olmasından dolayı son derece mahzun oldu. Üstelik yabancı bir ülkede olduğu için korunmaya muhtaç duruma da düşmüştü. Esasında kendisi Mekke’nin en soylu ve zengin ailelerinden birine mensup olması sebebiyle Habeşistan’a göç eden ancak kısa süre sonra çeşitli sebeplerle geri dönen Müslümanlarla Mekke’ye ulaşması mümkündü; ancak orada da sığınabileceği bir kapı bulamayacaktı. Zira Mekke reislerinden olan babası Ebû Süfyan, Müslümanlara dinlerinden dönmeleri hususunda en fazla baskı yapanların başında bulunuyordu. Ya gurbet yurdunda tek başına sıkıntılı bir hayat sürecek, ya da Mekke’ye dönüp babasının dinini terk etmesi için yapacağı baskılarla baş etmeye çalışacaktı. Bu çaresizlik ortamında çile doldururken onun gönlünü ferahlatacak, aynı zamanda da şahsen onurlandıracak bir haber geldi: Hz. Peygamber (sav) Habeşistan muhacirleri arasında himayesiz bir şekilde kalmış bulunan Ümmü Habîbe (rah) ile evlenme kararı vermişti. Nitekim onun emriyle Medine’den gelen elçisi Amr b. Ümeyye ed-Damrî (ra), Necâşî’den Ümmü Habîbe’nin (rah) Hz. Peygamber’le (sav) nikâhlanmasını talep etti. Habeş Muhacirlerinden olan aynı zamanda kendisi gibi Ümeyyeoğullarına mensup bulunan Hâlid b. Sa‘îd’in (ra) kıydığı nikâh ve Necâşî’nin şahsî hesabından ödediği dört yüz dinar mehir ile gıyabî evlilik akdi gerçekleştirildi.[13] Hz. Peygamber (sav) bu girişimi ile İslâm adına birçok fedakârlıkta bulunan bu muhacire hanımı taltif etmiş, onu müminlerin annesi olma payesiyle şereflendirmiştir.[14]
 Ümmü Habîbe (rah), bu hadiseyi ve esnasında yaşadığı duygularını şu şekilde anlatır:
“Habeşistan’a iken, Necâşî'nin elçisi Ebrehe adındaki cariyenin getirdiği haber kadar hiç bir şey beni hayatta heye­canlandırmadı. Ebrehe, bir gün bana ‘Allah Rasûlü bizim krala seninle evlenmek istediğini bildiren bir mektup yazmış’ dedi. Ben de sevincimde ona ‘Allah sana da hayırlı müj­deler versin’ dedim. Bununla birlikte söylediklerinden emin olmak için sözlerini birkaç sefer tekrarlattım. Nihayetinde cariye bana ‘Kral nikâhını kıymak için bir vekil tayin etmeni istiyor’ dedi. Bunun üzerine hemen Hâlid b. Said’i çağırıp onu kendime vekil tayin ettim. O kadar sevinmiştim ki, bana haberi getiren Ebrehe’ye yanımda ne kadar takı varsa hepsini hediye ettim. Ertesi günü Necâşî, Cafer b. Ebî Tâlib’e orada bulunan bütün Müslümanları toplamasını istedi. Kısa bir konuşma yaptıktan sonra ‘Rasûlüllah’ın isteği üzerine Ebû Süfyan’ın kızı Ümmü Habîbe’yi kendisine nikâhla­dım’, dedi. Bu teklif, vekilim Hâlid b. Saîd b. Âs tarafından da kabul edilince evlilik akdi resmileştirilmiş oldu.[15] Necâşî, mehir olarak tesbit edilen 400 dinarı Hâlid b. Saîd’e teslim ettikten sonra kalkmak üzere olan ashâb-ı kirama ‘nikâhtan sonra yemek vermek peygamberlerin sün­netidir’ diyerek düğün yemeği (velime) ikram etti”.[16] İbn Abdilberr, Ümmü Habîbe’nin (rah) düğün yemeğini Hz. Osman’ın (ra) verdiğini rivayet eder.[17]
Hz. Peygamber (sav) ile Ümmü Habîbe’nin (rah) nikâhlanmasından kısa bir süre sonra Habeşistan’da kalan muhacirlerin Medine’ye getirilmeleri kararı alındı. Bu amaçla Hicretin 7. yılında (M628) yılında Habeş kralının yardımı ile Hz. Peygamber’in (sav) elçisi Amr b. Ümeyye ed-Damrî (rah) vasıtasıyla Müslümanlar Hayber Fethi’nin gerçekleştiği esnada Arap Yarımadası’na geri döndüler. Ümmü Habîbe (rah) de kızı Habîbe ile birlikte Medine’ye geldi.[18] Rasûlüllah (sav) Habeş muhacirlerini karşısında görünce “Hayber’in fethinin mi yoksa kardeşim Ca‘fer’in gelmesinin mi daha sevindirici olduğunu bilemiyorum” diyerek memnuniyetini beyan etmiş, ayrıca Hayber’de alınan ganimetlerden Habeşistan muha­cirlerine de hisse vermiştir.[19]
Hz. Peygamber’in (sav) bu evliliğinin Ümmü Habîbe’nin (rah) onurlandırılması kadar, Müslümanlığın yayılması ve Mekke-Medine birliğinin sağlanması noktasında da önemli bir rol îfâ ettiği unutulmamalıdır. Her şeyden önce bu izdivaç sebebiyle Hz. Peygamber (sav), en büyük muhalifi durumunda olan Ebû Süfyan’a damat olmak suretiyle onunla akrabalık kurmuştur. Esasında Arap örf ve adetlerine göre kendisiyle evlen­mek istenen kadın için önce babasına, o yoksa amcasına veya amcasının oğullarına müracaat edilmesi gerekirdi. Ancak, Hz. Peygam­ber’in (sav), Ümmü Habîbe (rah) ile evlendiği dönemde Ebû Süfyan henüz İslâm’a girmediği için bu evlilikten haberi bile olmamıştır. Kızının kendisine danışılmadan en büyük düşmanıyla evlenmesinin, Ebû Süfyan’ın rahatsızlığına sebep olacağı beklenirken, ak­sine onun bu gelişmeden dolayı memnun olduğu görülür. Zira, kızının evliliği haberini alınca Hz. Muhammed (sav) için “O, reddedilmeyecek bir erkektir” di­yerek gerçekleşen izdivacı tasvip etmiş, gıyaben onaylamıştır.[20] Mümtehine Sûresi'nde geçen, “Umulur ki, Allah aranızda düşmanlık bulunan kimselerle sizin aranızda bir dostluk tesis eder” âyetinin bu gelişmeyle ilgili olduğu rivayet edilir.[21] Geçekten de, Ümmü Habîbe’nin (rah) evliliğinden sonra Ebû Süfyan’ın gerek Hz. Peygamber (sav), gerekse diğer Müslümanlara karşı tavır ve davranışlarından belirgin bir yumuşamanın olduğu aşikârdır.[22]
Ebû Süfyan’ın kızı ile evlenmiş olması Hz. Peygamber’in (sav) de Mekkeliler ile yakın ilişkiler kurmasına imkân vermiş, bu vesile ile Mekke-Medine gerginliği azalma sürecine girmiştir. Bunu destekleyen tarihî rivayetlere sahibiz:
Yemâme reislerinden Sümâme b. Usâl, müslüman olduktan sonra Umre için Mekke’ye gitmişti. Bu durumu öğrenen müşrikler üzerine saldırıp onu öldürmek istediler. Bir Mekkelinin Sümâme’yi serbest bırakmalarını, aksi halde Mekke'nin tahıl ihtiyacının Yemâme’den geldiğini söylemesi üzerine ancak canını kurtarabildi. Kendisine yapılanlar sebebiyle Kureyş’e kin tutan Sümâme, Rasûlüllah’ın (sav) izni olmadan onlara bir tahıl tanesi bile göndermeyeceğini ilân etti.[23] Yurduna döndüğünde dediğini yapın Mekke’ye gerçekleşen zahire nakliyatını durdurdu.  Kısa süre sonra da Kureyş’te gıda sıkıntısı baş gösterdi. Bunun üzerine Ebû Süfyan, ambargonun kaldırılması için bizzat Medine’ye gelerek Hz. Peygamber’den yardım talebinde bulundu.[24] Hz. Peygamber (sav) de derhal bir mektup göndererek Sümâme’nin Mekke’ye uyguladığı ambargonun kaldırılmasını temin etti.[25] Rasûlüllah (sav) bu yakınlaşmadan istifadeyle Mekke’de bulunan akrabalarına başka maddî yardımlarda da bulundu. Ayrıca özel izin vererek Mekke ticaret kervanlarının Müslüman topraklarından rahatlıkla geçmelerine imkân tanıdı. Bu uygulamadan bizzat Ebû Süfyan da istifade etmiş ve kervanıyla ticaret için Suriye’ye gitmiştir.[26]
Müslümanlar ile Mekke müşrikleri arasında imzalanan Hudeybiye Barış Antlaşması’nın hükümlerine göre Kureyş kabilesinin dışında kalan diğer kabileler, ya Hz. Muhammed’in (sav) veya Kureyş kabile­sinin emniyet ve garantisini kabul etmede serbest bırakılmışlardı. Buna göre Huzaa kabilesi Müslümanları, Benî Bekr ise Mekke Müşriklerini tercih etti. Halbuki bu iki kabile arasında eskiden beri düşmanlık vardı. Benî Bekr kabilesi, intikam almak niyetiyle Kureyş’in de desteğiyle hicretin sekizinci senesi Şaban ayında bir gece vakti Benî Huzaa’ya hücum etti. Baskın esnasında Kureyş’in ileri ge­len reisleri Safvân b. Ümeyye, İkrime b. Ebû Cehil, Süheyl b. Amr, Huveytib b. Abdi'l-Uzza gibi kimseler de onlara yardım etmişlerdi. Saldırı sonucunda Huzaa kabile­sinden 23 kişi öldürüldü. Geri kalanları ise Harem’e sı­ğınmak suretiyle canlarını kurtarabildiler. Gelişmenin Hz. Peygam­ber’e (sav) haber verilmesinden sonra, sözlerini tutmadıkları ve antlaşmayı bozdukları, bu yüzden de Müslümanların hücumuna uğrayacaklarından endişe duyan Kureyşliler, Ümmü Habîbe’nin (rah) babası Ebû Süfyan’dan özür dilemek ve antlaşmayı yenilemek için Hz. Peygamber’e (sav) gitme­sini rica ettiler. Ebû Süfyan, pek istekli ve sonucundan ümitli olmamakla birlikte Mekkelilerin aşırı ısrarı sebebiyle Medine’ye geldi. Allah Rasûlü (sav) kendisiyle hiç ilgilenmedi. Başta Hz. Ebû Bekir (ra), Hz. Ömer (ra), Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali (ra) olmak üzere ashab ileri gelenlerinden de yüz bulamadı. Bunun üzerine ricacı olması için kızı ve Hz. Peygam­ber’in (sav) hanımı olan Ümmü Habîbe’nin (rah) yanına gitmeye karar verdi. İçeri girdiğinde odadaki yatağa oturmak istedi. Ancak kızı süratle yatağı altından çekerek kaldırdı. Her haliyle oturmaya hazırlanmış olan Ebû Süfyan düş­mekten zor kurtuldu. Bunun üzerine “Kızım, yatağı mı benden esirgedin, yoksa beni mi yataktan?” diye sitem edince, Ümmü Habîbe’den (rah) şu cevabı aldı: “O, Allah Rasûlü’nün yatağıdır. Sen ise bir müşriksin”. Bunun üzerine Ebû Süfyan “Kızım, benden sonra sana hiçte iyi olmayan haller olmuş, sana şer bulaşmış” diyerek evi terk etti.[27]
Hudeybiye Barış Antlaşmasının geçersiz kalmasına sebep olan saldırı hadisesi kısa süre sonra gerçekleştirilecek Mekke fethi için hukukî gerekçe teşkil etmiştir. Nitekim kısa süre sonra da Mekke Müslümanlar tarafından fethedildi. Fetihten hemen önce Rasûlüllah (sav) “Ebû Süfyan’ın evine giren emniyettedir. Kâbe’ye sığınan emniyettedir. Kendi evinden çıkmayan güvendedir” ilânı ile Ebû Süfyan’ın gönlü alınmış[28], onun önce Müslüman olması, ardından da hemşehrilerini Müslümanlara karşı direnmeme konusunda ikna etmesiyle Mekke’nin zaptı en az insan kaybıyla tamamlanabilmiştir. [29]
Hz. Peygamber’le (sav) dört yıl evli kalan Ümmü Habîbe (rah), onun vefatından sonra otuz yıl daha ömür sürdü. Bu dönemde gerçekleşen siyasî hadiselerden ve fitne ortamından uzak kalmaya çalıştı. Halife Hz. Osman’ın (ra) evini muhasara altına alan asilerin, kuşatmanın on sekizinci günü onun yiyecek ve suyunu kesmeleri üzerine, erzak yüklü bir katırı halîfenin evine götürmeye teşebbüs etmiş, ancak asiler saygısız bir şekilde ona engel olmuşlardır.[30] Bazı kaynaklarda Ümmü Habîbe’nin (rah), Hz. Osman’ın (ra) şehit edilmesinden sonra onun kanlı gömleğini Ensâr’dan Numan b. Beşir vasıtasıyla Şam’da bulunan kardeşi Muaviye’ye gönderdiği rivayet edilir.[31]
Ümmü Habîbe (rah) daha sonraki hayatını Medine’de tamamlamıştır. Bununla birlikte kardeşinin halifeliği esnasında Emevîlerin başkenti olan Dimaşk’ı ziyaret ettiği de kaydedilmektedir.[32] Hatta bu sebeple onun Şam’da vefat ettiği iddia edilmiştir. Nitekim Dimaşk’ın Bâbu’s-Sağîr kabristanında pek çok sahabe mezarının yanında Ümmü Habîbe’nin (rah) bir türbesi bulunmaktadır. Ancak tarihi hadiseler onun Şam’da vefat ettiği görüşünü doğrulamamaktadır.[33] Zira kaynakların ekseriyetine göre Ümmü Habîbe (rah), kardeşi Muaviye’nin hilafeti (H.41-60/M.661-680) devrinde yetmiş yaşında iken hicretin 44. yılında (M. 664) Medine’de vefat etmiştir.[34] Nitekim Hz. Ali’nin torunlarından Ali b. Hüseyin, dedesinin evindeki odasını kazdığında oradan bir taş çıkmış, taşın üzerinde de “Bu Remle binti Sahr'ın kabridir” şeklinde bir yazı bulunmuştu.[35] Ayrıca Hz. Aişe’den (rah) gelen bir habere göre, Ümmü Habîbe (rah), ölüm döşe­ğinde iken Hz. Aişe’yi (rah) çağırtmış ve “Kumalar arasında olan tartışmalar mutlaka bizim aramızda da olmuştur. Bu konuda olanlardan dolayı Allah beni ve seni affetsin” diyerek helâllik talebinde bulunmuştur. Bu bilgi de onun Medine’de vefat ettiği görüşünü desteklemektedir.[36]
Ezvâc-ı Tahirât’ın Hz. Peygamber’in (sav) örnek aile hayatını Müslümanlara öğretmeleri bakımından rivayet ettikleri hadisler büyük önem taşımaktadır. Bir eş, aynı zamanda da hadis ravisi olarak Ümmü Habîbe’nin (rah) Allah Rasûlü’nden 65 hadis rivayet ettiği bilinmektedir. Buhârî ve Müslim’de ortak olarak ondan rivayet edilen iki hadis bulunmaktadır. Ayrıca sadece Müslim’in aldığı iki hadisi vardı. Ondan kardeşi Muaviye, Anbese, Abdullah b. Utbe b. Ebû Süfyan, Urve b. Zübeyr, Ebû Salih Semân, Safiyye bint Şeybe, Zeyneb bint. Ebû Seleme, Şütery b. Şekel ve Ebu’l-Melîh Âmir el-Hizelî girib raviler hadis rivayetinde bulunmuşlardır.[37] Biz burada Ümmü Habîbe kanalıyla gelen hadislerden birkaç örnek sunacağız.
“Kim ki öğle namazından önce ve sonra dörder rekât namaz kılarsa, Allah onun bedenini Cehennem’e haram kılar. Bunları işittiğim günden beri onları terk etme­dim”.[38]
“Kim ki bir günde (gece ve gündüz) farz namazlardan başka on iki rekat namaz kılarsa Allah ona Cennette bir ev verir”.[39]
“Eğer ümme­time zor olmasaydı her namaz vaktinde, abdest gibi onlara misvakı emrederdim" buyurdu”.[40]
“Allah'a ve âhiret gününe iman eden bir kadın, herhangi bir cenaze için üç günden fazla yas tutmasın. Ancak kocası için dört ay on gün yas tutabilir”.[41]
“Rasûlullah (sas) uykudan uyandı ve “Lailahe illallah” dedi. Sonra da vukuu yaklaşan bir şerden ve büyük bir fit­neden dolayı vay Arabın haline. Bugün Ye'cûc ve Me'cûc seddinde şunun gibi bir delik açıldı”. Kendisine “İçimizde bu kadar salih kimseler varken helak olur muyuz” dediğimizde Hz. Peygamber (sav): “Evet, pislik (fısk, fücur, zulüm, zina ve günah) çoğaldığı zaman (helâk olursunuz) buyurdu”.[42]
[1]    İbn Hişam, es-Sîretü’n-Nebeviyye, es-Sîretü’n-Nebeviyye, (thk. Mustafa es-Sakkâ-İbrahim el-Ebyârî-Abdülhâfız Şelebî), I-IV, Beyrut ts., IV, 6; 294-295; İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, I-VIII, Beyrut, ts. (Dâru Sâdır), VIII, 96; İbn Abdirberr, el-İstîâb fî Ma‘rifeti’l-Ashâb, I-VI, Kahire ts, (Dâru Nehdati Mısr), IV, 1843-1844, 1929;  İbn Hacer, el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe, I-IV, Mısır 1328, IV, 297.
[2]    İbn Hişam, es-Sîre, I, 346; İbn Sa’d, et-Tabakât, VIII, 96; İbn Abdirberr, el-İstîâb, IV, 297.
[3]    İbn Sa’d, et-Tabakât, VIII, 96; İbn Abdirberr, el-İstîâb, IV, 297.
[4]    Benî Ümeyye’nin Hz. Peygamber’in (sav) tebliğine karşı faaliyetleri hakkında bk. Sarıçam, İbrahim, Emevî-Hâşimî İlişkileri, Ankara 1997, s. 107-125; Apak, Adem, Hz. Osman Dönemi Devlet Siyaseti, İstanbul 2003, s. 27-39.
[5]    İbn İshak, Sîretü İbn İshâk, (thk. Muhammed Hamidullah), Konya, 1981, s. 133, 187-188; İbn Hişam, es-Sîre, I, 282-284, 285-287, II, 58-59.
[6]    İbn Hişâm, es-Sîre, I, 342; Belâzürî, Ensâbu’l-Eşrâf, I, (thk. Muhammed Hamidullah), Jerusalem 1963, I, 198.
[7]    İbn Sa‘d, et-Tabakât, I, 207. Müslümanların Habeşistan’a hicret sebepleri ve hicret edenler hakkındaki değerlendirmeler için bk. Demircan, Adnan, Nebevi Direniş Hicret, İstanbul 2000,s. 55-64.
[8]    İbn Hişâm, es-Sîre, I, 346; İbn Sa‘d, et-Tabakât, I, 207-208, VIII, 96; Belâzürî, Ensâb, I, 198-227; Zehebî, Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ, I-XXIII, (thk. Şuyab Arnavud), Beyrut 1985, II, 220.
[9]    İbn Sa‘d, et-Tabakât, VIII, 97; İbn Abdirberr, el-İstîâb, IV, 1929.
[10]   İbn İshâk, Sîre, s. 154-157; İbn Hişâm, es-Sîre, I, 344-365; İbn Sa‘d, et-Tabakât, I, 203-204.
[11]   İbn Sa‘d, et-Tabakât,  III, 89, VIII, 97; İbn Abdirberr, el-İstîâb, IV, 1844; Zehebî, Siyeru Alâmi’n-Nübelâ, II, 221.
[12]   İbn İshak, Siyer, s. 319; İbn Hişam, es-Sîre, I, 238, 277, IV, 6, 10; İbn Sa‘d, et-Tabakât,  I, 208, III, 89; İbn Abdirberr, el-İstîâb, IV, 1929.
[13]   İbn Hişam, es-Sîre, I, 238, 277, IV, 293; İbn Sa‘d, et-Tabakât, I, 208, 295; İbn Kuteybe, Kitabü’l-Meârif, Beyrut 1970, s. 60; İbn Abdirberr, el-İstîâb, IV, 1844-1845.
[14]   Hamidullah, Muhammed, İslâm Peygamberi, (çev. Salih Tuğ), I-II, İstanbul 1991, I, 250-251.
[15]   İbn Hişam, es-Sîre, IV, 295.
[16]   İbn Hişam, es-Sîre, IV, 295; İbn Sa‘d, et-Tabakât, VIII, 97-99; İbn Abdirberr, el-İstîâb, IV, 1930.
[17]   İbn Abdirberr, el-İstîâb, IV, 1844.
[18]   İbn Sa’d, et-Tabakât, I, 208, VIII, 96-97.
[19]   Vâkıdî, Kitabu’l-Meğâzî, (thk. Marsden Jones), I-III, Beyrut 1984, II, 683; İbn Hişâm, es-Sîre, IV,3; İbn Sa‘d, et-Tabakât, I, 208, II, 108; VIII, 100; Belâzürî, Ensâb, I, 198, 229.
[20]   İbn Sa‘d, et-Tabakât, VIII, 99; İbn Abdirberr, el-İstîâb, IV, 1845.
[21]   Mümtehine, 60/7. Bu konuda bk. İbn Sa‘d, et-Tabakât, VIII, 99.
[22]   Hamidullah, Muhammed, İslâm Peygamberi, II, 685.
[23]   Buhârî, Kitâbu'l-Meğâzî, 69; Müslim, Kitâbu'l-Cihad,19; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 452.
[24]   Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve,(tahric. Abdu'l-Muta Kal'acî), Beyrut 1985, IV, 81; Zerkânî, Şerhu Mevâhibü'l-Ledünniye, I-VIII, Beyrut 1973, II, 146.
[25]   İbn Sa‘d, et-Tabakât, V, 550; İbn Abdilberr, el-İstîâb, I, 214-215; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe fî  M‘arifeti’s-Sahâbe, (thk. Muhammed İbrahim-Muhammed Ahmed Aşur), I-VII, ? 1970 (Kitabü’ş-Şi‘b), I, 294-295.
[26]   Hamidullah, Muhammed, İslâm Peygamberi, I, 252.
[27]   Vâkıdî, Meğâzî, II, 785, 788, 792-795;  İbn Hişâm, es-Sîre, IV, 38-39; İbn Sa‘d, et-Tabakât, II, 134, VIII, 99-100; Zehebî, Siyeru Alâmi’n-Nübelâ, II, 223.
[28]   Vâkıdî, Meğâzî, II, 814-822; İbn Hişâm, es-Sîre, IV, 39-47; İbn Sa‘d, et-Tabakât, II, 135; Belâzürî, Ensâb, I, 355.
[29]   Vâkıdî, Meğâzî, II, 825-826; İbn Hişâm, es-Sîre, IV, 48-50; İbn Sa‘d, et-Tabakât, II, 136.
[30]   Belâzürî, Ensâb V, (thk. Goitein, SDF), Jerusalem 1936, V, 68; Taberî, Tarihu’l-Ümem ve’l-Mülûk, (thk. Muhammed Ebu’l-Fadl İbrahim), I-XI, Beyrut ts. (Dâru’s-Süveydân), Tarih, IV, 386; İbnü’l-Cevzî, el-Muntazam fî Tarihi’l-Ümem ve’l-Mülûk, (thk. Muhammed Abdülkadir Atâ-Mustafa Abdülkadir Atâ), I-XVIII, Beyrut 1992, V, 54; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Tarih, I-IX, Beyrut 1986, III, 87.
[31]   İbn Kuteybe, el-İmâme ve’s-Siyâse, (thk.Tâhâ Muhammed Zeynî), I-II, Kâhire 1967, I, 74; Taberî, Tarih, IV, 562; İbnü’l-Cevzî, el-Muntazam, V, 77; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, III, 98, 141-142; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, I-XIV, Beyrut-Riyad ts. (Mektebetü’l-Meârif--Mektebetü’n-Nasr), VII, 254.
[32]   Zehebî, Siyeru Alâmi’n-Nübelâ, II, 220.
[33]   Zehebî, Siyeru Alâmi’n-Nübelâ, II, 220.
[34]   İbn Sa‘d, et-Tabakât, VIII, 100; İbn Abdirberr, el-İstîâb, IV, 1845-1846, 1929; Zehebî, Siyeru Alâmi’n-Nübelâ, II, 222.
[35]   İbn Abdirberr, el-İstîâb, IV, 1846.
[36]   İbn Sa‘d, et-Tabakât, VIII, 100; Zehebî, Siyeru Alâmi’n-Nübelâ, II, 223.
[37]   Zehebî, Siyeru Alâmi’n-Nübelâ, II, 219.
[38]   Nesaî, Kıyamü’l-Leyl, 67; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 325.
[39]   Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn ve Kasruhâ 15; Neseî, Kıyamü’l-Leyl 66; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 326.
[40]   Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 325.
[41]   Buhârî, Talak 46, 50. Ümmü Habîbe’nin hayatı ve faaliyetleri hakkında ayrıca bk. Ayşe Abdurrahman, Terâcimu Seyyidâti Beyti’n-Nübüvve, Kahire ts. ; aynı müellif, Rasûlüllah’ın Annesi ve Hanımları, (çev.İsmail Kaya), Konya 1987; Uraler, Aynur, Ümmü Habîbe’nin Rivayetleri, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi) İstanbul 1990; Muhammed, Abdurrahman Abdülganî, Zevcâtü’n-Nebî Muhammed, Beyrut-Kahire 1991, s. 52-53; Vicdânî, Ebû Rıdvan Muhammed Sadık, Hz. Muhammed Niçin Çok Evlendi, (çev. Ahmet Karadut), Ankara 1998, 58-62; Salihî, Muhammed b. Yusuf, Ezvâcü’n-Nebî, (thk. Muhammed Nizamüddin Fetih), Beyrut-Dimaşk 1999, s. 161-173; Yeniçeri, Celal, Hz. Muhammed ve Yaşadığı Hayat, İstanbul 2000, s. 93-97; Şeriati, Ali, Muhammed’i Tanıyalım, (çev. Ali Seyidoğlu), Ankara 2000, s. 99-100; Kazıcı, Ziya, Hazret-i Muhammed’in Aile Hayatı ve Eşleri, İstanbul 2003; Kandemir, Yaşar, “Hanımlarının Dilinden Hz. Peygamber”, Hz. Peygamber ve Aile Hayatı, İstanbul 2006, s. 93-116.
[42]   Buhârî, Fiten 4.

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN