23 Şubat 2019 Cumartesi

Endülüs’e Ağıt

Öğr. Gör. Cuma KARAN
            Ahh Endülüs! Vaah Endülüs!
            Hüznüm, gamım ve kederim o kadar beni kuşatmış ki sana yakışacak bir ağıtım, ayrılışına dayanacak bir takatim yok,  hüznümü ifade edecek kelimeler boğazımda düğümleniyor, sadrımdaki satırları yazmaya elim titriyor. Ne olur ağıtımı da böyle kusurlu halimle kabul et ey Endülüs!

22 Şubat 2019 Cuma

Başsağlığı

Mesleki hayatı boyunca İslam Tarihine çalışmalarıyla ve yetiştirdiği akademisyenlerle hizmet etmiş olan değerli meslektaşımız Prof. Dr. Ahmet Önkal'ın acı kaybı camiamızı derin bir üzüntüye gark etmiştir. Ailesi, İslam Tarihçileri ailesi ve diğer meslektaşlarımızın başı sağ olsun.
Prof. Dr. Mehmet ŞEKER
İslam Tarihçileri Derneği Başkanı

1 Şubat 2019 Cuma

Ateistlere Deistlere ve Bilime Din Gibi İnananlara Sorular

ATEİSTLERE DEİSTLERE VE
BİLİME DİN GİBİ İNANANLARA
SORULAR

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
Ateistler, deistler ve bilimi din gibi gören çevreler sürekli sordukları sorularla dindar kesimi zorlamayı ve özellikle gençlerin kafasını karıştırmayı hedeflemektedirler. Soruların kimisi “din bir tane ise neden birden çok mezhep var?” gibi basit ama bilgisiz kimselerin aklını çelmeye yönelik, kimisi “Allah evreni yarattı peki Allah’ı kim yarattı?” gibi absürt, kimisi Tanrı’ya inanmadıkları halde Allah’ı sorgulayan, ona konum biçmeye çalışan veya dinin inanç ve ibadetlerini kafalarına göre dizayn etmeye çalışan bir ukalalıkta, kimisi aslında insanlığın tümünü ilgilendiren, dolayısıyla kendilerinin de cevap vermesi gereken sorular, kimisi ise doğal ve geleneksel olan her şeyi sorun olarak gören normal dışı bir psikolojinin yansıması… Dayandıkları iki temel argüman var: birincisi kötülük problemi, ikincisi ise evrenin zaten işlediği dolayısıyla bir Tanrı’ya ihtiyaç duymayacağı. Madem onlar hep bize soru soruyor ve cevap istiyorlar. Biraz da biz soralım…

28 Ocak 2019 Pazartesi

Osmanlı Mimarisinde Ermeni Etkisi Meselesi - I

Doç. Dr. Cahit Külekçi
Tebea-i Devlet-i ‘Aliyye’den olan Ermenilerin, İstanbul’un fethinden hemen sonra devletin merkezinde iskân ettirildikleri bilinmektedir. Bu durumdan farklı olarak bazı dönemlerde Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yaşamlarını sürdüren özellikle zanaât sahibi Ermeni ailelerinin de mezkûr iskân politikaları nedeniyle İstanbul’a göç ettirildiği târîhen sâbittir.
Göç ettirilme tabiri, kendi içerisinde bir tür zorunluluğu barındırsa da Osmanlı’nın söz konusu iskân politikası çerçevesinde bu durumu anlamlandırmak gerekir. Buradaki zorunluluk şehrin imarıyla ilgilidir ve devletin hizmetinde çalışması öngörülen Ermenilerin bireysel olarak tercihte bulunma hakları her zaman saklı kalmıştır.

15 Ocak 2019 Salı

İbn Haldûn'a Göre İktisat

İsmail Tanrıverdi (1)
Özet 
         Batının aydınlanma çağından yaklaşık üç asır önce yaşamış bir sosyal bilimci olan İbn Haldun ortaya koyduğu fikirlerle çağının çok ötesine dahi ışık tutmuştur. Tespitleri günümüzde bile hala birçok sosyal bilimci için yön verici konumdadır. Bu çalışmada İbn Haldun’un iktisat ve ekonomi hayatı hakkında ortaya koyduğu bazı tespitleri üzerinde durulacaktır. Devletlerin ve bireylerin temel yaşam öğelerinden olan ekonominin önemi, özelliği, unsurları İbn Haldun’un görüşleri çerçevesinde ele alınacaktır. Bu minvalde vergi sistemi, emek, kazanç yolları, piyasanın belirlenmesi, şehir hayatının ekonomiye etkisi, ticaret ve mesleki sanatlar gibi konular üzerinde durulacaktır.  
Anahtar Sözcükler: İbn Haldun, İktisat, Ekonomi, Mukaddime.

14 Ocak 2019 Pazartesi

Zulüm Gözü Kör Edince

ZULÜM GÖZÜ KÖR EDİNCE
–ATEŞ BACAYI SARDI
UYUYAN DEV UYANDI
KÖR MEDENİYETİN KAPISINA DAYANDI–
Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Hafif güneşin kendisini gösterdiği bir öğlen vakti, bir masanın etrafına oturmuşuz, önümüze gelen çaylarımızı yudumluyoruz. O sırada televizyonda bir haber, hepimizin dikkatini çekti: Kuzey Amerika’dan kopup gelen büyük göçmen konvoyu Meksika’nın Amerika sınırına ulaşmış ve sınırı geçmek için hücum ediyorlar var güçleriyle. Çullanıyorlar demir bariyerlere… Aşmak için engelleri, her yolu deniyorlar… Amerikan güçleri de ellerindeki bütün modern silah, araç ve gereçleri kullanarak gözünü karartmış koca kitleyi durdurmaya çalışıyorlar. O sırada sınırı henüz geçmiş bir baba ve henüz yedi yaşındaki kız çocuğunu Amerikan güçleri tutuklamışlar. Çocuk günlerdir yaşadığı açlık ve bitkinliğin etkisiyle hayata gözlerini yummuş. Amerika tarafından yapılan açıklama, çocuğun böbrek yetmezliğinden öldüğü. Gayr-i resmi açıklama ise çocuğun aşırı sıvı kaybının yol açtığı ani kalp durmasısonucu öldüğü. Çocuk mu öldü, insanlık mı? Varın siz düşünün! Düşünmeye ne gerek, her şey o kadar açık ki! Ama modern dünyanın umurunda mı? Bir çocuk ölmüş böbrek yetmezliğinden ya da kalp durmasından… Kime ne?! Nasıl olsa yollar yürünmekle aşınmaz… Tramp tramp tramp… 

13 Ocak 2019 Pazar

Habakkuk Kitabındaki Hz. Muhammed (sa) Müjdesi


İşte Peygamber Habakkuk'tan Efendimizin (sa) gelişinin müjdesi:

Tanrı Teman'dan,
Kutsal Ruh (Hz. Muhammed) Paran Dağı'ndan geldi. (Salat)
Görkemi kapladı gökleri,
O'na sunulan övgüler (hamdı) dünyayı doldurdu.

Güneş gibi parıldıyor,
Elleri ışık saçıyor.
Gücünün gizi ellerinde.
Yayılıyor salgın hastalıklar önüsıra,
Ardısıra da ölümcül hastalıklar.
Duruşuyla dünyayı sarstı,
Titretti ulusları bakışıyla,
Yaşlı dağlar darmadağın oldu,
Dünya kurulalı beri var olan tepeler O'na baş eğdi.
Tanrı'nın yolları değişmezdir.
Kuşan çadırlarını çaresizlik içinde gördüm,
Midyan konutları korkudan titriyordu.
(Kitabı Mukaddes / Habakkuk Kitabı)

Not: Tevrat'ta İsmail (as) peygamberin yerleştiği yer Paran olarak geçer. 

Sakar ne demektir?

Sakar'ın cehennemin adlarından biri olduğunu biliyorsunuz değil mi?

Türkçe'deki sakar ise eli ve ayağı ile sık sık kazalar yapan kimse anlamına gelir. Peki bu sakar'ın cehennem ismi olan sakar ile bir alakası var mıdır? Mümkündür. Me'va (düzgünce gidilen) cennetine karşı, sakar (düşüp kalkan, yuvarlanan, bir türlü yolunu bulamayan) cehennemi...

Dede Korkut kitabında SAKAR alnında uğursuzluk nişanı bulunan kişi, uğursuzluk ile damgalanmış kişi anlamına gelir. Cehennem sakarından uzak bir mana değil.

Sakar ile ilgili başka açıklamalar da mevcut. Arapça'daki ve Kuranda geçen şekli (سقر). Ancak (صقر) şeklinde de söyleniyor. Sad ile olanı Şahin/Atmaca kuşu anlamına gelir. Sin ile olanı ise yakıp kavuran, eriten ateş anlamınada kullanılıyor.

Sakara cehemmen manasını Kuran kazandırmış olabilir. Çünkü ayette. (سأصليه سقر وما أدراك ما سقر لا تبقي ولا تذر لواحة للبشر) denilmiştir. Yani "Ben onu Sakar'a ulaştıracağım. Onun ne olduğunu biliyor musun? Onu ne bırakır ne de vazgeçer. (Yakıp yıkar anlamında). O insan derisini kavurup eritir." Ayette de görüldüğü gibi sakar önceden Peygamber ve kuşağının bildiği bir kelime değildi yani.

Sakar Arapça'da hileci, düzenbaz, anlamında da kullanılmıştır. Bu yüzden eski Türkçe'deki uğursuz manasından uzak değil.

Sakar ile ilgili bir başka açıklama da şudur: Onun kafası atmayacaya benzeyen bir cehennem zebanisi olduğu söylenmiştir. Kadim Mısır inançlarında da kafası kartala benzetilen bir cehennemin tanrısı betimlenmiştir.

1 Ocak 2019 Salı

Paranoyak Erkek

Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Bağırarak uyandı. Yatağın içinde oturdu. Her tarafını ateş basmıştı. Kışın soğuk havasında buram buram terliyordu. Onunla birlikte eşi de uyanmıştı. Bir büyük suç işlemiş gibi başını öne eğmiş, derin bir pişmanlık içinde sürekli iç geçiriyordu. Kafasını hafifçe kaldırdı birden yanında bir kadın gördü. Hemen geriye doğru sıçradı, yataktan çıktı, ayağa kalktı. Yalvarır gibi bir sesle karısıyla konuşmaya başladı.

26 Aralık 2018 Çarşamba

Hariciliğe Farklı Bir Bakış-IV


Prof. Dr. Mehmet Azimli

Haklarında Üretilen Rivayetler
Hariciler Şia’dan çok sert tavır gördükleri gibi benzer bir tavrı Sünni algıdan da görmüşlerdir. Onları kötülemek üzere yığınlarca rivayet uydurulmuş, Hz. Peygamber’in dilinden hadisler üretilmiştir. Hz. Peygamber’den yaklaşık 30 sene sonra ortaya çıkan bu fırka için Sünni dünyanın hadis literatüründeki en önemli kitaplarında bab başlıkları oluşturulmuş ve üretilen rivayetler buralara yerleştirilmiştir. Bunlar da “Delail-i Nübüvvet” çerçevesinde sunulmuştur. İşte bunlardan birini Buhari şöyle aktarır:

19 Aralık 2018 Çarşamba

Kur’an’ın Dilsel Mahiyeti


Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
Yüce Allah her peygambere gönderdiği kavmin dilinde vahyi indirmiştir. Şu ayet meali bu gerçeği ifade etmektedir:  İstisnasız her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açık açık anlatsın; bundan sonra Allah dilediğini sapkınlık içerisinde bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. O, güçlüdür, hikmet sahibidir.” (İbrahim 14/4) İbn Kesîr ayetin açıklamasında bunun Yüce Allah’ın halkına yönelik bir sünneti yani değişmez muamelesi olduğunu dile getirir. (bk. İbn Kesir, Tefsir, ilgili ayet yorumu)  Yüce Allah bu sünneti doğrultusunda vahyini kimi zaman İbranice, kimi zaman Süryanice kim zaman da Arapça indirmiştir. Cebrail vasıtasıyla bütün bu dillerde inen ilahî kelamlar, Allah’ın zatıyla kaim kelamına delalet etmektedir. Vahyi indiren, alemdeki hiçbir türe benzemeyen kadîm olan Allah’tır. Allah hitabını peygambere bir cümle şeklinde bildirdiğinde ona uygun sesler yani Arapça’nın ya da bir başka dilin kalıplarına uygun lafızlar yaratır, ardı sıra onları muhataba işittirir” (Bâkıllânî, et-Takrîb ve’l-İrşâd es-Sağîr (nşr. Abdullah b. Ali Ebû Zenîd), Beyrut 1413/1993, I, 322; Ebü’l-Muin en-Nesefî, Tebsıratü’l-edille, DİB Yayınları, Ankara 2004, I, 372)

Hariciliğe Farklı Bir Bakış-III


Prof. Dr. Mehmet Azimli

Harura
Hz. Ali, tahkimi kabul edince ordudan daha sonra Harici olarak nitelendirilen ve sayıları bazı rivayetlerde 12.000 olarak verilen grup ayrılarak Harura’ya gitti.[1] Hz. Ali onlarla konuşmak için önce İbn Abbas’ı gönderdi. Onlar ilk olarak “Hz. Ali’nin, Yusuf 40. ayette geçtiği üzere[2] Kur’an yerine insanların hükmüne razı olduğunu” belirttiler. İkinci olarak “eğer karşı taraf mümin ise mümine karşı savaşmak haram iken niye bizi savaştırdı, değilse niye yok edinceye kadar savaştırmadı, ganimet ve esir almaya izin vermedi?” Üçüncü olarak, “kendisini müminlerin emiri konumundan niye düşürdü?” Şeklinde sorular sordular. Tabi ki bunlara verilen cevaplar onları tatmin etmiyordu.[3]

18 Aralık 2018 Salı

Sadece Gelecekten Endişe İçinde Bulunanlara

 Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca
Günümüz İslam dünyasının hemen hemen her yerinde safdil bazı eskici ve yeniciler, dindar hayranlarının hayran bakışları ve teveccühlerine calip retoriklerinin bir gün yanlışlanabileceğinden veya mahallelerinde hatta semt, ilçe, il ve ülkelerinde popülerleştikçe belki bir gün kendilerine kötü gözle yaklaşabileceğinden ve dolayısıyla bugüne kadar bu halleri ile kazandıkları tüm kazanımlarının berhava olabileceğinden korkuyorlar.  Çok bilgili ve önemli oldukları zehabına kapılmış ve kendilerini adeta birer kurtarıcı gibi gören bu iki gurup mensupları, komik bir şekilde aynı anda -dereceleri farklı olsa da- popülerleştikçe, hayranlarının, tabilerinin ve övücülerinin artmasıyla kazanımlarının artırılması ümidini de taşımaktadırlar. İkisi de son kertede mümin olarak devam etmelerinin ve görünmelerinin en iyisi olduğunu çok iyi biliyor ve bunun farkındalar. Bu senaryoyu yazan ve bu sözde kurtarıcıları konuşturan her şeyi bilmekte, görmekte ve bıyık altında her ikisinin bu basit haline gülmektedir. Çünkü her şey bir plan dâhilinde ve hiçbir aksama olmadan işlemektedir. Onlar ise gerçekte oyuna düşürülmüş veya bu oyunu bilinçli veya bilinçsiz kabul etmiş bir piyondan başka bir şey değiller. Belki düşündükleri güzel veya çirkin şeylerle karşılaşabilirler veya aksi de mümkündür. Ama bunun hiçbir önemi yoktur. Çünkü onlar senaristin daha büyük amaçları için yem ve kurban hükmündedirler ve senarist için ikisi de birbirlerinin aynısıdırlar. 

13 Aralık 2018 Perşembe

Ebu’l-Beşer el-Ebyazî Yazdı: Hz. Peygamber’in (sav) Vedâ Hutbeleri

Ebu’l-Beşer el-Ebyazî
Hz. Peygamber’in (sav) Hicretin onuncu yılında (Miladi 632) gerçekleştirdiği haccına Vedâ Haccı, bu esnada toplanan Müslümanlara hitabına da Vedâ Hutbesi adı verilir. Vedâ hutbesi (Hutbetü’l-Vedâ) tabiri İslâm tarihi kaynakları arasında ilk defa Câhiz’in el-Beyân ve Tebyîn’inde zikredilmiş (nşr. Abdüsselam M. Hârûn, I-IV, Kahire 1968, II, 30-31), kendisinden sonra gelen Müslüman müellifler de bu tabiri kullanmıştır. Öyle ki, gerek İslâm dünyasında, gerekse ülkemizde bu tabirin isminde yer aldığı müstakil eserler kaleme alınmıştır.  Hâşim Sâlih Mennâ’nın Hutbetü’r-Rasûl fî Hacceti’l-Vedâ, (Dübey 1996); Cihan Aktaş’ın Vedâ Hutbesi: İnsanın Temel Hakları,(İstanbul 1992); Vehbi Ünal’ın, Peygamber Efendimizin Vedâ Hutbesi,(İstanbul 1998) ve Yavuz Ünal’ın Hz. Muhammed’in Vasiyeti (Vedâ Hutbesi),(Çorum 2006) kitapları buna örnek olarak verilebilir.

Ahanda Cini Gördüm!

Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Gecelerin uzun, gündüzlerin kısa olduğu zamanlardı. İlkokula yeni başlamıştım. Ders dinlemekten, koşup oynamaktan bir hayli yorulmuştum. Eve geldiğimde kimse dokunmasa ya da seslenmese hemen bulduğum ilk yere düşüp uyuyacak gibiydim. Zaten eve geldiğimde işler beni bekliyordu. Eee… ne de olsa ben bir yumuş oğlanıydım. Evin abdest ibriklerini doldurmak, anacığımın ocağı tutuşturmak için istediği tezekleri getirmek benim işimdi. Anlayacağınız köy yerinde yaşına göre herkese bir iş vardı. İşlerimi bitirdiğimde artık uykum da iyice kaçmıştı. Zaten akşam olmuş, sofra hazırlanmıştı. Üşüştük ailecek sofranın başına, Allah ne verdiyse yedik, doyduk. Ne güzel günlerdi o günler… Büyükler arada bir uyarırdı: Yavrum önünden ye, kaşığına az yemek al, sakın sofraya doğru aksırma, döke saça yeme… Sofralar aynı zamanda edep ve adabın öğrenildiği yerdi.

12 Aralık 2018 Çarşamba

Hariciliğe Farklı Bir Bakış-II


Prof. Dr. Mehmet Azimli
Tahkim’de Haklımıydılar?
Hariciler için söylenen yaygın anlatım “hem Tahkim’i istedikleri hem de tahkim gerçekleşince Hz. Ali’ye karşı çıktıkları” şeklindedir.[1] Yani Kur’an sahifelerinin kaldırılması üzerine Haricilerin Hz. Ali’yi Tahkim’e zorladıkları,[2] yaklaşık 20 bin Haricinin Hz. Ali’yi tehdit ederek savaşı bıraktırttığı aktarılır.[3] Bu görüşü teyit bağlamında Hz. Ali’nin “ben size savaşa devam dedim siz bıraktırdınız” dediği nakledilir.[4]

8 Aralık 2018 Cumartesi

حال المسلمين في يومهم هذا

حال المسلمين في يومهم هذا

تفرقوا علي طريق الشيطان واقتتلوا 
  قائدهم الكفر واتخذواالاءسلام عدوا 

ماالفرق اءذا بين المسلم وأعدائه
ان كانوا علي نفس الدستور في العيش و القدر

لاوالله لا يفلحون ما داموا يعيشون في ظل كفرهم
والكفار آمرفي امرهم الدهر و الايمان

تركوا القرآن والسنة في وسوسة الشيطان
حتي غلبتهم انفسهم في ارتداد و السفه

يتذبذبون في الضلال لا حلال لهم ولا حرام

احسان ثريا صيرما













5 Aralık 2018 Çarşamba

Hariciliğe Farklı Bir Bakış-I


Prof. Dr. Mehmet Azimli
Giriş
Hariciler, Hz. Ali döneminde ortaya çıkmış olup fikirlerini tam olarak ortaya koyamamış, kendini anlatamamış, sürekli olarak taşkınlıklarıyla gündeme gelen, bu sebeple marjinal olarak yaşamak zorunda kalan bir gruptur. Dindardırlar, Kur’an’ı her konuda öncelerler. Bunlarda samimi bedevi imanı vardır. Cömert ve sertlikleri ile meşhurdurlar.[1]

28 Kasım 2018 Çarşamba

Hâricî İbadilerin Örnek Aldığı Bir İmam: Rüstemîlerin Kurucusu Abdurrahman b. Rüstem


Prof. Dr. Mehmet Salih ARI
İslâm Tarihinde ortaya çıkan siyasi ve itikadî ekoller, belli şahsiyetleri ön plana çıkarmaktadırlar. Ehl-i Sünnet mensupları Hulefa-yı Raşidin olarak adlandırılan dört halifeyi ön plana çıkarırken özellikle onlar arasında adaletiyle, ilk kurumları tesis etmesiyle ve diğer uygulamalarıyla Hz. Ömer’i birçok açıdan örnek gösterirler. Bunun yanında Hariciler, Mutezile ve Zeydiler Hz. Ömer’in hilafetini meşru kabul ederek onun uygulamalarını örnek olarak gösterirler. Hatta birçok konuda onun dönemindeki uygulamaları icma konusu yapmaktadırlar. Yine sözü edilen mezhep mensupları Ömer b. Abdülaziz’e de ayrı bir önem atfetmekte ve onun uygulamalarını örnek göstermektedirler. Onun döneminde Şiî ve Harici isyanların durma noktasına geldiği bilinmektedir. Bu iki önemli tarihi şahsiyetin örnekliği gibi Harici İbadiler arasında da önemli bir konuma sahip olan menkıbeleri dilden dile dolaşan bir lider (imam) bulunmaktadır. Bu kişi Rüstemîler devletinin kurucusu İran’dan Afrika’ya göç eden bir ailenin çocuğu olan Fars asıllı Abdurrahman b. Rüstem’dir. Onun soy şeceresi genellikle şu şekilde gösterilmektedir: Abdurrahman b. Rüstem b. Behram b. Sabûr b. Bâzân b. Sabûr Zi’l-Ektâf (Fars Kralı).[1] Abdurrahman b. Rüstem’in Emevîlerin son döneminde Kayrevân’a geldiği anlaşılmaktadır. Buradaki ilim ortamında iyi bir seviyeye gelen İbn Rüstem, İbâdîler’in Basra’ya gönderdiği ilk beş bilgin arasına girebilmiştir.[2]

Ğadir-i Hum’un Aslı Nedir?


Prof. Dr. Mehmet Azimli
Şia’nın Hz. Ali’nin, hilafete Hz. Peygamber tarafından atandığına dair önemle ileri sürdüğü delillerin başında Ğadir-i Hum olayı gelir.[1] Bu anlatıma göre özetle; Hz. Peygamber Veda haccı dönüşü Ğadir-i Hum[2] mevkinde Hz. Ali’nin elinden tutmuş ve onun kendinden sonra halife olmasını vasiyet ettiği anlamına gelen sözler söylemiştir.[3] Dahası olayla ilgili olarak Hz. Peygamber’e -esasen Yahudiler hakkında nazil olan- Maide-67’deki “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O’nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun.” ayetinin nazil olduğu iddia edilmiş ve mesele Hz. Peygamber’in peygamberlik görev şartlarının Hz. Ali’nin imametini ilan etmesine bağlı olduğu noktasına kadar götürülmüştür.[4]

24 Kasım 2018 Cumartesi

Kıbrıs’ta Sultan Halamızı Ziyaret

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
Bismihî Teâlâ…
Rahmeti Engin Rabbimize Hamd, Gönderdiği Rahmet Elçisine Selam…
*
Efendim, O’nun halası bizim de halamız olur nitekim. O’nun halasını ziyaret etmek de, sanki kendi halamızı hatta bütün halaları ziyaret gibi olur herhalde. Halaların şahı ve feriştahı desek çok abartmış olmayız inşallah…

21 Kasım 2018 Çarşamba

Kitap Tanıtımı: Halifelik Tarihine Giriş


Halifelik Tarihine Giriş
(Başlangıçtan IX. Asra Kadar)
Yazar: Mehmet AZİMLİ
Öykü Kitabevi / 2005 (1. Baskı), 196 sayfa
      Edip AKYOL
 İst. Ünv. İslam Tarihi ve Sanatları/Doktora öğrencisi

Müslümanların siyasi tarihi gözden geçirildiğinde, tarihi süreçte en çok tartışma konusu olan problemlerin ve birçok siyasî-itikâdî mezhebin ilk varoluş sebebinin “Halifelik Sorunu” olduğu görülecektir. Halifelik konusunda birçok dini-siyasi tartışma yapılmış, kanlar dökülmüş ve mezhepsel ayrılıklar meydana gelmiştir. Hilafet meselesinden dolayı ana bünyeden en büyük ayrılışı gerçekleştiren ise Şia olmuş ve hilafetin kimde olup olmayacağı tartışması yüzünden faklı bir yapılanma içine girmiştir.
Yazar kitabın önsözünde; eğer hilafet kurumu, tarihi süreçte problemsiz bir şekilde yerini alabilseydi, İslam fetihleri daha geniş alanlara yayılabilir, İslam Medeniyeti ve Kurumları daha net bir şekilde kendini ortaya koyabilirdi diyerek, hiçbir devletin engelleyemediği yeni dinin fetihlerini, hilafet kavgalarının engellediğini belirtmiştir.
Bununla birlikte, Hz. Peygamber’den sonra ashabın karşı karşıya kaldığı ilk önemli problemin ve daha sonraki asırlarda da Müslümanlar arasında en büyük ihtilafın hilafet sorunundan kaynaklandığını vurgulamıştır.

9 Kasım 2018 Cuma

Kendini Bilmez Geçmişinden Bi Haber Bir Hadsize Cevabımdır


Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Efendim, geçenlerde bir dostum. “Cağfer hoca sen kerameti mi inkar ediyorsun?” diye sordu. Dedim, düğün değil bayram değil, eniştem beni niye öptü. “Hayırdır, nereden çıktı bu, benim sana geçen gönderdiğim yazıyı okumamışın anlaşılan”, dedim. Çünkü o dosta gönderdiğim yazıda keramet meselesinden bahsediyordum.
Dostum, bana birisi senin Anahatlarıyla Ehl-i Sünnet Akaidi  kitabınla ilgili fotoğraflar gönderdi, dedi. (O birisinin ismini de verdi ama şimdi söylemeyim, fitne fücuru dökülmesin ortaya) Bu kitapta tehlikeli fikirler varmış, kerameti inkar ediyormuşsun, okunması sakıncalı kitapmış.
Dedim ona, gönder o fotoğrafları bana. Gönderdi. Anaaa… bu da ne? Allah’ım dünyada böyle tipler de varmış. Adam, idam fermanımı yazmış, sonra gerekçe aramaya koyulmuş. Aman ne gerekçeler!?

5 Kasım 2018 Pazartesi

Kitap Tanıtımı: Fitne (Kardeşlerin Savaşı)


Fitne (Kardeşlerin Savaşı), Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN[1], Beyan Yayınevi, İstanbul 2015,2. Baskı, ISBN: 978-975-473-619-9, 159 sayfa
                                                     HAZIRLAYAN: İsmail TANRIVERDİ[2]
         Bu eser, Hz. Peygamber’in vefatından yaklaşık çeyrek asır sonra meydana gelen fitne hareketlerinin objektif bir şekilde değerlendirilmesinin imkânını konu edinmektedir.  Eser, bu fitne olaylarının arka planını iyice tahlil edip günümüze yansımalarını tarafsız bir gözle yeniden ele almayı ve söz konusu dönemle ilgili akla takılan yığınla soruların gerçek cevaplarını bulmaya çalışmaktadır. İbn Haldun’un dediği gibi aslında tarihi dönemler suyun renginin birbirine benzediğinden daha çok birbirine benzer. Bu gözle tarih –özellikle de İslam Tarihi- okunduğunda o günle bugünün problemlerinin birbirine şaşırtıcı benzerliğiyle karşılaşırız. Bu yönüyle elimizdeki eser tarihi anlamanın yanında günümüze ışık tutacak tecrübelerin kazanımını sağlamaktadır.        

Kerbela isminin etimolojisi

Kerbela kelimesinin etimolojisi için üç farklı kaynak tezi öne sürülmüş: Aramca, Farsça ve Arapça...

1-) Aramca iki kelimeden oluşur: kerb + ila. Aramca'da kerb, ibadet edilen, namaz kılınan yer, harem anlamındadır. İla ise Allah demektir. Yani buna göre Kerbela, Haremullah anlamına gelir. Mescidi Aksa ve Mescidi Haram ve Mescidi Nebevi'nin de benzer şekilde adlandırıldığını hatırlayınız. İddiaya göre Hz. İbrahim ilk defa burada namaz kılmış, buradan Şam diyarına oradan Mısır'a ve nihayetinde Arabistan'a gitmiştir.

Yine Ker-bela şeklinde başka bir Aramca terkip mevcuttur. Ker-kuk, Ker-cevz, Ker-şef, Ker-buran gibi... Bunlar hep Aramik isimlerdir. Buradaki Ker, Arapça'daki Kefr kelimesinden bozma bir kelimedir. Genellikle köy ve bazen de diyar anlamındadır. Bence doğru olan budur.

2-) Farsça'dan geldiği söylenmiştir. Ker + Bela. Bela musibet yeri anlamında. Farsça'ya bu kelime ve anlamın Aramca'dan geçtiği düşünülmektedir.

3-) Arapça bir kelime olduğu söylenmiştir. Arapça Kerbeletun (كربلة) kelimesi gevşeklik anlamına gelir. Hani elin ayağın dolaşır gitmek istemezsin ya, öyle bir şey. Ve yine Kambur anlamına geliyor.

***

Bana sorarsanız bu kelime'nin aslı Aramicedir ve Ker-Bela (Bela köyü, Bela diyarı) şeklindedir. Çünkü bu bölge eski Babil, Aşur, Aram bölgesidir ve bu cıvardaki tüm bölge adları neredeyse tümü Aramca kökenlidir. Ker-kuk gibi...

Ayrıca Kerbela (كربلاء) (yani Aramca kalıbındaki gibi) söyleniyor, Dört harf kökenli Arapçadaki Kerbeletun denmiyor.

***

Hz. Hüseyin'den önce de bu isimle anılıyordu. Eğer Hz. Hüseyin'in katlinden sonra bu ismi almış olsaydı, muhakkak Arapça bir kelime olacaktı.

Kerbela kasvetli ve zor bir bölge olmuştur. Muhtemelen Hz. Hüseyin'den önce de burada ağır kıyımlar yaşanmış. Mekanın ruhu sık sık tekrar eder. Gizli Felsefe kitabının yazarı Agrippa der ki; "eğer ağır katliam yaşanmış bir yerden geçerseniz o bölgenin kasvetini hissedersiniz." Bu yüzden olsa gerektir ki, Hz. Peygamber efendimiz geçmiş ümmetlerin helak olduğu bölgelerden geçerken ashabından sessiz ve hızlı yürümelerini istemiş.

30 Ekim 2018 Salı

Çağdaş Kadının Annelikle İmtihanı


Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
Anne, adına “Ana gibi yar olmaz” sözüyle tarihe not düşülen… “Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar” sözüyle samimiyetin ve bağlılığın sembolü kılınan… “Cennet anaların ayakları altındadır” kutlu sözüyle kıymetin ve itibarın mihengi haline getirilen… “Onlara öf bile demeyin…” hitabıyla ilahî himayeye mazhar olan… İşte böyle kutlu bir varlık anne…

24 Ekim 2018 Çarşamba

Sıkıntılı Yıllardan Bir Yazı: Şırnak'ta Rock


Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma

“Rock müziği Şırnaklıları coşturdu” - Gazeteler
     Yaşlı olmadığı gibi, sırtındaki yük de pek ağır değildi. Fakat o, yine de adımlarını çok ağır atabiliyor, güçlükle çıkıyordu yukarı mahallenin yokuşunu...
   Onun tarihlerden, günlerden, aylardan pek haberi olmadığı için, tarihi Şırnak’ınkinden de eski olan Dérşev köyünden ne zaman geldiklerini bilmiyordu. Kocasının birileri tarafından öldürüldüğünü duymuş; bir daha haber alamamıştı çocuklarının babasından... Dağda mı, pusuda mı, değirmen yolunda mı, yoksa hiç birinde mi, kaybolup gitmişti Mahmut’u?.. Fato bunları bilmediği gibi kimseye de soramıyordu. O Mahmut’unun akıbetini bilmezken, birileri için Mahmut, ülkedeki binlerce fail-i meçhul kurbanlardan bir tanesi gibi unutulma sürecine girmişti bile...

20 Ekim 2018 Cumartesi

Kitap Tanıtımı: İslam Tarihi II


İSLAM TARİHİ -II
Editörler 
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Prof. Dr. Mehmet AZİMLİ
Bilay Yayınları
Ankara, 2018 (1. Baskı), 446 sayfa
ISBN: 978-605-82283-8-2


Elimizdeki bu çalışma, Ülkemizin saygın yayın evlerinden olan ve özellikle de Kur’an ve Tefsir alanlarındaki neşriyatlarıyla tanıdığımız FECR Yayınevinin özel baskılarından biri olarak Bilay yayınları adıyla İlahiyat Serisinin 12. Kitabı olarak yayınlanmıştır. 

19 Ekim 2018 Cuma

Zaman Su Gibi Geçiyor

Celil Çelik
19.10.2018
acelilcelik@gmail.com

Zaman su gibi akıyor denince gerçekten de 70 yaşındaki kişiye sorsanız 20'li yaşları için dün gibiydi der. 20 yaşındaki kişi ise, tam tersi 70 yaşına dek uzun süre yaşayacağını zanneder. 

9 Ekim 2018 Salı

Elveda Çocuk Hoş Gelsin Bireylik

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
Sunum: Bu kurgu, bir tespit, üç birey, bir vakıa ve bir akıbetten oluşmaktadır. Her birey için iki senaryo ve sorunlara çözüm vardır. Vakıa ortada ve akıbet sondadır. Bir de hisse vardır efendim, alınası. En gerçek ise sonda saklıdır.

3 Ekim 2018 Çarşamba

Kitap Tanıtımı: İslam Medeniyeti Tarihi, Editör: Prof. Dr. Mehmet Azimli

İslam Medeniyeti Tarihi, Editör: Prof. Dr. Mehmet Azimli[1], Bilay Yayınları, Ankara 2018, ISBN: 978-605-81272-6-5, 384 sayfa
                                            HAZIRLAYAN: İsmail TANRIVERDİ[2]

Prof. Dr. Mehmet Azimli’nin editörlüğünde bir ders kitabı olarak ele alınan bu eser, başta ilahiyat fakültesi ve Tarih bölümlerinde İslam Medeniyeti Tarihi dersi için kaynak olacak şekilde hazırlanmıştır. Bu eser, İslam Medeniyeti Tarihini on dört bölüm olarak farklı başlıklar altında incelemektedir. Her bir bölüm alanında uzman hocalar tarafından hazırlanmış, okuyucunun o konunun çerçevesi ve içeriği hakkında bilgi sahibi olması amaçlanmıştır.

1 Ekim 2018 Pazartesi

İlim Aynasında Bir Halife: Ömer b. Abdülâzîz


                                                                                          Muhammet Arslan* 
Özet
Zihinlerimize tarih kavramıyla birlikte bir milletin diğer milletlerle çatışması, savaşları ve iktidar mücadeleleri gibi olaylar gelmektedir. Tarih denilince akla siyasal olaylar geldiği kadar sosyal, bilimsel ve kültürel alandaki olaylar da gelmesi gerekmektedir. Bu kısır tarih algısından dolayı Emevîler döneminin genellikle siyasi olayları ele alınmıştır. Bilim ve kültür alanındaki gelişmeleri hep ikinci plâna atılmıştır. İslam tarihinde Emevîler dönemi her yönden yeni adımların atıldığı, yeniliklerin olduğu bir dönem olarak karşımıza çıkar. Bu gelişmeler özellikle Emevî devleti halifelerinden Ömer b. Abdülâzîz döneminde belirgin hale gelir. Bu sebeple de makalemizde hep siyasi/yönetimsel boyutu ele alınan dönemin bilimsel/ilmî alanında yapılan yenilikleri konu edinilecektir 
 Anahtar Kelimeler:Ömer b. Abdülâzîz, Emevî, Bilim-Kültür.

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN