9 Ekim 2018 Salı

Elveda Çocuk Hoş Gelsin Bireylik

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
Sunum: Bu kurgu, bir tespit, üç birey, bir vakıa ve bir akıbetten oluşmaktadır. Her birey için iki senaryo ve sorunlara çözüm vardır. Vakıa ortada ve akıbet sondadır. Bir de hisse vardır efendim, alınası. En gerçek ise sonda saklıdır.

3 Ekim 2018 Çarşamba

Kitap Tanıtımı: İslam Medeniyeti Tarihi, Editör: Prof. Dr. Mehmet Azimli

İslam Medeniyeti Tarihi, Editör: Prof. Dr. Mehmet Azimli[1], Bilay Yayınları, Ankara 2018, ISBN: 978-605-81272-6-5, 384 sayfa
                                            HAZIRLAYAN: İsmail TANRIVERDİ[2]

Prof. Dr. Mehmet Azimli’nin editörlüğünde bir ders kitabı olarak ele alınan bu eser, başta ilahiyat fakültesi ve Tarih bölümlerinde İslam Medeniyeti Tarihi dersi için kaynak olacak şekilde hazırlanmıştır. Bu eser, İslam Medeniyeti Tarihini on dört bölüm olarak farklı başlıklar altında incelemektedir. Her bir bölüm alanında uzman hocalar tarafından hazırlanmış, okuyucunun o konunun çerçevesi ve içeriği hakkında bilgi sahibi olması amaçlanmıştır.

1 Ekim 2018 Pazartesi

İlim Aynasında Bir Halife: Ömer b. Abdülâzîz


                                                                                          Muhammet Arslan* 
Özet
Zihinlerimize tarih kavramıyla birlikte bir milletin diğer milletlerle çatışması, savaşları ve iktidar mücadeleleri gibi olaylar gelmektedir. Tarih denilince akla siyasal olaylar geldiği kadar sosyal, bilimsel ve kültürel alandaki olaylar da gelmesi gerekmektedir. Bu kısır tarih algısından dolayı Emevîler döneminin genellikle siyasi olayları ele alınmıştır. Bilim ve kültür alanındaki gelişmeleri hep ikinci plâna atılmıştır. İslam tarihinde Emevîler dönemi her yönden yeni adımların atıldığı, yeniliklerin olduğu bir dönem olarak karşımıza çıkar. Bu gelişmeler özellikle Emevî devleti halifelerinden Ömer b. Abdülâzîz döneminde belirgin hale gelir. Bu sebeple de makalemizde hep siyasi/yönetimsel boyutu ele alınan dönemin bilimsel/ilmî alanında yapılan yenilikleri konu edinilecektir 
 Anahtar Kelimeler:Ömer b. Abdülâzîz, Emevî, Bilim-Kültür.

30 Eylül 2018 Pazar

Tarihsel Tecrübe Olarak Merhamet ve Şiddet Açısından İslâm

Prof. Dr. Âdem APAK

GİRİŞ

İslâm’ın rahmet veya şiddet dini oluşu ile ilgili değerlendirmeler geçmişte olduğu gibi zamanımızda da tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Bu mesele daha ziyade dini ve ideolojik bakış açılarıyla tenkit etme veya buna karşı savunma konusu olarak ele alınmaktadır. Buna göre bilhassa Batı dünyası ve fanatik İslâm karşıtları İslâm’ın savaş dini olduğu, onun peygamberinin de kan dökücü, dinini kılıçla yayan bir din önderi olduğunu iddia ederlerken; buna karşılık Müslümanlar da İslâm’ın bizzat adından da anlaşılacağı gibi bir barış dini olduğunu, bu dinin peygamberinin ise bir merhamet elçisi olarak bütün insanlığa gönderildiğini ispatlamaya çalışmışlardır. Her iki tarafın da gerek İslâm dininin temel kaynakları olan Kur’an ve hadis, gerekse tarih kitaplarından yola çıkmak suretiyle kendilerini destekleyen deliller ileri sürdükleri görülür. Bu çalışmada biz daha ziyade akademik bir anlayış çerçevesinde İslâm muhaliflerinin iddialarına cevap mahiyetinde bir savunma faaliyeti ortaya koymaktan ziyade, İslâm’ın hazır bulduğu ortamdaki şiddet-rahmet ilişkisi, İslâm’ın yayılması esnasındaki şiddet ilişkisi, ardından da İslâmi fetihlerle birlikte Müslümanların hakim duruma geldikleri dönemlerdeki şiddet-rahmet ilişkisi konularını özet mahiyette tasviri ve karşılaştırmalı bir şekilde ele almak niyetindeyiz. Belki bu değerlendirmeler sonucunda İslam dininin şiddet veya rahmet dini olduğuna dair bir kanaate ulaşmak mümkün olur. Konumuzla ilgili olarak sağlıklı, rasyonel ve tutarlı sonuçlara ulaşabilmek için gerek İslâm’ın temel kaynakları olan Kur’an, hadis ve peygamber uygulamalarını, gerekse Müslümanların tarih boyunca rahmet-şiddet boyutunda siyasî ve sosyal alanlarda gerçekleştirdikleri faaliyetleri dikkate alınacaktır. Netice olarak da başlangıçtan Emevîler devletinin sonuna kadar geçen tarihi süreç dikkate alınmak suretiyle İslâm tarihinde zaman zaman şahit olunan şiddet tezahürlerinin bizzat İslâmî öğretiden mi, yoksa bu öğretiyi yanlış yorumlayan ya da dikkate almayan Müslüman idarecilerin uygulamalarından mı kaynaklandığı hususu tebellür ettirilmeye çalışılacaktır.  

26 Eylül 2018 Çarşamba

Ebu’l-Beşer el-Ebyazî Yazdı: Hz. Peygamber’in (Sav) Vedâ Hutbeleri

Ebu’l-Beşer el-Ebyazî
Hz. Peygamber’in (sav) Hicretin onuncu yılında (Miladi 632) gerçekleştirdiği haccına Vedâ Haccı, bu esnada toplanan Müslümanlara hitabına da Vedâ Hutbesi adı verilir. Vedâ hutbesi (Hutbetü’l-Vedâ) tabiri İslâm tarihi kaynakları arasında ilk defa Câhiz’in el-Beyân ve Tebyîn’inde zikredilmiş (nşr. Abdüsselam M. Hârûn, I-IV, Kahire 1968, II, 30-31), kendisinden sonra gelen Müslüman müellifler de bu tabiri kullanmıştır. Öyle ki, gerek İslâm dünyasında, gerekse ülkemizde bu tabirin isminde yer aldığı müstakil eserler kaleme alınmıştır.  Hâşim Sâlih Mennâ’nın Hutbetü’r-Rasûl fî Hacceti’l-Vedâ, (Dübey 1996); Cihan Aktaş’ın Vedâ Hutbesi: İnsanın Temel Hakları,(İstanbul 1992); Vehbi Ünal’ın, Peygamber Efendimizin Vedâ Hutbesi,(İstanbul 1998) ve Yavuz Ünal’ın Hz. Muhammed’in Vasiyeti (Vedâ Hutbesi),(Çorum 2006) kitapları buna örnek olarak verilebilir.

23 Eylül 2018 Pazar

Kitap Tanıtımı: Toplumun Kuruluşu Etik

Toplumun Kuruluşu Etik, İktisat, Siyaset; Ümit AKTAŞ, Mana Yayınları, İstanbul 2016, ISBN:978-605-66665-2-0, 160 sayfa
  Hazırlayan: İsmail TANRIVERDİ
Bu eser toplum veya ferdi hayatın toplumsallaşma veya iktisadileşme, aile/cemaat olma veya devletleşme gibi seçeneklerde tercih hakkı bile kullanma fırsatı bulmadan nasıl sömürüye dönüştüğünü ele alır. Özellikle bu bağlamda kapitalizmi ve onun temel aracı olan faizi/riba ele alır. Kapitalizmin soy kütüğünü dünyanın kuruluşuna Habil-Kabil mücadelesine hatta Âdem’in cennetten ihracına kadar götüren yazar, insanın fıtratından soyutlanıp nasıl iktisadi bir meta haline getirildiğinin kritiğini yapar.
Bir giriş ve yedi ayrı başlık altında konuyu ele alan yazar, bize toplumun kuruluşu, temeli ve etiğin iktisat ve siyaset eliyle çoğu zaman nasıl arka plana itildiğini ve iğdiş edildiğini anlatır.

21 Eylül 2018 Cuma

-Hz. Ömer'den Yavuz Sultan Selim'e- Kudüs'te İnanç ve İbadet Özgürlüğü


Öğr. Gör. Abdullah ÇAKMAK[1]
İslâm devletlerinin yöneticileri tarafından herhangi bir mevzuda alınan kararların ve uygulanan politikaların arka planında İlahî hükümler ve bu hükümlerin ilk uygulayıcısı olan Hz. Muhammed'in hayatından izler görülür. Bu durum, gayrimüslimlere tanınan inanç ve ibadet hürriyeti bakımından da böyledir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de geçen "Dinde zorlama yoktur, artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır."[2] ayetinde gayrimüslimlere nasıl bir yaklaşım sergileneceği bildirilmektedir. Buna dair Hz. Muhammed'in uygulamalarına bakılacak olursa, onun Hudeybiye dönüşünde (m. 628), içlerinde dönemin iki süper gücü Bizans imparatoru ve Sasani kisrâsının da yer aldığı altı devlet yöneticisine gönderdiği mektuplarda, öncelikli olarak Allah'a ve O'nun kulu ve elçisi olan Hz. Muhammed'e inanmalarını tebliğ ettiği görülmektedir. Sadece tebliğ ile yetinilmesi ve bu konuda herhangi bir zorlamada bulunulmaması, "Ey Muhammed! Sen öğüt ver, çünkü sen ancak öğüt verirsin. Onların üzerine zorlayıcı değilsin."[3] ayeti ile bu mealdeki diğer ayetlerin bir gereğidir. Bunun yanında Müslümanların hâkimiyetlerine aldıkları bölgelerde ise, diğer din mensuplarının can ve mal güvenliğinin sağlanacağı kendilerine bildirilmiştir. "Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın."[4] ayetinin inmesiyle birlikte artık Müslümanların hâkimiyetini tanıyan, ancak kendi inancında kalmayı tercih edenler ödedikleri cizye karşılığında inanç ve ibadet hürriyetine sahip olmuşlardır. İşte gayrimüslimlerin inanç ve ibadet hürriyetini konu edinen bu açık hükümler, Hz. Muhammed'den başlayarak ondan sonra gelen bütün İslâm yöneticileri tarafından tarihin her döneminde kesintisiz olarak uygulanmıştır.

17 Eylül 2018 Pazartesi

Osmanlı Devletinde Cemalîler Okulu: Cemal Halvetî ve Zenbilli Ali Cemalî Efendi


OSMANLI DEVLETİNDE CEMALÎLER OKULU: CEMAL HALVETÎ VE ZENBİLLİ ALİ CEMALÎ EFENDİ
Dr. Öğr. Üyesi Ramazan Ata
Özet
                XV-XVI. asırlarda Osmanlı Devleti’nde her alanda olduğu gibi ilim, fikir ve tasavvuf alanında da zirve dönemi yaşanmıştır. Biz bu çalışmamızda dönemin iki köşetaşı diyebileceğimiz, Halvetîliğin Cemalî kolunun kurucusu ve Anadolu’yu Şiileşmekten kurtaran en önemli şahsiyetlerden olan Cemal Halvetî’nin Tefsir Risalesi ile yeğeni olan dönemin şeyhülislamı ve Kanunî dönemi kanunnamelerinin düzenleyicisi Zenbilli Ali Cemalî Efendi’nin Nasihat Risalesi’nin bir karşılaştırmasını yapmaya çalışacağız. Böylece bu zirve dönemde ilimle tasavvufun elele vererek ideal insanı nasıl yetiştirdiğini ortaya koymak için gayret göstereceğiz. Osmanlı Devleti yükselme ve zirve döneminde, pek az istisnalar hariç insanların maddi ve manevi yönden eğitimi için medrese ile tekkeler arasında uyumlu bir birliktelik kurmuştu. İnsan-ı Kamil olmanın yollarını ortaya koymaya çalışan her iki âlim de farklı yöntemlerle aynı sonuca varmışlardır. Değerler eğitimi bakımından baktığımızda, medrese-tekke-zaviye bağlantısı koptuğu andan itibaren Osmanlı Devleti gerilemeye başlamıştır.
                Anahtar Kelimeler: Cemalîler, Cemal Halvetî, Zenbilli Ali Efendi, Halvetîlik.

                SCHOOL OF CEMALÎ IN OTTOMAN EMPIRE: CEMAL HALVETÎ AND ZENBILLI ALI CEMALI
Abstract
                In 15th and 16th centuries Ottoman Empire reached the top in the fields of science, thought and tasawwuf like many other fields. This study is about the comparison of two masterpieces of the period, one of the masterpiece is Kur’an Commentary Booklet of Cemal Halveti who was the founder of Cemalî School of Halvetisim and one of the most important figures saved Anatolia from Shiite and the other masterpiece is Advice Booklet of Zenbilli Ali Cemalî Effendi who was the Sheikh ul Islam of the period and the arranger of statute laws of Suleiman the Magnificent. Thus, in this study it will be discussed that how ideal individual could be grown up by science’s and tasawwuf’s cooperation in the period. During its growth and peak period Ottoman Empire managed to build a union between madrasa and Islamic monetary in order to provide an education for the citizen both materially and morally. Both of the scholars who tried to define the way that would take the individual to the degree of perfect human being reached to same point even they used different methods. It is seen that in terms of value education Ottoman Empire started to decline stage when they abandon the connection between madrasa, Islamic monetary and small Islamic monetary.
Key Words: Cemalis, Cemal Halvetî, Zenbilli Ali Effendi, Halvetîsm.

16 Eylül 2018 Pazar

İhsan Süreyya Sırma Kitabı &Pervari’den Paris’e

İhsan Süreyya Sırma Kitabı &Pervari’den Paris’e
(Aşk, Heyecan, İnanç, Gayret, Fedakârlık, Vefa, Samimiyet ve Başarının Hikâyesi)
Prof. Dr. Mehmet Salih ARI
İslam Tarihi hocamız Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma’nın hayat hikâyesini ve akademik deneyimini sade bir üslup ile ortaya koyan “İhsan Süreyya Sırma Kitabı & Pervari’den Paris’e” adlı kitap biraz geç elime ulaştı. Nihayet beklediğime değdi. Zira bu değerli kitabı hocam İhsan Süreyya Sırma imzalı bir şekilde hediye etti. Hocama müteşekkirim. Bilindiği gibi hocamız seyahati çok seviyor, gezip gördükleri yerleri sonradan yazıya geçiriyor. Hocamızın seyahat yazılarının yanı sıra “Dağların Sırrı”ve “Nehirlerin Dili” adlı kitapları okunmaya değerdir. Zira bu kitaplarında hocamız tırmandığı dağlar ve kenarında gezip dolaştığı nehirler ile adeta konuşuyor, kendine özgü üslubuyla dağların ve nehirlerin tarihçesini ortaya koyuyor. Dağların Sırrı adlı eserinde ilimizde bulunan Erek dağını da yazmıştır. Bu dağda yetişen ve Vanlıların son zamanlarda yayla muzu dedikleri “rebez/rebes”ışgın/uşkun denilen sebzesinden, bu dağda öten kekliklerden, Van’ın meşhur âlimi Melâ Ali’den ve bu dağda bir süre ikamet eden Bediüzzaman’dan söz ediyor. Pervari’den Paris’e adlı kitabın bir yerinde anlattığı gibi Hocamız Van şehrini çok sevmektedir. Bu sevginin bir tezahürü olarak Kurban Bayramından önce kıymetli hanımefendi eşiyle Van’a geldiler. Van’ı ve Bahçesaray’ı gezdikten sonra Pervari’ye gittiler. Sağ olsunlar bizimle de görüşme talebi nezaketinde bulundular. İşte değerli kitabını bu görüşme sırasında imzalayıp hediye ettiler. Biz de hacca gitmenin telaşı içerisinde idik. Zira hac için ismimizi yazmıştık ve nihayet 11 yıl sonra kuradan adımız çıkmıştı. Bu heyecanla yolda okurum diye hocamızın hediye ettiği kitabı hac bavuluna koydum ve bu yolculuk sırasında kitabı okudum. Okurken her iki hocamız ile zaman tünelinde adeta hasret giderdim. Kitap ile ilgili medyada şimdiye değin çok yazılar yazıldığını biliyorum. Geç de olsa kitap ile ilgili olarak duygu ve düşüncelerimi, okurken altını çizdiğim yerlerin bir kısmını bu yazı ile anlatmak istedim. 

15 Eylül 2018 Cumartesi

İlk Ayetleri(n) Oku(nması)

Dr. Öğr. Üyesi Halit ÇİL
Hz. Peygamber’in Cebrail ile ilk karşılaşması iyi okunmalıdır. Okuma bilmeyen birine ilk emir OKU oluyor. Muhatabın okuma bilmediğini söylemesi üzerine Cebrail onu sımsıkı sarıyor ve sıkıyor. Neden? Çünkü kişi basiret gözünü açarak olayları, neden sonuç ilişkilerini, içinde bulunduğu atmosferdeki hareketliliği, doğayı, hayvanları, bitkileri vs. her şeyi okumalıdır. Sıkıntılara katlanmadan, alınteri dökmeden ilim elde edilmez. Bu sıkma olayı ile Peygamber’e bu ders veriliyor. Çünkü o zaten okuma bilmiyor. Nitekim üçüncü sıkma olayından sonra oku emrine “Ne okuyayım?” diye sual etmesi üzerine inen ilk ayetler bunu ifşa ediyor:

14 Eylül 2018 Cuma

Adamlık Derdi Beni de Gerdi

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
Çok gerginim bugünlerde dostlar! Adamlıkla benim de başım dertte. Derdimi size açayım da, belki bir derman olan çıkar içinizden. Zira tek başıma altından kalkabileceğim bir mesele değil bu. Nasıl kalkabilirim ki, ben her şeye muhtaç insanoğlu denilen cinsten gariban bir varlığım. Dört başı mamur adam olmak iddiası gibi, bir hadsizliğe kalkışacak da değilim. Ama en azından ucundan kıyısından bu meseleye bir yakınlık kurabilir miyim derdindeyim. Çapımın ve çarpanlarımın farkındayım. Bu farkındalığı bile bir kazanım olarak görüyorum. Çünkü bunun farkında olmayıp kendini dev aynasında görenler Allah korusun Rabbini bile tanımayacak noktaya kayabiliyorlar. Bu kaymaları yüzünden insanlık defterinden düşürülüyorlar da, farkına varmıyorlar… 

Felsefi ve Bilimsel Yanılgılar



FELSEFİ VE BİLİMSEL YANILGILAR


Celil Çelik
                                         FELSEFİ YANILGILAR

Doğuştan sonsuzluk duygu ve düşüncesine sahip olan insanoğlu “Ben nereden geldim, görevim nedir, sonum ne olacaktır?” diye sormuştur. Akıl yoluyla gerçeği ve mutluluğu bulmaya çalıştığını iddia eden filozoflar da, tarih boyunca ortaya koydukları sistemleriyle bu sorulara cevap vermeye çalışmışlar, ancak tatminkar, açık, tutarlı ve kalıcı çözüm şekilleri bulamamışlardır. Felsefenin sunduğu açıklamalara rağmen insanoğlu yine aynı soruları sormaya devam etmiştir.

10 Eylül 2018 Pazartesi

Erdemli Yalnızlığa Övgü

Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca 
“Vücut bulmuş her ruh yalnızlığa mahkûmdur.” )Aldous Huxle)

يک زمان تنها بماني تو ز خلق
در غم و انديشه ماني تا به حلق
اين تو کي باشي که تو آن اوحدي
که خوش و زيبا و سرمست خودي
مرغ خويشي صيد خويشي دام خويش
صدر خويشي فرش خويشي بام خويش
جوهر آن باشد که قايم با خودست
آن عرض باشد که فرع او شدست
گر تو آدم زاده اي چون او نشين
جمله ذريات را در خود ببين

2 Eylül 2018 Pazar

Kitap Tanıtımı: Küreselleşme Çağında İslam

Küreselleşme Çağında İslam,  Mahmud Hamdi ZAKZUK, Mana Yayınları, İstanbul 2013, Çeviri: Sümeyra Özkan, ISBN: 978-605-5793-84-5, 128 sayfa
                                                          HAZIRLAYAN: İsmail TANRIVERDİ
            
Eser, Mısırlı ünlü bir akademisyen ve yazar olan Mahmud Hamdi ZAKZUK’un çoğunluğunu el-Ehram gazetesinde yayınladığı makalelerinden oluşmaktadır. Bununla beraber kitap yazarın çeşitli ülkelerde katıldığı sempozyum ve konferanslarda sunduğu bazı tebliğlerini de içermektedir. Yazar kitabın başında küreselleşme konusuna dikkatleri çekerek Müslümanların bu meseleye bakış açılarını irdeliyor. Küreselleşme konusunda Müslümanların bakış açısı birbirine zıt iki fikirde yoğunlaşmaktadır. Bir kısmı İslam’ın küreselleşmeyi kesinlikle reddettiği fikrini öne süren ve bu konuya tamamen sırt çevirenlerden oluşmakta. Diğer bir kısmıysa İslam’ın küreselleşme karşısında yetersiz kaldığı dolaysıyla İslam esaslarını böyle bir çağda savunmanın gericilik olacağını ileri sürenlerden oluşmaktadır. Müslümanların geri kalmışlığı, dinin kendisinden değil duyarsız anlayışlar katılaşmış donuk fikirler ve bunu İslam’ın kendisi zannedip kendileri gibi düşünmeyenleri kolaylıkla küfürle itham eden sığ anlayışlardan kaynaklanmaktadır. Yazar, İslam’ın küreselleşme karşısındaki durumunu söz konusu bu iki marjinal yaklaşımdan farklı yorumlar. Ona göre, İslam özü itibarıyla iletişime ve diyaloga sürekli açık bir din olarak küreselleşmenin önünde engel değil tam tersine imkân sunar. İslam’ın özünde yeniliğe sürekli açık bir din olduğunu söyleyen yazar, buna: “Allah her yüzyılda bir müceddid gönderir” Hadisini delil gösterir. Ayrıca İkbal’in “İctihad İslam’ın hareket kaynağıdır” ifadesiyle de bu meseleyi destekler.

31 Ağustos 2018 Cuma

İnsanın Anlamı ve Anlamlandırma Serüveni

Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca 
ز جمادی مُردم و نامی شدم وز نما مُردم به حیوان برزدم
 مُردم از حیوانی و آدم شدم پس چه ترسم کی ز مردن کم شدم؟
 حملهٔ دیگر بمیرم از بشر تا برآرم از ملائک بال و پر
 وز ملک هم بایدم جستن ز جو کل شیء هالک الا وجهه
 بار دیگر از ملک پران شوم آنچ اندر وهم ناید آن شوم
 پس عدم گردم عدم چون ارغنون گویدم که انا الیه راجعون‎ 
Toprak iken öldüm de bitki oldum
Bitki iken öldüm de hayvan oldum
Hayvan iken öldüm de insan oldum
O halde eksileceğim diye ölümden neden korkayım ki? 
Yine insanken ölürsem kolu kanadı olan meleklerden olurum
Melek iken “Allah’ın zatı dışında her şey yok olacak” emrine uyarım
Uçabilen melek olduktan sonra hiç akla gelmeyen bir şey olurum
En sonunda yok olurum yok ve erganun sazı gibi “Biz O’na dönücüleriz” derim
(Mevlana Celaledin er-Rumi)

29 Ağustos 2018 Çarşamba

Müridin Rüyası

Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Bir ara uzaktan görmüştü. Bir sohbetine kısa süreliğine şahit olmuştu. Yüzünü hayal meyal hatırlıyordu. Anlat deseler hiçbir şey söyleyemezdi. Bir gün arkadaşının ısrarı üzerine “haydi gidelim” dedi.  
Gitti, edeple oturdu herkes gibi bir köşeye. Dinledi dinledi… Dinledikçe içi ısındı. Sevdi vallahi… Çıkışta arkadaşı “Nasıl buldun?” diye sordu. “Çok iyi, içim ısındı” diyebildi. Daha fazla üstelese söyleyecek bir şeyi yoktu. “Gel katıl bize” dedi arkadaşı. “Katıl, sen de burada yerini al.” Bu sözler de sıcak geldi. “Olur” dedi. Düşünmedi, arkadaşıyla birlikte daldı içeri. Önüne birlikte oturdular. Arkadaşı, “Efendim, bu kardeşimiz sizden ders almak arzusundalar” diye takdim etti. İçinde bir kopma, bir kıpırdama bir dalgalanma oldu ama aldırış etmedi. 

21 Ağustos 2018 Salı

Tebrik

Kurban Bayramınızı tebrik eder bu bayramın tüm İslam alemine hayırlar getirmesini temenni ederiz.
www.islamtarihi.info

14 Ağustos 2018 Salı

Ev Halkına Teyakkuz Çağrısı Bu Son Çağrıdır

Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Batı tarafında havalar fena halde bozuldu ev halkım! O bozukluğun bize yansımaları da fena! Üzerimize üzerimize geliyor bütün fenalar ve fenalıklar…  Rabbimize dayanıyoruz, halkımıza güveniyoruz, gönlümüz mutmain ama tedbiri elden de bırakmamak lazım. Azimli olmak, kararlı durmak ve sadece Ulu Allah’a dayanmak lazım… 
Bu hava bozukluğu diğerlerine pek benzemiyor. Düşman gemi azıya almış, bütün araç ve gereçleriyle üstümüze geliyor. Aman pencereye, kapıya, tavandaki açığa dikkat! Bahçeyi de kollamayı unutmayın. Bahçeye bir daldılar mı evin güvenliği kalmaz mazallah. Bugünlerde duvarın her taşı, tahtanın her çivisi, çatının her kiremidi; evin sıvası, duvarın badanası, odanın kapısı hasılı her şey çok önemli… En önemlisi de düşmana alçak tarafımızı göstermemek. Bu yüzden içimizdeki alçaklara dikkat etmek lazım…

İnadına Hz. Musa ve Gözler

Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca





 Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi. (Araf Suresi, 143)

3 Ağustos 2018 Cuma

Sen Ne Ara Bu Hale Geldin


Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Nasıl anlatsam, nereden başlasam? İlk defa evde böyle bir olay yaşıyoruz sanki. Vay başımıza gelenler! Kimseler duymasın dedim ama, duyulmayacak gibi değil. Adam en üst perdeden ifşaatta bulunmuş. Evin en yüksek yerine çıkmış, avazı çıktığı kadar bağırmış…
Ah dostlar! Elimi yüzüme kapadım, gözlerimi kaçırdım, kulaklarımı tıkadım… Ne ara sen bu hale geldin? Yoksa sen hep böyle miydin? Biz mi çok gafilmişiz; bu kadar mı kör, bu kadar mı sağır mışız? Firaset kanallarımız hepten mi tıkanmış? Eyvahlar olsun ki, ne vahlar!

31 Temmuz 2018 Salı

Edep Yahu!


Edep Yahu!
Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma
Eskiden toplumumuzda “edep yahu” diye bir ahlâk kanunu vardı! Müslüman toplumunun yüzde doksan dokuzu da buna uyar edeplerinden taviz vermezlerdi. Yani edepsizlik yapmaz, insan gibi yaşarlardı! Eskilerimiz belki fakirdiler amma, gönülleri sevgi ve samimiyetle taşardı. Yani gönülleri, henüz modernizm zehiri ile zehirlenmemişti. Çünkü Allah korkusu diye bir şey vardı. “Re’su’l-hikmeti mehafetullah” diye bir umdeleri vardı Müslümanların! Müslüman, Müslümana iftira atmaz, kendi hevâlarına göre hareket etmezlerdi. Müslümanlar ahlâk diye bir şeye inanırlardı. Yani ahlâksız değillerdi! Başkasının söylemediğini, ona izafe edilmesinin ahlâksızlık olduğunu bilir, inanır ve ona göre hareket ederlerdi. Şimdi ise o “Allah korkusuna dayalı ahlâk sistemi” terk edilip, onun yerine “tango ve entel Müslümanlar” çıktı ortaya. Bunlar Resûlullah’ı bilmez, kendi ırklarından olmadığı için onu sevmez, onun Sünneti’ni kendisine rehber edinmez, İslâm’ın ne olduğundan habersiz, Kur’an ayetlerini bile kâle almayan, “whatsapçı İslâmcılar”dır ki; bunlar, kahve köşelerinde oturur, nargile çeker, onu-bunu çekiştirir ve kendi isimlerini ortaya çıkarmaktan korkan(çünkü kendi isimlerini verirlerse, hiçbir şey olmadıkları ortaya çıkar) ve tek sermayeleri slogan olan müfterilerdir! Kur’an-ı Kerim’e inanmadıkları için, Allah’ın, “size bir haber geldi mi, onu araştırınız” ayet-i kerimesine inanmadıklarından, ya da cehaletlerinden dolayı bilmediklerinden, araştırmadan, birilerine bir şeyler izafe ederler; daha doğrusu iftira ederler!. Bu taife-i cahiliye, asla kitap okumadıklarından, sadece internetten beslenirler. Özellikle yalan haberlere bayılırlar. Sansasyon yapmak için, zîrlerindekini açıklamaktan korktuklarından, hezeyanlarını, başkalarına söyletmeye çalışırlar! Oysa o başkalarının, bu haber hırsızı müfterilerin mekrinden haberi bile yoktur!

29 Temmuz 2018 Pazar

Emir’le Muhammed Ali Clay

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma
Paris’teki öğrencilik yıllarımdaydı. Bazen doktora dersleri için Collège de France’taki derslerime, bazen de kütüphaneye gidiyordum. Kütüphaneye gittiğim bir gün, İranlı bir âlimle tanıştım. Adı Mohammad Mukrî idi. O da, o zamanki “şahlık diktatoryası”na dayanamamış, Fransa’ya iltica etmiş İran’ın Kirmanşah bölgesinden bir Kürt âlimdi. Bir gün, kahve molası sırasında bana, “İhsan Bey, sen Türkiye’den burslu musun, yoksa baban mı seni okutuyor? diye sordu. Ben de, “babam beni Fransa’da okutacak kadar zengin değil, Türkiye’de burs sınavını kazandım; öyle okuyorum” dedim. “Peki, istediğin kitapları satın alabiliyor musun?” diye sordu. Ben de, “hayır” dedim. Bana, “biraz para kazanmak ister misin?” diye sordu. Ben de “evet” dedim. “Bak! dedi. Benim ilkokula giden bir oğlum var. Biliyorsun Perşembe günleri okul tatildir. Sen Perşembe günleri sabah öğlene kadar bizim eve gel ve bu çocuğa İslâm’a dair ne biliyorsan anlat; Hristiyan olmasın! Ben de onun karşılığında, kitap alabilecek kadar para veririm” dedi. Ben de kabul ettim ve Perşembe sabahları Mukrî Bey’in evine gitmeye başladım. 

27 Temmuz 2018 Cuma

Müslüman Yorgunluğu Ya da Müslümanın Müslümanla İmtihanı


Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca

Bugün dün olduğu gibi bütün ulusal ve uluslararası hesaplaşmalar, yönlendirme ve provakasyonlar bir tarafa bırakılırsa Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Pakistan’da, Türkiye’de, İran’da, Suudi Arabistan’da ve diğer tüm Müslüman ülkelerde istisnai zamanlar ve dönemler hariç tutulursa Müslümanlar, yine kendileri gibi Müslümanlarla genel manada bir arada huzur ve kardeşlik içinde yaşayamamakta, çatışmakta ve bazen birbirlerini karşı çok acımasızca davranmaktadırlar. Nitekim bugüne değin İslam Tarihine ve Müslümanların yaşamış oldukları coğrafyalara bakıldığında, Müslümanların hem birey hem de toplum olarak en büyük direkt veya dolaylı, çetin mi çetin imtihanlarını yine kendileri gibi Müslüman olanlar bağlamında verdikleri görülebilir.  Hatta maalesef Müslümanların birey veya topluluk olarak Müslüman kardeşlerine diğer herkesten daha kötü davranabilmesi neredeyse Müslümanların karakteristik özelliği haline gelmiş durumda. Örneğin Ortaçağda herhangi bir Müslüman memleketinde herhangi bir Müslümanın bir gayr-ı Müslime yaklaşımı, tutum ve davranışı kendi kardeşi olan bir Müslümana yaklaşımından, tutum ve davranışlarından daha çok insancıl ve olumluydu. Hem bu olumlu ve hoşgörülü tutum aynı dönemde Müslüman olmayan bir ülkede Müslüman olmayanın birisinin herhangi bir Müslümana yönelik tutum ve davranışları ile kıyas bile edilemezdi. Bugün de bu durum geçerlidir. Son dönemlerde şahit olunduğu üzere Suriye ve Irak’ta savaşan, Müslüman veya Müslüman olmayan ülkelerin de kendi çıkarları için kullandıkları Şii veya Sünni mezheplerine bağlı olduklarını dillendiren bazı radikal örgütler, kendi dinlerinden olan bir Müslüman’ı esir aldıklarında onun ölümden kurtulma şansı neredeyse yoktu, ancak başka bir dine mensup olanların çoğu onların esaretinden kurtulabildikleri gibi o örgüt elemanlarının misafirperverliklerine ve onlara yönelik sevgi ve sitayiş gösterilerine de şahit olabiliyorlardı.  

22 Temmuz 2018 Pazar

Evin Son Halini Arzımdır

Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Sesler kulağımda uğultuya dönüşmüştü. Okunan kelimeleri duyuyordum ama anlamlar zihnimden kayıp gidiyordu. Bir tını gibi gelmeye başlamıştı kelimelerin peş peşe yeknesak kulağıma çarpışları… Birden irkildim. Bu öncekilerden farklı tonda bir sesti. “Ahanda haber geldi!” dedi… Ne haberi gelmişti, nerden gelmişti, kimden gelmişti? Bütün sorular bir anda zihnime üşüştü. Tane tane anlatmaya başladı. İki sayfadır bitmeyen cümlenin sonu şimdi bağlanmıştı. İki sayfalık uzun cümlenin haberini bulmuştu da ne çok sevinmişti. Hay Allah iyiliğini versin be hocam! Aklıma neler geldi…

17 Temmuz 2018 Salı

Cumhur İttifakı Neden Önemli

Prof. Dr. İlyas Topsakal
Türkiye cumhuriyeti tarihsel süreç itibariyle geçmişin mirasını geleceğe taşıyan aslında bünyesinde İslam’ın büyük devlet fikrini zımnen bünyesinde barındıran bir devlet teşekkülüne sahiptir.
Bu nedenle Batılıların doğu ve İslam deyince muhatap aldıkları ve idaresinde bulunan devlet erkanına itinayla yaklaştıkları bir devlettir. Türkiye demek aslında sadece sınırları belli ve anayasasıyla kaim bir devletten öte, misyonuyla doğuyu temsil eden ve hele hele Müslümanların Batıdaki yüzü demektir. Bu yönüyle Batıdaki İslam ve Müslüman algısı, doğunun batıyla kurduğu her türlü ilişkinin merkezindeki devlettir.

İslam Medeniyetinin Yeniden İhyası İçin Adalet

Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca

خدا ی بزرگترین از همه بزرگان می فرمودند که ما باید برای همه کس و برای همه چیز عادلانه می باشیم. چون عدالت نه به تنهی اساس ملکه بل که عدالت هم اساس دین و اجتماع  و تمدن انسانی است  

“Muhakkak ki Yüce Allah, herkese ve her şeye her hâlükârda adaletli olmamızı emreder. Zira adalet sadece mülkün değil dinin, toplumsal hayatın ve medeniyetin de temelidir.”

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Kitap Tanıtımı: Erken Dönem İslâm Tarihinde Asabiyet


Erken Dönem İslâm Tarihinde Asabiyet, Prof. Dr. Âdem Apak[1], Ensar Yayınevi, İstanbul 2016, ISBN: 978-605-9223-49-2, 335 sayfa
                                            Hazırlayan: İsmail TANRIVERDİ[2]
Asabiyetin oluşum sürecini ve nedenlerini temelden ele alan bu eser, İslâm Tarihinin ilk asrını cahiliye döneminden başlatarak asabiyetin o döneme etkilerini okuyucuya yeniden görme imkânı sağlıyor. Şüphesiz kapsamlı tarih okumaları yapmak farklı pencerelerden değerlendirmelerle mümkündür. Söz konusu dönem İslâm tarihinin ilk asırları ise bu dönemi asabiyetten bağımsız ele almak elbette ki mümkün değildir. Kabîle hayatının en etkin tezahürlerinden biri olan asabiyet, ilk dönem İslâm tarihinde gerçekleşen bütün olay ve olgularda kendini belli ettirmiştir. 

9 Temmuz 2018 Pazartesi

Eveeet Doktor

Cağfer KARADAŞ
Çok büyük ideallerle başladı tıp fakültesine… Ne çok çalışmıştı. Gecesi gündüzü birbirine karışmıştı. Anacığı üstüne titrer, babacığı uzaktan seyredip için için gururlanırdı. Bir türlü belli edemezdi zavallı. Kucaklamak isterdi, “Yavrum seninle gurur duyuyorum” demek isterdi ama etrafın kendisini kınamasından korkardı. Erkek dediğin içten severdi. Öyle şapur şupur sevgi erkeğe yakışmazdı. O da babasını severde ama babanın bütün huyu suyu ona geçmişti. Babası gibi olup çıkmıştı vesselam. Kızdığı zaman anacığı, “Babası kılıklı nolocak?” derdi. Haklıydı da hani kadıncağız…

7 Temmuz 2018 Cumartesi

İbadîlerde İmar Fıkhı


Şehba Yazıcı
A.    İbadî Mezhebi
İslâm dünyasının en güncel ve canlı problemlerinden biri olan mezhep çatışmalarının temelleri, Hz. Peygamber’in vefatını takip eden yıllarda atılmıştır. Hz. Peygamber hayatta iken müslümanlar bir çatı altında toplanmış, ihtilaflar ve çekişmeler iman potasında eritilerek büyük ölçüde uzlaşma sağlanmıştır. Ancak onun vefatının henüz 35. Yılında içinden çıkılmaz bir hal alan muhtelif isyan hareketleri Hz. Osman’ın katliyle neticelenmiştir. Sorunları çözme gayreti kisvesiyle atılan bu adım bilakis ihtilafları derinleştirmiştir. Hilafete gelen Hz. Ali ise muhalif grupların gölgesinde bir yönetim icra edebilmiştir.

6 Temmuz 2018 Cuma

Ebû Zer el-Gıfârî’nin İslâm’dan Önce Namaz Kılması ve Müslüman Olması


Ebû Zer el-Gıfârî’nin İslâm’dan Önce Namaz Kılması ve Müslüman Olması
Talip Chekirge

Cahiliye Araplarında namazın varlığına ilişkin delillerden biri, Ebû Zer el-Gıfârî’nin anlattıklarıdır. Onun,
-Resûlullah (sas) ile karşılaşmadan önce üç yıl namaz kıldım, dediği rivayet edilmiştir. Kendisine,
“Namazı kimin için yaptın, diye sorulunca,
-Allah için, cevabını vermiş;
-Pekiyi nereye yönelerek namaz kıldın, denilince,
-Rabbim beni nereye yöneltmiş idiyse oraya! Akşam vakti namaza başlıyor, gecenin sonuna kadar devam ediyordum. O zaman kendimi bir örtü gibi atıyor, güneş tepeme yükselinceye kadar öyle kalıyordum. Bir gün kardeşim Üneys bana,
-Mekke'de görülecek bir işim var. Benim işlerime göz-kulak ol, diyerek Mekke'ye gitti. Oraya varınca bana dönmekte gecikti. Nihayet gelince,
-Ne yaptın, dedim.

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Tek “Şâh”lı Satranç


Prof. Dr. İhsan Süreyya SIRMA
Klasik ve oldukça masum gibi görünen “Satrançoyunu”, aslında zannedildiği kadar da masum değil. Neden “Vezir” her tarafa oynayabiliyor da, zavallı “at” sadece eğri bir tekme atabiliyor. Ya “fil”? Koca gövdesine rağmen, kendisine ayrılmış olan çizgisinin dışına çıkamıyor. “Kale”ler, asla kendisine çizilmiş olan kuralın dışında hareket edemiyor, yoluna ancak düz adımlarla(uygun adımlarla dememek için), yâni sağına soluna bakmadan/bakamadan devam edebiliyor... “Piyon”a gelince, herkes onun üzerine basıp geçiyor; o ise, bir adımdan fazla atamıyor; hizmetten hizmete koşuyor. Ve nihâyet, “Şâh” hazretleri geliyor ki, bütün oyun onun için oynanır.

30 Haziran 2018 Cumartesi

Başsağlığı Mesajı

Son yüz yılın İslâm Bilim Tarihinin büyük uzmanı değerli Prof. Dr. Fuat Sezgin hocamızın vefat ettiğini teessürle öğrenmiş bulunuyoruz. Bu vesile ile bütün bilim dünyasına özellikle de İslâm Tarihçilerine, ailesine ve İslâm dünyasına baş sağlığı dileklerimizi iletir merhum hocamıza Cenab-ı Hak'tan rahmetler niyaz ederiz.
30 Haziran 2018
Prof. Dr. Mehmet Şeker
İslâm Tarihçileri Derneği Başkanı

27 Haziran 2018 Çarşamba

Diyarbakır ve Güneydoğu Seçimleri Analizi

İbrahim Halil Er
Seçimde Güneydoğu Anadolu bölgesindeydim. Yaklaşık 6 bin km. yol yaptım. Ankara’dan Diyarbakır, Mardin, Urfa, Gaziantep, Maraş, Elazığ, Osmaniye bölgelerinde bulundum. Özellikle Diyarbakır’ın tüm ilçelerini ve bazı köylerini dolaştım, Gaziantep’in etkili kişileri ve sanayicileri ile konuştum. Bu arada bölgede etkili olan aşiret ve seydalarla da görüştüm. 
Bütün bu geziler, incelemeler sonucu seçim sonuçları hakkında arkadaşların yoğun soruları üzerine derli toplu bir analiz yazısını yazmaya karar verdim. İnşaallah bölgede siyaset yapmak isteyenlere yararlı olur.

26 Haziran 2018 Salı

Bir Seçim Değerlendirme Yazısı


 İbrahim Halil Er

Ak parti büyük bir başarı elde etti ama aslında oyları düştü. Bu düşüşün nedeni iyi analiz edilmelidir. Gerçekte Ak Partinin oyu %48-50 bandındadır. Benim yaptığım gözlem ve geziler sonucu Ak partinin oylarındaki temel düşüş nedeni özellikle Doğu ve Güneydoğudaki yanlış aday listesidir. Özellikle HDP’nin çok oy aldığı yerlere baktığımızda Ak Partiye verme eğiliminde olan seçmenin adaylara olan kızgınlığından HDP’ye yönelmişlerdir. 

22 Haziran 2018 Cuma

Bir Çay Bile Vermediler

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
Kasabadan davet almıştı. Titizlikle hazırlandı. En güzel elbiselerini giydi, heybetli kıratına bindi ve kasabanın yolunu tuttu. Mevsim bahar her taraf yemyeşildi. Uzaktan koyunları otlatan çobanları gördü. Yeşil meranın içine dağılmış bembeyaz koyun sürüsü… Sadece tepesinde beyazlık kalmış olan o koca dağın ovadaki yansımasıydı adeta görüntü... Kuş sürüleri geçiyordu gökyüzünde öbek öbek. Belli ki onlar da yeni konak yerlerine gidiyorlardı. Bu sene kar az olmuştu ama baharın yağan bol yağmur, onun eksikliğini telafi etmişti. Hatta zaman zaman tehlikeli sellere de yol açmıştı.

19 Haziran 2018 Salı

Tekfir


TEKFİR
Ebû Ömer b. Dâvûd
Asrımızın Müslümanının en büyük hastalığı tekfirdir. Kendisi gibi düşünmeyeni kâfir olmakla itham etmek ya da yaftalamak... Din mensuplarının tarihte oluşturdukları kurumların büyük bir kısmının bugün en azından bizim toplumumuzda karşılığı olmayınca büyük bir savrulma hali yaşanıyor. Bilen de bilmeyen de bu savrulmadan nasibini alıyor...

18 Haziran 2018 Pazartesi

Kitap Tanıtımı: Hz. Ali Dönemi ve Ehl-i Beyt

Hz. Ali Dönemi ve Ehl-i Beyt, Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN[1], Beyan Yayınevi, İstanbul 2014, ISBN: 978-975-473-420-1, 264 sayfa
                                                  Hazırlayan: İsmail TANRIVERDİ[2]

         Yazarın dokuz ayrı makalesinden oluşan bu kitap, Hz. Ali ve Hilafet dönemini yakından ilgilendiren konuları işlemektedir. Kitapta işlenen konu başlıkları şunlardır:
1.     Arap siyasî geleneğinin Ehl-i beyt tamlamasının kavramlaşma sürecine etkisi.
2.     Hâricîlik hareketinin doğuşu.
3.     Hz. Ali’yi tahkimi kabule zorlayanlar üzerine. 
4.     Nehcü’l-Belâğa’ya göre Hz. Ali’nin yaşadığı dönemin belli başlı siyasî gelişmelerine bakışı.
5.     Hz. Ali’nin siyasî faaliyetleri bağlamında Ehl-i Sünnetin tarihi okuma biçimi üzerine.
6.     Hz. Ali’nin siyasî hayatı bağlamında Hâricî, Şiî ve Sünnî tarih okumaları arasında bir karşılaştırma.
7.     Hz. Ali’nin iktidar yıllarında İslâm toplumunda siyaset.
8.     İmam Şâfiî’nin âsilerle ilgili görüşlerine Hz. Ali dönemi uygulamalarının etkisi.
9.     Ali-Muâviye kavgası bağlamında bir siyasî mücadele aracı olarak lanet okuma.  

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN