9 Temmuz 2019 Salı

Muazzez İlmiye Çığ'ın İbrahim Peygamber Kitabının Eleştirisi

Maruf Çetin

Ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ hanımefendinin "Sümer Yazıları ve Arkeolojik Buluntulara Göre İbrahim Peygamber" kitabını değerlendiren bu notu 2016 da yazmıştım. Burada paylaşmakta faydalı olacağını ümit ediyorum.

Elimizdeki Tevratı ve Kuran'ı ciddi bir şekilde anlayamamış bu kişinin; hakkında bilgi ve verinin çok daha az olduğu antik Sümer metinlerini nasıl anladığını cidden merak ediyorum.

Verdiği bilgilerin çoğu yanlış. Sümer, Akad ve Aram dillerini bilmesinin mümkün olmadığı derecede hatalı bilgiler var. Çok detaya girmek istemiyorum ama bir iki misal vermek zorundayım.

Örnek, Paddan-Aram diye bir yerden bahsediyor ve bunu iki nehir arası (güya mezopotamya) diye çeviriyor. Halbuki bu arami bir kelime olup "Aram arazisi" demektir. Arapça'sı Feddan Aram فدان آرام (Aram tarlaları) Bunun gibi çok kelime hataları var.

Mesela diyor ki, Tevratta geçen şahıs adları aslında yer adlarıdır. Demek ki bu şahıslar arkeolojik olarak yokmuş. Tabi ki bu yanlış bir bilgidir.

Yer adları dediği örnekler şöyle İbrahim'in kardeşinin adı Nahor ve babası Terah mesela, diyor ki,

----ALINTI----
"İlginç olanı, Tekvin 11: 10'da İbrahim'in ataları olarak yazılan şahıs adlarının Harran yöresindeki yer adları olması. İbrahim'in bir kardeşinin adı olan Harran şehri hâlâ varlığını koruyor. Diğerinin adı, Nahor. Bunun karşılığı Til-Nahiri. Bunlar, Mari ve Asur metinlerinde (İÖ 1900 1800) bilinen yer adları. Nahor'un yeri bulunamadı, fakat Harran yöresinde olmalı deniyor. İbrahim'in babası Terah adına uyan, Tilşa, Turah, Torah, Til-Turakki şeklinde değişen yer adları var. Torah'ın anlamı, keçi tepesi."
----ALINTI----

Torah çok bilinen bir kelimedir ve keçi tepesi diye bir anlamı yoktur. Bir kere yer isimlerinde ön ek "Til" olan kelimeler günümüzde de hala kullanılmakta olan "Tel" yani tepe anlamındadır. Suriyedeki Tel-Abyad gibi. Til-Nahiri, (tel nahori, nahori tepesi) Til-Turakki de (Turakki tepesi) demek. Yer adları ile şahıs adlarını nasıl bu kadar basitçe karıştırabilir? Şimdi Nahor ayrıdır, Tel-Nahor tamamen ayrıdır. Tel Nahor (Nahor Tepesi) bir yer adıdır diye, Nahor diye birinin olmadığını bunun yer adı olduğunu nasıl ilersi sürersiniz?

Tevrat, Sümer ve Kuran ile kurduğu benzerlikler aşırı zorlama ve alakasız.

Ancak Kuran ve Tevratı, Kuran ve Tevrat karşıtı yazarların kitaplarından alıntılar yaparak anlatmaya tanımlamaya çalışması, olayın olabilecek bütün ilmi ciddiyetini yok ediyor.

Ama şunu okuyunca cidden güldüm:

"(Kuran'da geçen) Yusuf'un Hikâyesinde Hz. Muhammed’in kabul ettiği tek Allah'ı Yusuf'un da bildiği, bunu etrafındakilere anlatması özellikle ön plana alınmış."

Ne bu şimdi uzayda mı yaşıyorsun?

Çığ hanım Hz. Muhammmed'ten öncekilerin İslam olması iddiasından tamamen habersiz davranıyor. Yani kabul edin ya da etmeyin İslama ve müslümanlara göre bütün peygamberler aynı Allah tarafından gönderilmiş ve hepsi tek Allah'ı anlatmışlardır. Hz. Muhammed'den önceki tüm peygamberler de İslam'dır. Şalom'un ne olduğunu da mı bilmiyorsunuz? İslam demektir. Kudüs'ün en eski adı da Urşlim (ur, şehir; şlim islam). Manası İslam şehri demektir.

Bilginin içindeki cehalet, önyargı ve bağnazlık...
Bunlar tedavisi olmayan hastalıklar...




3 Temmuz 2019 Çarşamba

Kedi Köpek Halleri

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
-Nasıl da sokuluyordu ayaklarının dibine, yumuşak yumuşak... Yumaşak tüylerini ayaklarına sürttükçe, dayanılmaz bir zevk, karşı konulamaz duygular veriyordu. Okşuyordu. Okşaya okşaya aklı uyuşturuyordu...  “Ne yumuşak, ne uysal” dedi içinden... Bütün derdi de buydu zaten. Bunu dedirtmek ve buna inandırmak... İnandırdı da... Artık uysal ve yumuşak bir varlıktı onun gözünde. Ah kedicik, yavrucuk, yumuşacık hayvancık... Bu onun kedi halleriydi. 

9 Haziran 2019 Pazar

Eski Bir “makasçı”yla Yolculuk

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma
Siirt’ten İstanbul’a geliyordum. Benim geleceğimi bilen bir arkadaşım, “Hocam İstanbul Hava Alanı şehre çok uzak; müsaade edersen, o gün benim kardeşim hava alanına gelip seni arabasıyla alsın” dedi. Ben de, “Teşekkür ederim. Bu iyiliğinizi de yapmış gibi kabul ediyorum. Ancak, hava alanında hem otobüsler var hem de ticari taksiler. Allah’a şükür onlara verecek kadar param da var! Onun için kardeşin zahmet edip gelmesin; ben yine de size medyun-u şükran olayım” dedim. Arkadaşım yine üsteledi: Hocam sen İstanbul Hava Alanına inince, bir zahmet kardeşime alo de, o gelip seni alsın! Ben de hayır olmaz, dedim; ve ayrıldık.

29 Mayıs 2019 Çarşamba

Âlim


Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Âlimin ölümü âlemin ölümüdür” denilmiş. Doğrudur. Çünkü âlim, toplumların hafızası ve zihnidir. Hafıza ve zihin gittiğinde kalan şey boşlukta sallanan ceset hükmünde. Âlimlerini yok sayan veya yok edenler, kafalarına kurşun sıkan bebbahtlara benzer. Ha toplum hafızasına kurşun sıkmışın, ha âlimi öldürmüşün... Peygamberlerini öldürenleri Rabbim nasıl da kınıyor Kitabında... Âlimin öldürülmesini buna kıyas et!

10 Mayıs 2019 Cuma

Bir Arı Masalı

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma
Dünya gezegeninin bir köşesinde, dünyanın diğer arıları gibi yaşamlarını sürdüren bir “Arı Devleti” varmış. Bu arı devletinin yöneticileri, tıpkı insanlar gibi, ama onlardan daha arı, daha reel, daha samimi ve daha hukukîbir düzenle idare ediyorlarmış… Onların oldukça tavizsiz “toplum kuralları/kanunları” varmış. Bu arı toplumu içerisinde, her birey arı kendi hukukunu bilir, o hukukun dışına çıkmazmış/çıkamazmış! Kazara bu arı toplumundan bir arı çıkıp, “arıların Yaratıcı tarafından konulmuş olan düzenine/haklarına aykırı bir harekette bulunsa, bütün arı toplumu tarafından cezalandırılır; hatta arı toplumundan öylesine uzaklaştırılırdı ki, “nesyen mensiya” olurdu. Arı devletinin yapısı/kanunları ve idarecileri öylesine ciddiydi ki, ilȃhîKudretin onlar için yazmış olduğu bu kanunlar sayesinde herkesin hak-hukuku belli, hiç kimse bir diğerinin hukukuna tecavüz etmezdi/edemezdi.  Kanun ve nizamı da, arı toplumunun mümeyyiz vasıflı bireylerinin birkaç senede bir seçtikleri “Arı Beyi” idare ederdi. Ne var ki Arı Beyi de kendi başına “lȃ yus’el” değildi. Onun etrafında, kendisini sürekli bir şekilde denetleyen, hata yaptığında korkmadan ikaz eden, adları hiçbir şaibeye karışmamış olan “dȃnȃ heyeti” varmış. Faraza toplumun düşmanı olan birileri Arı Beyi’ni idlȃl etmek için ona yanaşsa, Dȃnȃ Heyetidevreye girer, kendi kişisel çıkarları için arı toplumunun huzurunu bozmaya çalışan bu mikrop arıya/arılara ve onun/onların münȃfıkça olan girişimlerine mani olurlardı. Fakat Arı Beyi de, neticede bir arı olduğundan, kazara bu gibilerin riyakâr görüşlerine bir kanadını, ya da ayaklarındaki koruyuculardan bir kısmını kaptırsa, artık Arı Beyi o mikrop arının desiseleri doğrultusunda yol almaya ve Dȃnȃ Heyeti’ni kȃle almamaya başlar. Ve Arı Beyi bu şekilde kendisini “münȃfık arılar”ın havasına kaptırınca, münȃfık arılar, artık kendileri gibi olan münȃfık arılardan yeni bir “Dȃnȃ Heyeti” seçer ve Arı Beyi’nin devleti, bu yeni teşkil edilen menfaat çetelerinin arzuları doğrultusunda akmaya başlarmış…

5 Mayıs 2019 Pazar

Şeyh

Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Yeni dönmüştüm memlekete. Hatırımda kaldığı kadarıyla bir yaz günüydü. Gündüz sıcaklığının tavan yaptığı günlerdi. Akşamların serinliği dışarı çıkmanın cazibesini de artırıyordu. Böyleydi Anadolu bozkır havası. Gündüz kavurur, akşam savururdu. Hele gençler, akşam oldu mu, evde duramaz bir yerlere savrulurdu. Eee, ne diyelim serde gençlik var. Böyle günlerde evlerin dışı içinden cazip olurdu. Evde olanlar bile evin içinde değil, dışında otururdu. Her evin küçük de olsa bir bahçesi veya hayatdenilen bir dış yaşam alanı vardı o zamanlar.

29 Nisan 2019 Pazartesi

Ahır Dağı’nın Zirvesinde Bir Cauchemar/Kâbus


Ahır Dağı’nın zirvesinde bir cauchemar/kâbus[1]

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma
Yaşlı tarihçi uçaktan inip, Kahramanmaraş merkezindeki oteline yetişir yetişmez, çantasını otele bırakıp, hiç kimseye görünmeden, bir taksi çevirdi ve “kardeşim, beni Ahır Dağının zirvesinde nereye kadar gidebilirsen, oraya götür” dedi ve zaman kaybetmeden taksiye bindi. Taksi şoförü gidebildiği yere varınca, tarihçi parasını vererek, zirveye doğru tırmanmaya başladı. Öyle bir yere vardı ki Kahramanmaraş’ı kucağına almış olan Ahır Dağı’nda, henüz yaprakları bitmemiş, hatta dallarının ucunda bir iki tane sarı alıcın da bulunduğu ağacın gövdesine sırtını dayayarak oturdu ve önünde uzanan uçsuz bucaksız ovanın bilinmez gizemlerindeki derin tarihi düşünmeye başladı…

11 Nisan 2019 Perşembe

Dertli


Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
Geldiğinde bir hayli endişeliydi. Gözlerinden ve yüz mimiklerinden fark ediliyordu endişesi. Havadan sudan konuşmaya başladık. Ama hiç rahat değildi. Bir derdi olduğunu anlamıştım ama onun açmasını bekliyordum. Derdi açmak da kolay değildir hani. Birinden borç para istemek gibi bir şeydir bu. Kıvrandırır insanı. Sonunda söylenir ama bir delik olsa da yerin dibine girsem gibi bir duygu bütün bedeni kaplar. Onun için üstüne gitmeyi de doğru bulmadım. Açmasını bekledim derdini. Açtı da sonunda. Aslında büyük bir dert değildi. Fakat onun için büyüktü. Gören ve bir şekilde duyan herkes olayı büyütmüş, bir endişe yumağı haline getirmişti. Yumağın ucu kaçmış, bütün ipler birbirine dolaşmıştı.

16 Mart 2019 Cumartesi

Müslümanın Merhamet ve Adaleti Gâvurun Kini ve Nefreti


Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ 
En son Yeni Zelanda denen uzak bir ülkede ortaya çıktı kin ve nefret… Ne derinmiş gâvurun kini! Şimdilik altı yüz yıl geçmişten başlamış. Bir devr-i sabık canavarı. Kin böyledir, insanı geçmişe mıhlar. Bir türlü paçasını kurtaramaz geçmişin kökleşmiş kazığından… Bakar ha bire, bir kör kuyunun dibine… Baktıkça derinleşir, derinlik içine doğru kıvrılır, gözü kör, kulağı sağır, kalbi kaskatı kesilir. Karanlık içine çeker, göz kararır, gönül kararır her şey kapkara olur. Sonuçta karanlığın içinde fenayı bulur. Hem de ne fena!

15 Mart 2019 Cuma

İslam’da İlk Ambargo ve Öğrettikleri: “Şi’b-i Ebi Talib”

Tercüme: Adem VARICI
Doktora Öğrencisi: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 
İslam Tarihi ve Sanatları Ana Bilim Dalı. 
Hz. Muhammed’in peygamberliğini ilan etmesinin üzerinden yedi yıl geçmiş, her geçen gün vahy-i ilahî’ye tabi olanların sayısı artmaya devam ediyordu. Müşrikler cephesinin önde gelenlerinin sabrını taşıran olay ise, Mekke’nin önde gelenlerinden Hz. Hamza ve Hz. Ömer’in Müslümanların safına geçtiği haberi oldu. 
Kureyş müşrikleri, Kinane oğullarının yaşadığı bölge olan Muhassab vadisinde toplanarak, 'Muhammed'i kendilerine teslim edecekleri ana kadar; 

4 Mart 2019 Pazartesi

Evde Seçim Heyecanı


Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Baharın müjdesi yağmurlar, yavaş yavaş yeşeren tabiat, çiçek açan ağaçlar… Mart, iki mevsimin iç içe geçtiği bir ay… O yüzden eskiler “Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır” demişler. Bahar geldi sevinci, aniden inen karın getirdiği soğukla bir anda tersine döner, kazma kürek yakma noktasına getirir insanı. Yine de bizim coğrafyamızda günler bu ayda bir hayli uzamış olduğundan, güneşin çıkmasıyla bahar havası hemen hissettirir kendini. Bu yüzden bu ayda, kışın bitişinin rahatlığı ile bahara girişin telaşı aynı anda yaşanır, …

23 Şubat 2019 Cumartesi

Endülüs’e Ağıt

Öğr. Gör. Cuma KARAN
            Ahh Endülüs! Vaah Endülüs!
            Hüznüm, gamım ve kederim o kadar beni kuşatmış ki sana yakışacak bir ağıtım, ayrılışına dayanacak bir takatim yok,  hüznümü ifade edecek kelimeler boğazımda düğümleniyor, sadrımdaki satırları yazmaya elim titriyor. Ne olur ağıtımı da böyle kusurlu halimle kabul et ey Endülüs!

22 Şubat 2019 Cuma

Başsağlığı

Mesleki hayatı boyunca İslam Tarihine çalışmalarıyla ve yetiştirdiği akademisyenlerle hizmet etmiş olan değerli meslektaşımız Prof. Dr. Ahmet Önkal'ın acı kaybı camiamızı derin bir üzüntüye gark etmiştir. Ailesi, İslam Tarihçileri ailesi ve diğer meslektaşlarımızın başı sağ olsun.
Prof. Dr. Mehmet ŞEKER
İslam Tarihçileri Derneği Başkanı

1 Şubat 2019 Cuma

Ateistlere Deistlere ve Bilime Din Gibi İnananlara Sorular

ATEİSTLERE DEİSTLERE VE
BİLİME DİN GİBİ İNANANLARA
SORULAR

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
Ateistler, deistler ve bilimi din gibi gören çevreler sürekli sordukları sorularla dindar kesimi zorlamayı ve özellikle gençlerin kafasını karıştırmayı hedeflemektedirler. Soruların kimisi “din bir tane ise neden birden çok mezhep var?” gibi basit ama bilgisiz kimselerin aklını çelmeye yönelik, kimisi “Allah evreni yarattı peki Allah’ı kim yarattı?” gibi absürt, kimisi Tanrı’ya inanmadıkları halde Allah’ı sorgulayan, ona konum biçmeye çalışan veya dinin inanç ve ibadetlerini kafalarına göre dizayn etmeye çalışan bir ukalalıkta, kimisi aslında insanlığın tümünü ilgilendiren, dolayısıyla kendilerinin de cevap vermesi gereken sorular, kimisi ise doğal ve geleneksel olan her şeyi sorun olarak gören normal dışı bir psikolojinin yansıması… Dayandıkları iki temel argüman var: birincisi kötülük problemi, ikincisi ise evrenin zaten işlediği dolayısıyla bir Tanrı’ya ihtiyaç duymayacağı. Madem onlar hep bize soru soruyor ve cevap istiyorlar. Biraz da biz soralım…

28 Ocak 2019 Pazartesi

Osmanlı Mimarisinde Ermeni Etkisi Meselesi - I

Doç. Dr. Cahit Külekçi
Tebea-i Devlet-i ‘Aliyye’den olan Ermenilerin, İstanbul’un fethinden hemen sonra devletin merkezinde iskân ettirildikleri bilinmektedir. Bu durumdan farklı olarak bazı dönemlerde Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yaşamlarını sürdüren özellikle zanaât sahibi Ermeni ailelerinin de mezkûr iskân politikaları nedeniyle İstanbul’a göç ettirildiği târîhen sâbittir.
Göç ettirilme tabiri, kendi içerisinde bir tür zorunluluğu barındırsa da Osmanlı’nın söz konusu iskân politikası çerçevesinde bu durumu anlamlandırmak gerekir. Buradaki zorunluluk şehrin imarıyla ilgilidir ve devletin hizmetinde çalışması öngörülen Ermenilerin bireysel olarak tercihte bulunma hakları her zaman saklı kalmıştır.

15 Ocak 2019 Salı

İbn Haldûn'a Göre İktisat

İsmail Tanrıverdi (1)
Özet 
         Batının aydınlanma çağından yaklaşık üç asır önce yaşamış bir sosyal bilimci olan İbn Haldun ortaya koyduğu fikirlerle çağının çok ötesine dahi ışık tutmuştur. Tespitleri günümüzde bile hala birçok sosyal bilimci için yön verici konumdadır. Bu çalışmada İbn Haldun’un iktisat ve ekonomi hayatı hakkında ortaya koyduğu bazı tespitleri üzerinde durulacaktır. Devletlerin ve bireylerin temel yaşam öğelerinden olan ekonominin önemi, özelliği, unsurları İbn Haldun’un görüşleri çerçevesinde ele alınacaktır. Bu minvalde vergi sistemi, emek, kazanç yolları, piyasanın belirlenmesi, şehir hayatının ekonomiye etkisi, ticaret ve mesleki sanatlar gibi konular üzerinde durulacaktır.  
Anahtar Sözcükler: İbn Haldun, İktisat, Ekonomi, Mukaddime.

14 Ocak 2019 Pazartesi

Zulüm Gözü Kör Edince

ZULÜM GÖZÜ KÖR EDİNCE
–ATEŞ BACAYI SARDI
UYUYAN DEV UYANDI
KÖR MEDENİYETİN KAPISINA DAYANDI–
Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Hafif güneşin kendisini gösterdiği bir öğlen vakti, bir masanın etrafına oturmuşuz, önümüze gelen çaylarımızı yudumluyoruz. O sırada televizyonda bir haber, hepimizin dikkatini çekti: Kuzey Amerika’dan kopup gelen büyük göçmen konvoyu Meksika’nın Amerika sınırına ulaşmış ve sınırı geçmek için hücum ediyorlar var güçleriyle. Çullanıyorlar demir bariyerlere… Aşmak için engelleri, her yolu deniyorlar… Amerikan güçleri de ellerindeki bütün modern silah, araç ve gereçleri kullanarak gözünü karartmış koca kitleyi durdurmaya çalışıyorlar. O sırada sınırı henüz geçmiş bir baba ve henüz yedi yaşındaki kız çocuğunu Amerikan güçleri tutuklamışlar. Çocuk günlerdir yaşadığı açlık ve bitkinliğin etkisiyle hayata gözlerini yummuş. Amerika tarafından yapılan açıklama, çocuğun böbrek yetmezliğinden öldüğü. Gayr-i resmi açıklama ise çocuğun aşırı sıvı kaybının yol açtığı ani kalp durmasısonucu öldüğü. Çocuk mu öldü, insanlık mı? Varın siz düşünün! Düşünmeye ne gerek, her şey o kadar açık ki! Ama modern dünyanın umurunda mı? Bir çocuk ölmüş böbrek yetmezliğinden ya da kalp durmasından… Kime ne?! Nasıl olsa yollar yürünmekle aşınmaz… Tramp tramp tramp… 

13 Ocak 2019 Pazar

Habakkuk Kitabındaki Hz. Muhammed (sa) Müjdesi


İşte Peygamber Habakkuk'tan Efendimizin (sa) gelişinin müjdesi:

Tanrı Teman'dan,
Kutsal Ruh (Hz. Muhammed) Paran Dağı'ndan geldi. (Salat)
Görkemi kapladı gökleri,
O'na sunulan övgüler (hamdı) dünyayı doldurdu.

Güneş gibi parıldıyor,
Elleri ışık saçıyor.
Gücünün gizi ellerinde.
Yayılıyor salgın hastalıklar önüsıra,
Ardısıra da ölümcül hastalıklar.
Duruşuyla dünyayı sarstı,
Titretti ulusları bakışıyla,
Yaşlı dağlar darmadağın oldu,
Dünya kurulalı beri var olan tepeler O'na baş eğdi.
Tanrı'nın yolları değişmezdir.
Kuşan çadırlarını çaresizlik içinde gördüm,
Midyan konutları korkudan titriyordu.
(Kitabı Mukaddes / Habakkuk Kitabı)

Not: Tevrat'ta İsmail (as) peygamberin yerleştiği yer Paran olarak geçer. 

Sakar ne demektir?

Sakar'ın cehennemin adlarından biri olduğunu biliyorsunuz değil mi?

Türkçe'deki sakar ise eli ve ayağı ile sık sık kazalar yapan kimse anlamına gelir. Peki bu sakar'ın cehennem ismi olan sakar ile bir alakası var mıdır? Mümkündür. Me'va (düzgünce gidilen) cennetine karşı, sakar (düşüp kalkan, yuvarlanan, bir türlü yolunu bulamayan) cehennemi...

Dede Korkut kitabında SAKAR alnında uğursuzluk nişanı bulunan kişi, uğursuzluk ile damgalanmış kişi anlamına gelir. Cehennem sakarından uzak bir mana değil.

Sakar ile ilgili başka açıklamalar da mevcut. Arapça'daki ve Kuranda geçen şekli (سقر). Ancak (صقر) şeklinde de söyleniyor. Sad ile olanı Şahin/Atmaca kuşu anlamına gelir. Sin ile olanı ise yakıp kavuran, eriten ateş anlamınada kullanılıyor.

Sakara cehemmen manasını Kuran kazandırmış olabilir. Çünkü ayette. (سأصليه سقر وما أدراك ما سقر لا تبقي ولا تذر لواحة للبشر) denilmiştir. Yani "Ben onu Sakar'a ulaştıracağım. Onun ne olduğunu biliyor musun? Onu ne bırakır ne de vazgeçer. (Yakıp yıkar anlamında). O insan derisini kavurup eritir." Ayette de görüldüğü gibi sakar önceden Peygamber ve kuşağının bildiği bir kelime değildi yani.

Sakar Arapça'da hileci, düzenbaz, anlamında da kullanılmıştır. Bu yüzden eski Türkçe'deki uğursuz manasından uzak değil.

Sakar ile ilgili bir başka açıklama da şudur: Onun kafası atmayacaya benzeyen bir cehennem zebanisi olduğu söylenmiştir. Kadim Mısır inançlarında da kafası kartala benzetilen bir cehennemin tanrısı betimlenmiştir.

1 Ocak 2019 Salı

Paranoyak Erkek

Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Bağırarak uyandı. Yatağın içinde oturdu. Her tarafını ateş basmıştı. Kışın soğuk havasında buram buram terliyordu. Onunla birlikte eşi de uyanmıştı. Bir büyük suç işlemiş gibi başını öne eğmiş, derin bir pişmanlık içinde sürekli iç geçiriyordu. Kafasını hafifçe kaldırdı birden yanında bir kadın gördü. Hemen geriye doğru sıçradı, yataktan çıktı, ayağa kalktı. Yalvarır gibi bir sesle karısıyla konuşmaya başladı.

26 Aralık 2018 Çarşamba

Hariciliğe Farklı Bir Bakış-IV


Prof. Dr. Mehmet Azimli

Haklarında Üretilen Rivayetler
Hariciler Şia’dan çok sert tavır gördükleri gibi benzer bir tavrı Sünni algıdan da görmüşlerdir. Onları kötülemek üzere yığınlarca rivayet uydurulmuş, Hz. Peygamber’in dilinden hadisler üretilmiştir. Hz. Peygamber’den yaklaşık 30 sene sonra ortaya çıkan bu fırka için Sünni dünyanın hadis literatüründeki en önemli kitaplarında bab başlıkları oluşturulmuş ve üretilen rivayetler buralara yerleştirilmiştir. Bunlar da “Delail-i Nübüvvet” çerçevesinde sunulmuştur. İşte bunlardan birini Buhari şöyle aktarır:

19 Aralık 2018 Çarşamba

Kur’an’ın Dilsel Mahiyeti


Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
Yüce Allah her peygambere gönderdiği kavmin dilinde vahyi indirmiştir. Şu ayet meali bu gerçeği ifade etmektedir:  İstisnasız her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açık açık anlatsın; bundan sonra Allah dilediğini sapkınlık içerisinde bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. O, güçlüdür, hikmet sahibidir.” (İbrahim 14/4) İbn Kesîr ayetin açıklamasında bunun Yüce Allah’ın halkına yönelik bir sünneti yani değişmez muamelesi olduğunu dile getirir. (bk. İbn Kesir, Tefsir, ilgili ayet yorumu)  Yüce Allah bu sünneti doğrultusunda vahyini kimi zaman İbranice, kimi zaman Süryanice kim zaman da Arapça indirmiştir. Cebrail vasıtasıyla bütün bu dillerde inen ilahî kelamlar, Allah’ın zatıyla kaim kelamına delalet etmektedir. Vahyi indiren, alemdeki hiçbir türe benzemeyen kadîm olan Allah’tır. Allah hitabını peygambere bir cümle şeklinde bildirdiğinde ona uygun sesler yani Arapça’nın ya da bir başka dilin kalıplarına uygun lafızlar yaratır, ardı sıra onları muhataba işittirir” (Bâkıllânî, et-Takrîb ve’l-İrşâd es-Sağîr (nşr. Abdullah b. Ali Ebû Zenîd), Beyrut 1413/1993, I, 322; Ebü’l-Muin en-Nesefî, Tebsıratü’l-edille, DİB Yayınları, Ankara 2004, I, 372)

Hariciliğe Farklı Bir Bakış-III


Prof. Dr. Mehmet Azimli

Harura
Hz. Ali, tahkimi kabul edince ordudan daha sonra Harici olarak nitelendirilen ve sayıları bazı rivayetlerde 12.000 olarak verilen grup ayrılarak Harura’ya gitti.[1] Hz. Ali onlarla konuşmak için önce İbn Abbas’ı gönderdi. Onlar ilk olarak “Hz. Ali’nin, Yusuf 40. ayette geçtiği üzere[2] Kur’an yerine insanların hükmüne razı olduğunu” belirttiler. İkinci olarak “eğer karşı taraf mümin ise mümine karşı savaşmak haram iken niye bizi savaştırdı, değilse niye yok edinceye kadar savaştırmadı, ganimet ve esir almaya izin vermedi?” Üçüncü olarak, “kendisini müminlerin emiri konumundan niye düşürdü?” Şeklinde sorular sordular. Tabi ki bunlara verilen cevaplar onları tatmin etmiyordu.[3]

18 Aralık 2018 Salı

Sadece Gelecekten Endişe İçinde Bulunanlara

 Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca
Günümüz İslam dünyasının hemen hemen her yerinde safdil bazı eskici ve yeniciler, dindar hayranlarının hayran bakışları ve teveccühlerine calip retoriklerinin bir gün yanlışlanabileceğinden veya mahallelerinde hatta semt, ilçe, il ve ülkelerinde popülerleştikçe belki bir gün kendilerine kötü gözle yaklaşabileceğinden ve dolayısıyla bugüne kadar bu halleri ile kazandıkları tüm kazanımlarının berhava olabileceğinden korkuyorlar.  Çok bilgili ve önemli oldukları zehabına kapılmış ve kendilerini adeta birer kurtarıcı gibi gören bu iki gurup mensupları, komik bir şekilde aynı anda -dereceleri farklı olsa da- popülerleştikçe, hayranlarının, tabilerinin ve övücülerinin artmasıyla kazanımlarının artırılması ümidini de taşımaktadırlar. İkisi de son kertede mümin olarak devam etmelerinin ve görünmelerinin en iyisi olduğunu çok iyi biliyor ve bunun farkındalar. Bu senaryoyu yazan ve bu sözde kurtarıcıları konuşturan her şeyi bilmekte, görmekte ve bıyık altında her ikisinin bu basit haline gülmektedir. Çünkü her şey bir plan dâhilinde ve hiçbir aksama olmadan işlemektedir. Onlar ise gerçekte oyuna düşürülmüş veya bu oyunu bilinçli veya bilinçsiz kabul etmiş bir piyondan başka bir şey değiller. Belki düşündükleri güzel veya çirkin şeylerle karşılaşabilirler veya aksi de mümkündür. Ama bunun hiçbir önemi yoktur. Çünkü onlar senaristin daha büyük amaçları için yem ve kurban hükmündedirler ve senarist için ikisi de birbirlerinin aynısıdırlar. 

13 Aralık 2018 Perşembe

Ebu’l-Beşer el-Ebyazî Yazdı: Hz. Peygamber’in (sav) Vedâ Hutbeleri

Ebu’l-Beşer el-Ebyazî
Hz. Peygamber’in (sav) Hicretin onuncu yılında (Miladi 632) gerçekleştirdiği haccına Vedâ Haccı, bu esnada toplanan Müslümanlara hitabına da Vedâ Hutbesi adı verilir. Vedâ hutbesi (Hutbetü’l-Vedâ) tabiri İslâm tarihi kaynakları arasında ilk defa Câhiz’in el-Beyân ve Tebyîn’inde zikredilmiş (nşr. Abdüsselam M. Hârûn, I-IV, Kahire 1968, II, 30-31), kendisinden sonra gelen Müslüman müellifler de bu tabiri kullanmıştır. Öyle ki, gerek İslâm dünyasında, gerekse ülkemizde bu tabirin isminde yer aldığı müstakil eserler kaleme alınmıştır.  Hâşim Sâlih Mennâ’nın Hutbetü’r-Rasûl fî Hacceti’l-Vedâ, (Dübey 1996); Cihan Aktaş’ın Vedâ Hutbesi: İnsanın Temel Hakları,(İstanbul 1992); Vehbi Ünal’ın, Peygamber Efendimizin Vedâ Hutbesi,(İstanbul 1998) ve Yavuz Ünal’ın Hz. Muhammed’in Vasiyeti (Vedâ Hutbesi),(Çorum 2006) kitapları buna örnek olarak verilebilir.

Ahanda Cini Gördüm!

Prof. Dr. Cağfer Karadaş
Gecelerin uzun, gündüzlerin kısa olduğu zamanlardı. İlkokula yeni başlamıştım. Ders dinlemekten, koşup oynamaktan bir hayli yorulmuştum. Eve geldiğimde kimse dokunmasa ya da seslenmese hemen bulduğum ilk yere düşüp uyuyacak gibiydim. Zaten eve geldiğimde işler beni bekliyordu. Eee… ne de olsa ben bir yumuş oğlanıydım. Evin abdest ibriklerini doldurmak, anacığımın ocağı tutuşturmak için istediği tezekleri getirmek benim işimdi. Anlayacağınız köy yerinde yaşına göre herkese bir iş vardı. İşlerimi bitirdiğimde artık uykum da iyice kaçmıştı. Zaten akşam olmuş, sofra hazırlanmıştı. Üşüştük ailecek sofranın başına, Allah ne verdiyse yedik, doyduk. Ne güzel günlerdi o günler… Büyükler arada bir uyarırdı: Yavrum önünden ye, kaşığına az yemek al, sakın sofraya doğru aksırma, döke saça yeme… Sofralar aynı zamanda edep ve adabın öğrenildiği yerdi.

12 Aralık 2018 Çarşamba

Hariciliğe Farklı Bir Bakış-II


Prof. Dr. Mehmet Azimli
Tahkim’de Haklımıydılar?
Hariciler için söylenen yaygın anlatım “hem Tahkim’i istedikleri hem de tahkim gerçekleşince Hz. Ali’ye karşı çıktıkları” şeklindedir.[1] Yani Kur’an sahifelerinin kaldırılması üzerine Haricilerin Hz. Ali’yi Tahkim’e zorladıkları,[2] yaklaşık 20 bin Haricinin Hz. Ali’yi tehdit ederek savaşı bıraktırttığı aktarılır.[3] Bu görüşü teyit bağlamında Hz. Ali’nin “ben size savaşa devam dedim siz bıraktırdınız” dediği nakledilir.[4]

8 Aralık 2018 Cumartesi

حال المسلمين في يومهم هذا

حال المسلمين في يومهم هذا

تفرقوا علي طريق الشيطان واقتتلوا 
  قائدهم الكفر واتخذواالاءسلام عدوا 

ماالفرق اءذا بين المسلم وأعدائه
ان كانوا علي نفس الدستور في العيش و القدر

لاوالله لا يفلحون ما داموا يعيشون في ظل كفرهم
والكفار آمرفي امرهم الدهر و الايمان

تركوا القرآن والسنة في وسوسة الشيطان
حتي غلبتهم انفسهم في ارتداد و السفه

يتذبذبون في الضلال لا حلال لهم ولا حرام

احسان ثريا صيرما













5 Aralık 2018 Çarşamba

Hariciliğe Farklı Bir Bakış-I


Prof. Dr. Mehmet Azimli
Giriş
Hariciler, Hz. Ali döneminde ortaya çıkmış olup fikirlerini tam olarak ortaya koyamamış, kendini anlatamamış, sürekli olarak taşkınlıklarıyla gündeme gelen, bu sebeple marjinal olarak yaşamak zorunda kalan bir gruptur. Dindardırlar, Kur’an’ı her konuda öncelerler. Bunlarda samimi bedevi imanı vardır. Cömert ve sertlikleri ile meşhurdurlar.[1]

28 Kasım 2018 Çarşamba

Hâricî İbadilerin Örnek Aldığı Bir İmam: Rüstemîlerin Kurucusu Abdurrahman b. Rüstem


Prof. Dr. Mehmet Salih ARI
İslâm Tarihinde ortaya çıkan siyasi ve itikadî ekoller, belli şahsiyetleri ön plana çıkarmaktadırlar. Ehl-i Sünnet mensupları Hulefa-yı Raşidin olarak adlandırılan dört halifeyi ön plana çıkarırken özellikle onlar arasında adaletiyle, ilk kurumları tesis etmesiyle ve diğer uygulamalarıyla Hz. Ömer’i birçok açıdan örnek gösterirler. Bunun yanında Hariciler, Mutezile ve Zeydiler Hz. Ömer’in hilafetini meşru kabul ederek onun uygulamalarını örnek olarak gösterirler. Hatta birçok konuda onun dönemindeki uygulamaları icma konusu yapmaktadırlar. Yine sözü edilen mezhep mensupları Ömer b. Abdülaziz’e de ayrı bir önem atfetmekte ve onun uygulamalarını örnek göstermektedirler. Onun döneminde Şiî ve Harici isyanların durma noktasına geldiği bilinmektedir. Bu iki önemli tarihi şahsiyetin örnekliği gibi Harici İbadiler arasında da önemli bir konuma sahip olan menkıbeleri dilden dile dolaşan bir lider (imam) bulunmaktadır. Bu kişi Rüstemîler devletinin kurucusu İran’dan Afrika’ya göç eden bir ailenin çocuğu olan Fars asıllı Abdurrahman b. Rüstem’dir. Onun soy şeceresi genellikle şu şekilde gösterilmektedir: Abdurrahman b. Rüstem b. Behram b. Sabûr b. Bâzân b. Sabûr Zi’l-Ektâf (Fars Kralı).[1] Abdurrahman b. Rüstem’in Emevîlerin son döneminde Kayrevân’a geldiği anlaşılmaktadır. Buradaki ilim ortamında iyi bir seviyeye gelen İbn Rüstem, İbâdîler’in Basra’ya gönderdiği ilk beş bilgin arasına girebilmiştir.[2]

Ğadir-i Hum’un Aslı Nedir?


Prof. Dr. Mehmet Azimli
Şia’nın Hz. Ali’nin, hilafete Hz. Peygamber tarafından atandığına dair önemle ileri sürdüğü delillerin başında Ğadir-i Hum olayı gelir.[1] Bu anlatıma göre özetle; Hz. Peygamber Veda haccı dönüşü Ğadir-i Hum[2] mevkinde Hz. Ali’nin elinden tutmuş ve onun kendinden sonra halife olmasını vasiyet ettiği anlamına gelen sözler söylemiştir.[3] Dahası olayla ilgili olarak Hz. Peygamber’e -esasen Yahudiler hakkında nazil olan- Maide-67’deki “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O’nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun.” ayetinin nazil olduğu iddia edilmiş ve mesele Hz. Peygamber’in peygamberlik görev şartlarının Hz. Ali’nin imametini ilan etmesine bağlı olduğu noktasına kadar götürülmüştür.[4]

24 Kasım 2018 Cumartesi

Kıbrıs’ta Sultan Halamızı Ziyaret

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
Bismihî Teâlâ…
Rahmeti Engin Rabbimize Hamd, Gönderdiği Rahmet Elçisine Selam…
*
Efendim, O’nun halası bizim de halamız olur nitekim. O’nun halasını ziyaret etmek de, sanki kendi halamızı hatta bütün halaları ziyaret gibi olur herhalde. Halaların şahı ve feriştahı desek çok abartmış olmayız inşallah…

Yazarlar

Beyan Yayınları

DEL PIERRO

DEL PIERRO
PIERRE MARTIN